Son 20 Yılda Dünyayı Değiştiren 3 Büyük Deprem!

Son 20 yıl içinde ”3 büyük deprem yaşandığını” belirten Davutoğlu, birincisini SSCB’nin dağılması dolayısıyla oluşan ”jeopolitik deprem” olarak, ikincisini 11 Eylül saldırılarının neden olduğu ”güvenlik depremi”, üçüncüsünü ise 2011 yılında ortaya çıkan ”ekonomi-politik deprem” olarak tanımladı.

Ahmet Davutoğlu, George Washington Üniversitesi
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye’deki krizin çözümü için bir uluslararası platform oluşturmak istediklerini ve şu anda çeşitli ülkelerle bunun istişarelerini yürüttüklerini belirterek, ”Suriye’de olanlara sessiz kalıp, ‘Rusya ve Çin veto etti, biz elimizden geleni yaptık ne yapalım, bekleyip göreceğiz’ mi diyeceğiz? Hayır, asla. Biz Türkiye olarak, herkes sessiz dursa, herkes seyirci kalsa bile, bölgemizdeki bir katliama biz seyirci kalmayacağız. Şu anda da bunu yapıyoruz. Yeni bir uluslararası farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” dedi.

Davutoğlu, George Washington Üniversitesinde öğrencilere hitap etti.

”Türkiye’nin Suriye konusunda yeni bir inisiyatif başlatma planlarına” dair bir soru üzerine Davutoğlu, Suriye’deki kriz patlak vermeden önce Türkiye olarak üç aşamalı strateji izlediklerini belirterek, ilk strateji olan ikili diyalog kapsamında, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve Suriye yönetimini reformları hayata geçirmeye teşvik ettiklerini anlattı.

Suriye yönetiminin başlarda verdiği sözler nedeniyle ilk aşamalarda iyimser olduklarını ifade eden Davutoğlu, bir süre sonra umutlarının azalmaya başladığını ama hala bu uğurda çaba göstermeye devam ettiklerini söyledi. Davutoğlu, ”Beşşar Esad’la 7 saat görüşme yaptığım geçen Ağustos’tan bu yana, reformlar konusunda bir yol haritası üzerinde anlaştık. Ama maalesef bunları yerine getirmedi ve ikili diyaloğun etkili sonuç vereceğine dair umudumuz artık kalmadı” dedi.

Bunun üzerine ikinci aşama olarak, bölgesel inisiyatif başlatma kararı aldıklarını ve Arap Birliği ile birlikte çalıştıklarını, bu sorunu dış müdahale olmadan çözme uğraşı verdiklerini kaydeden Davutoğlu, Arap Birliğinin çözüm için elinden gelen her şeyi yaptığını, gözlemci gönderdiğini, planlar ürettiğini ancak Suriye yönetiminin yine verdiği sözleri yerine getirmediğini belirtti.

Davutoğlu, bunun ardından da üçüncü aşamada Arap Birliği, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin BM Güvenlik Konseyi’ne başvurarak, Suriye konusunda uluslararası dayanışma yaratmak istediğini ancak Rusya ve Çin’in vetosu nedeniyle çıkmaza girildiğini söyledi.

Dolayısıyla bugünlerde temelde Arap Birliği ile olmak üzere yeniden bir değerlendirme yaptıklarını anlatan Davutoğlu, bu bağlamda Arap Birliği Dönem Başkanı, Arap Birliği Genel Sekreteri ve bazı Avrupalı yetkililerle görüştüğünü, Pazartesi günü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la da bu konuyu ele alacağını bildirdi.

-”Uluslararası bir platform”-

Tüm bu istişarelerin ardından bir uluslararası platforma sahip olmak istediklerini kaydeden Davutoğlu, ”Eğer BM bu doğrultuda işleyiş gösteremiyorsa, Suriye halkını destekleyecek ve bu kanlı katliama karşı onlarla dayanışma gösterecek bir uluslararası platform… Bu platformun temel ruhu bu olacak. İçeriği ve yapısı gibi detaylar, bu istişarelerin ardından belirlenecek” diye konuştu.

Suriye halkının her gün ölmesine ve uluslararası toplumun da buna seyirci kalmasına izin veremeyeceklerini vurgulayan Davutoğlu, 1990’larda Miloşeviç’e bağlı güçlerin 3 yıl boyunca Saraybosna’ya saldırdığı zaman uluslararası camiada yeteri kadar tepki gösterilmemesinin acısının hala hissedildiğini anımsattı.

”Bu bizim etik ve vicdani sorumluluğumuz” diyen Davutoğlu, Humus’ta yaşananlardan bahsederek, ”Bir şehir gün be gün çöküyor, aynı Saraybosna’da olanlar gibi. Sessiz kalıp, Rusya ve Çin veto etti, biz elimizden geleni yaptık ne yapalım, bekleyip göreceğiz mi diyeceğiz? Hayır, asla. Türkiye olarak, herkes sessiz dursa, seyirci kalsa bile, bölgemizdeki bir katliama biz seyirci kalmayacağız. Şu anda da bunu yapıyoruz. Yeni bir uluslararası farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” dedi.

Davutoğlu, bir soru üzerine de oluşturulması planlanan yeni platformun kararlarıyla, hatta ismi hakkında şimdiden bir yargıda bulunamayacaklarını kaydederek, ”Demokratik Suriye’nin Dostları olabilir ya da başka bir ad olabilir. Tüm bu kararlar istişareler sonucunda alınacak. Önemli olan şey, gözlerimizi Suriye’de olanlardan ayırmamamız ve Suriye halkıyla uluslararası dayanışmayı, Beşşar Esad rejimine baskıları devam ettirmemiz” diye konuştu.

-”Hiçbir ülke sivillere karşı terörist saldırıyı hoş göremez”-

Bakan Davutoğlu, ”Türkiye’de Kürtlerin baskı altında olduğunu” iddia eden bazı katılımcıların soru ve yorumları üzerine, Türkiye’nin ne kendi bölgesinde ne de dünyada savaşı desteklediğini, şiddeti teşvik ettiğini, tam tersine yıllardır barış diplomasisi yürüttüğünü, sorunların çözümünde aktif gayret gösterdiğini vurguladı.

”Türkiye’nin şu anki siyasetini iyi anlamanızı dilerim” diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

”Türkiye’nin bugünkü siyaseti demokrasiyi temel almaktadır. Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşları da diğer tüm vatandaşlarla aynı haklara sahiptir. Bir gün lütfen Meclis TV’yi açın ve milletvekillerinin görüşlerini nasıl ifade ettiğini dinleyin. Özellikle de baskı altına olduklarını iddia ettiğiniz kişileri… Görüşlerini nasıl serbestçe dile getirdiklerini dinleyin. Türkiye’de geçen yıl serbest ve adil seçimler düzenlendi ve Kürt nüfusun yoğun olduğu kentlerde bile bizim partimize diğer tüm partilerden daha çok oy çıktı. Çünkü bu onların özgür seçimi. TBMM’de de her tür fikirler dile getiriliyor. Sosyal hayatta da her şey tartışılıyor. Bugünkü Türkiye’ye dair tanımlamanız, 1990’lı yıllardaki güvenlik odaklı Türkiye’yi yansıtıyor.”

-”PKK, Soğuk Savaş’ın arkaik bir yapısı”-

Ancak, ”hiçbir ülkenin sivillere karşı terörist saldırıları hoş göremeyeceğine” dikkati çeken Davutoğlu, ”Tüm fikirlere hoşgörü gösterebiliriz, demokratik bir toplumuz ama hiç kimse, Amerikalılar, Avrupalılar, hiçbir demokratik ülke, terör saldırılarına müsamaha göstermez. Bölgedeki diktatoryal rejimler gibi terör örgütü PKK da Soğuk Savaş’ın arkaik bir yapısı” dedi.

Türkiye’de cezaevinde olan Kürtlerin, ”Kürt oldukları için cezaevinde olduğunu” söylemenin doğru olmadığını da belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

”Türkiye, evrensel adil yargı sisteminin bir parçası. Türkiye’de Avrupa Konseyi’nin değerleri, ilkeleri ve mekanizmalarıyla tutarsız hiçbir şey yok. Türkiye’yi hukukun üstünlüğünün, ifade özgürlüğünün olmadığı diktatoryal rejimlerle karşılaştıramazsınız. Eğer bazı insanlar askeri darbe düzenlemeye çalışıyorsa ya da bazı terör eylemlerini destekliyorsa; bu bir iddia, bunun haklı ya da haksız olduğuna dair söylemiyorum; bunlar yargı sürecine giren konular. Eğer benim fikrimi sorarsanız, ben bu yargı süreçlerinin mümkün olduğu kadar erken tamamlanmasını, uzamamasını ümit ederim.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda bazı yanlış uygulamalar vardı, o yıllarda birçok öğrenci ideolojileri ya da kıyafetleri yüzünden sorunlar yaşadı. Ama bugün hiçbir Türk üniversitesinde böyle bir durum söz konusu değil. Tabii ki daha fazla ilerleme katetmek gerekiyor ve bunu yapacağız ama bunu Türk’ü, Kürt’ü, Sünnisi Alevisi, bu bölgedeni, o bölgedeni, tüm Türk vatandaşlarıyla yapacağız. Bu başarıyı, Türkiye’nin bir vatandaşı olarak, hiçbir etnik ya da mezhepsel kimliğe referans yapmadan, birlikte sağlayacağız, çünkü bu kimliklere saygı gösteriyoruz ve hiç kimse bizi etnik ya da mezhepsel kimliklere göre bölemeyecek. Bizler aynı devletin eşit vatandaşlarıyız, aynı tarihin kardeşleriyiz. Sorunlarımızı omuz omuza birlikte çözeceğiz.”

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ”Soğuk Savaş yapılarının Ortadoğu bölgesinden silinmesi” gerektiğini belirterek, ”Biz geçen yıl Esad’ın Suriye’nin Gorbaçov’u olmasını istedik ama o Suriye’nin Miloşeviç’i olmayı tercih etti” dedi.

George Washington Üniversitesinde öğrencilere hitap eden Davutoğlu, tüm yorgunluğuna rağmen öğrencilerle birlikte olmanın kendisine enerji verdiğini söyledi.

Tarihte bugün gelinen noktayı anlamak için yüzyıla bakmak gerektiğini belirten Davutoğlu, her büyük savaştan sonra yeni bir uluslararası düzenin oluştuğunu veya oluşturulmaya çalışıldığını ifade ederek, Napolyon savaşlarından sonra Viyana Kongre’sinin, 1. Dünya Savaşı’ndan Milletler Ligi, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’in kurulduğundan örnek verdi.

Davutoğlu, ancak ”neredeyse yarım yüzyılı bulan, çok kapsayıcı ve fazla kanlı Soğuk Savaş döneminden sonra ne Birleşmiş Milletler ne Viyana Kongresi gibi kapsayıcı bir oluşum meydana geldiğini ne de uluslararası siyaset, ekonomi, kültür ve küresel düzeni etkileyen yeni değerler ortaya çıktığını kaydetti.

Teknolojideki büyük değişime rağmen uluslararası sistemin genel yapısının hala Soğuk Savaş dönemiyle aynı kaldığını, Suriye konusundaki BM oylaması sonucunun da bunun bir örneğini yansıttığını anlatan Davutoğlu, küresel ekonomik, siyasi ve kültürel sistemde yeni reforma ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

-Son 20 yılın 3 depremi…-

Davutoğlu, ayrıca, bugünkü gelişmeleri ”deprem” kavramından yola çıkarak değerlendirdi.

Son 20 yıl içinde ”3 büyük deprem yaşandığını” belirten Davutoğlu, birincisini SSCB’nin dağılması dolayısıyla oluşan ”jeopolitik deprem” olarak, ikincisini 11 Eylül saldırılarının neden olduğu ”güvenlik depremi”, üçüncüsünü ise 2011 yılında ortaya çıkan ”ekonomi-politik deprem” olarak tanımladı.

Davutoğlu, ”üçüncü depremin” ekonomi boyutunun Avrupa’daki krizden, siyasi boyutunun da Ortadoğu’daki ayaklanmalardan kaynaklandığını kaydederek, ”Bu depremlerin hepsi, bizim Soğuk Savaş sonrası ihtiyaç duyduğumuz yeni uluslararası ekonomik, siyasi ve kültürel düzenin eksikliğinin doğal sonucudur. Soğuk Savaş’tan bugüne kadar, bu krizlere cevap verebilmek için yeni bir norm seti, yeni kurumsal yapılanmamız olmadı ve önümüzde büyük zorluklar bulunuyor” dedi.

”Üçüncü depremi” meydana getiren Avrupa’daki ”ekonomik kriz” ile Ortadoğu’daki ”siyasi kriz”in tam ortasında yer alan Türkiye’nin, siyasi olarak istikrarlı, ekonomik olarak canlı ve dinamik, dış politikada da yükselen bir güç olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye’nin bu yapısıyla tarihin doğru tarafında yer aldığını söyledi.

Davutoğlu, bugün Ortadoğu’daki çatışmanın Sünni-Şii, Müslüman-Müslüman olmayan, Arap-Arap olmayanlar veya Batılı-Batılı olmayan güçler arasında değil, Soğuk Savaş yapısıyla, toplumun yeni dinamik güçleri arasında yaşandığını belirterek, Hüsnü Mübarek, Beşar Essad, Bin Ali ve Muammer Kaddafi’nin hep Soğuk Savaş ideolojisinin devamı olduğunu kaydetti.

Aslında bu ideolojinin 1990’larda bitmesi gerektiğini belirten Davutoğlu, ”Bu konuda bir öz eleştiri de yapmalıyız. Doğu Avrupa’da demokrasi, özgürlüğü destekleyen ülkeler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da statükoyu savundu” dedi.

Radikal grupların iktidara gelmesi endişesiyle bunun yapıldığını ama artık bu yeni dönemin herkes için büyük test olacağını belirten Davutoğlu, geçmişteki fırsatların kaçırılması nedeniyle Arap halkının batının objektifliğine güveninin kalmadığını, bu döneme ise artık pozitif yaklaşım sergilemek ve bu ülkelerdeki kendiliğinden gelen demokratik sisteme güvenmek gerektiğini ifade etti. Davutoğlu, ”bölgesel uyanış” olarak tanımladığı Arap dünyasındaki gelişmeleri herkesin desteklemesi gerektiğini kaydetti.

-”Diktatörlüğün yanılsaması”-

Ortadoğu’daki devrik liderlerin hep güvenlik bahanesiyle özgürlükleri kısıtladığını ama bunun insanlık doğasına ve tarihin akışına aykırı olduğunu anlatan Davutoğlu, ancak teknolojinin gelişmesi ve Twitter, Facebook gibi gençlerin kullandığı sosyal paylaşım ağlarıyla otoriter liderlerin her bir vatandaşını kontrol edebilme şansının kalmadığına dikkati çekti.

Kendi küçük kızının, yazı yazdığı daktilosunu gördüğündeki ”milattan önceki bir arkeolojik eseri keşfetmiş gibi” büyük şaşkınlık yaşadığından örnek veren Davutoğlu, ”Mısırlı gençlerin daktilo kullandığı dönemde Mübarek iktidardaydı, Mısırlı gençler Facebook kullanırken Mübarek hala iktidardaydı. Bu tarihin doğasına aykırı” dedi.

Davutoğlu, Tunus, Mısır, Suriye gibi bölge ülkelerindeki diktatörlerin neden iktidardan ayrılmak istemedikleri veya neden reform için ikna edilemediklerini de şu cümlelerle açıkladı:

”Bu diktatörlüğün bir yanılsaması. Kendilerinden daha başka bir deneyim görmedikleri için diktatörlüğün sürdürülebilirliği onlara doğal ve olması gereken bir şey gibi geliyor. Bu bir yanılsamadır. Demokrasiyle ilgili birçok tartışma yapılabilir ama bir analiz yapacağım; Eğer bir ülkede önceki devlet başkanı barışçıl yollardan ayrılıyorsa, o rejim demokratiktir, eğer o ülkede bir önceki başkan yoksa, o ülke otokratiktir. Ortadoğu’da, Kaddafi, Saddam, Salih veya Mübarek’e bakın, o ülkelerde yaşayan başka bir önceki başkan, başbakan yok” dedi.

-”Essad, Miloseviç’i olmayı seçti”-

Davutoğlu, Rusya’nın kendilerine geçmişte Esad ile iyi ilişkilerini hatırlatması üzerine şunu dediklerini de söyledi:

”Evet, 9 yıl iyi ilişkimiz vardı çünkü o zaman Esad kendi halkına karşı savaşmıyordu. Biz geçen yıl Esad’ın Suriye’nin Gorbaçov’u olmasını istedik ama o Suriye’nin Miloşeviç’i olmayı tercih etti. Bu problem.”

Türkiye’nin de ana yaklaşımının üç sütununu ”demokratikleşme, güçlü ekonomi, iddialı ve proaktif dış politika” olarak tanımlayan Davutoğlu, Türkiye’nin ”üçüncü depreme” bu felsefeyle girdiğini söyledi.

Davutoğlu, Türkiye’nin bölge ülkelerine ”rol modeli” olmak gibi iddiası olmadığını çünkü her ülkenin kendi eşsiz özelliğine sahip olduğunu ve her ülkeye yönelik tek bir model sunulamayacağını söyledi.

Türkiye’nin Arap dünyasındaki yüksek popülerliğine değinen ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kahire’de, Libya’da coşkuyla karşılanmasını anlatan Davutoğlu, ”Neden? Birincisi Türkiye’nin demokrasisi, başarılı bir demokrasi örneği duymak istiyorlar, ikincisi Türkiye’nin ekonomik başarısı. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi Türkiye’nin aktif dış politikası ve bunu takiben prensipli bir dış politika yürütmesi ve nerede olursa olsun haksızlığa karşı sesini yükseltmesi” diye konuştu.

Sonuç olarak, üçüncü depremin hala sürdüğünü ve ne zaman son bulacağının belli olmadığını belirten Davutoğlu, ancak parlak gelecek için vizyonlarının ”özgür ve demokratik bir bölge” olduğunu söyledi. Davutoğlu, ”Soğuk Savaş yapıları bölgemizden silinmesi” dedi.

Davutoğlu, bu konuda uluslararası sistemin temel siyasi değerlerinin diyalog, kapsayıcılık, ekonomik alanda adalet, kültürel alanda da karşılıklı saygı üzerine dayanması gerektiğini, bölgesel düzende de değerlerin siyasi diyalog, ekonomik dayanışma, çok kültürlü bir arada olma ve sağduyunun olması gerektiğini kaydetti.

Davutoğlu, Türkiye olarak bu esaslara dayanan tüm yenilikleri desteklediklerini ifade etti.

-”Türkiye AB üyesi olsaydı…”-

Öte yandan, Avrupa’da ekonomik krizle birlikte teknokrat hükümetlerin başa gelmeye başladığını ve AB’nin geleceğine yönelik büyük tartışmalar olduğunu belirten Davutoğlu, tam üyeliği amaçlayan Türkiye için AB’nin geleceğinin önemli olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

”Eğer Türkiye AB’ye 2004 yılından sonra üye olsaydı, aramızda Kıbrıs gibi bariyerler olmasaydı, Fransa bazı fasılları engellememiş olsaydı, bugün biz AB üyesiydik veya müzakere sürecini neredeyse bitirmiştik. Eğer biz AB içinde olsaydık, AB siyasette stratejik olarak çok daha fazla etkili ve jeopolitik olarak çok daha önemli bir güç olacaktı, çok daha güçlü ve dinamik bir ekonomiye sahip olacaktı. Türkiye AB içinde olsaydı, AB kültürel olarak çok daha kapsayıcı, çok daha küresel bir toplum olacaktı.

Hala bizim entegrasyon hedefimiz devam ediyor. Çünkü Türkiye’nin olmadığı bir Avrupa tarihi olamaz ve olmayacak. Avrupa tarihinin bir parçası olmaya devam edeceğiz. Bunun yanında Avrupa’nın olmadığı da bir Türk kültürü olamaz ve Avrupa boyutu olmadan Türkiye vizyonu olamaz.”

Davutoğlu, eski mantalitelerin yakında sona ereceğini düşündüğünü ifade etti.