“Anayasanın Dili Sempozyumu” bitti

Anayasanın Dili Sempozyumu Tertip Heyeti adına bir açıklama yapan Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, şu ifadeleri kullandı:

“Kamuoyunun da malumu olduğu üzere, 24 Nisan 2012 Salı günü, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği önderliğinde, Ankara Büyükşehir Belediyesinin katkıları ve Türkiye Yazarlar Birliği ile Türk Dil Kurumunun iştirakleriyle “Anayasanın Dili”  konulu bir sempozyum düzenledik. 
Bu sempozyumla, yeni anayasa çalışmalarına farklı bir açıdan katkı sunmak istedik.

Mevcut anayasanın, çok önemli sorunları ve açmazları olduğu herkesin malumudur.

Ancak fazla üzerinde durulmayan, bilerek veya bilmeyerek gözden kaçırılan, bize göre çok önemli bir sorun da, anayasanın dilidir.

Biz inanıyoruz ki dilden kaynaklanan sıkıntılar, en az diğer sıkıntılar kadar önemlidir.

Mevcut anayasayı, dil yönünden incelediğimizde; kötü bir anayasa olduğu ve birçok yanlışın bulunduğu görülmektedir.

Anayasanın yazımında doğru, duru ve akıcı bir Türkçe kullanılmamıştır.

Anayasada, yazım yanlışlarına, anlatım bozukluklarına, kavram tutarsızlıklarına, gereksiz kelime ve uzun cümlelere rastlanmaktadır.

Anayasa metni, çok sayıda mantık hatalarıyla doludur.

Otoriter bir zihniyetle yazıldığı için, “kesin saygı” ve “karşılıklı içten sevgi” gibi emredici ifadeler kullanılmıştır.

Anayasada, “Sade Türkçe- Öz Türkçe” tartışmalarının oluşturduğu karmaşanın izleri görülmektedir.

Türkçenin en güzel örneği, anayasa olması gerekirken, neredeyse Türkçe açısından, özürsüz tek bir maddesi bile yoktur.

Bu problemler anayasanın kolay anlaşılır olmasını engellemiş, hatta farklı yorumlara sebebiyet vererek zaman zaman yönetim krizlerine neden olmuştur.

Anayasadaki dil problemlerine aşağıdakileri örnek olarak gösterebiliriz;
Anayasanın 3. Maddesinde, “Devletin Resmî Dili Türkçedir” denilmesine rağmen, dil sorunları daha anayasanın başlangıç bölümünde başlamaktadır.
Anayasanın, kendisi kadar, madde metinleri de, oldukça uzun yazılmıştır. Örneğin başlangıç bölümü, 26 satırdan müteşekkil, tek bir cümleden oluşmaktadır.
Dil yanlışlarının yanında, mevcut Anayasa mantık hataları ile de doludur.
Mesela başlangıç bölümünün 2’inci fıkrasında, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu …” diye başlayan bölümündeki, ”maddi ve manevi mutluluğu” ifadesi, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ne izafe edilmiştir. Oysa cumhuriyet bir nesnedir. Cumhuriyetin mutluluğu olabilir mi?
Anayasamızın metninde, devletimizin isimlendirilmesi amacıyla, birbirinden farklı olarak; 5 çeşit isim kullanılmıştır. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti (11 defa), Türkiye Cumhuriyeti Devleti (1 defa) Türk Devleti (3 Defa), Türkiye (3 defa), Türkiye Devleti 2 defa)
Anayasada toplam 1462 adet ‘ve’ bağlacı mevcuttur. Bunların yaklaşık 1000 tanesi gereksizdir.  ‘Ve’ bağlaçları dahi gereksiz olarak kullanılmasaydı, anayasa 2 adet A4 ebadında metin anayasada bulunmamış olacaktı.
Anayasa da yer alan milletvekili yemin metni başlı başına bir sorun teşkil etmektedir. Milletvekilleri çoğu zaman yeminini yaparken, yanlış yapmakta, birçok yerde tekrar etmek durumunda kalmaktadırlar. Bu yeminin güzel ve sade bir dille yazılmadığının açık delili durumundadır
Türkçenin geleceği açısından da, anayasanın dili önemlidir. Dil ve anayasa, bir devleti ayakta tutan, en önemli iki unsurdur. Milletçe, dilimize sahip çıkmak, milletimizin birliği ve dirliği açısından, olmazsa olmaz görevlerimizdendir.
Günümüzde Türkçe, hor kullanılmakta ve dilimiz, yabancı diller karşısında, layık olduğu değeri bulamamaktadır. Hiç gereği yokken, gerekli gereksiz yabancı kelimeler, yazılarımızı ve konuşmalarımızı işgal etmektedir.
TBMM başta olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının da, bu konuda duyarlı olduğunu söyleyemeyiz. Türkçenin doğru kullanımında, en duyarlı kurum, TBMM olmalıdır.

Yeni anayasa çalışmaları, Türkçenin, toplumda layık olduğu değeri bulması için bir fırsat, bir başlangıç olabilir.

En önemli değerimiz Türkçe, değerini her şeyden önce, anayasada bulmalıdır. Anayasada, Türkçe hak ettiği yeri bulursa, toplumumuz da dilimize gereken değeri verir. Bu açıdan bakıldığında da, anayasanın dili önemlidir.

Ayrıca, anayasa ile dil arasında ayrılmaz bir bağ da vardır. Dil, düşünceye aracılık eder. Anayasa ise, fikir ve düşünce özgürlüğünü temin eder.

Dil, millet fertleri arasındaki anlaşmayı sağlayan, millî birliğin esasını ve özünü teşkil eden bir araçtır. Anayasa ise, fertler arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve haklarını koruyan, sorumluluklarını belirleyen birlik ve beraberliğin teminatıdır. Dil, bir iletişim aracıdır. Anayasa ise toplumsal iletişimin sağlıklı yürütülmesini sağlar.

Gazi Mustafa Kemal’in, “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz” dediği gibi, yeni anayasamız, Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine uygun olmalıdır.

Millet olarak, ilk defa, sivil bir anayasa yapma fırsatı yakaladık. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Her açıdan mükemmel bir metnin ortaya çıkmasına yardımcı olmalıyız.

İşte sempozyumu bu düşünceler istikametinde ve başarılı bir şekilde gerçekleştirdik.

Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcılarımız Bülent Arınç, Beşir Atalay ve Bekir Bozdağ ile bakanlarımız Sadullah Ergin, Fatma Şahin ve Anayasa Komisyonu Başkanımız Sayın Burhan Kuzu Bey’in programa teşrifleri bizlere ayrıca onur vermiştir.

Buradan kendilerine bir kez daha organizasyon heyeti adına teşekkürlerimizi sunuyoruz.
‘Anayasaların Dili’,  ‘Türkiye’de Kanunların Dili’ ve ‘Bir Dil ve Edebiyat Metni Olarak Anayasa’ başlıklı 3 ayrı oturumda gerçekleştirdiğimiz Sempozyum ’da, Bilim adamlarımız ve edebiyatçılarımız düşüncelerini sundular ve anayasanın dilinin nasıl olması gerektiğine ilişkin kanaatlerini ortaya koydular.

Sempozyuma, sundukları bildirilerle zenginlik katan değerli bilim adamlarımıza, edebiyatçılarımıza ve tüm katılımcılara ayrıca teşekkür ediyoruz.

Türkiye’de konusu itibariyle bir ilk olan sempozyum, uydu ve internet ortamından da canlı olarak kamuoyuna sunuldu.  

Sempozyum sonucunda şu maddeler üzerinde görüş birliği sağlanmıştır:
Yeni anayasa; sade, anlaşılır, özlü ve toplumda genel kabul görmüş yaşayan Türkçe ile kaleme alınmalıdır.
Yeni anayasada; ama, ancak, lakin, fakat gibi bağlaçlara mümkün olduğunca yer verilmemelidir.
Yeni anayasada; farklı anlamlara gelecek kelimeler kullanılmamalı, gereksiz tekrarlara yer verilmemeli, mümkün olduğu kadar kısa bir metin olmalıdır.
Anayasa yazım komisyonunda, mutlaka dilciler ve edebiyatçılar da yer almalı ve yeni anayasa, bilim adamları ve edebiyatçılardan oluşan bir komisyonun denetiminden geçirilmelidir.
Yeni anayasada; Anayasaların özgürlüğünü sınırlayan ve anayasa maddelerini hapseden başlangıç bölümü olmamalıdır.
Herkesin zihnindeki karşılığı aynı olan kelime ve kavramların tercih edilmesi, otoritenin dayatması intibaını uyandırmayan bir dille ele alınması büyük önem arz etmektedir.
Yeni anayasanın lafzı ile ruhu ardasında bir tutarlılık olması bilim adamları ve edebiyatçılar olarak arzumuzdur.
TBMM’de bir “ Dil Komisyonu” kurulmalı, bütün kanun tasarı ve teklifleri komisyonun denetiminden geçirilmelidir
Bu duygu ve düşüncelerle “Anayasanın Dili Sempozyumu”nun sonuçları itibariyle ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.”