Suudi Arabistan’ın yeni ve etkin dönemi – Analiz

Ülkeler
Arap bölgesinin ve genel olarak Ortadoğu’nun içinden geçtiği büyük ve hızlı değişimler, her geçen gün Suudi Arabistan’ın bölgede ve bir bütün olarak İslam dünyasındaki merkezî konumunu kan...
EMOJİLE

Arap bölgesinin ve genel olarak Ortadoğu’nun içinden geçtiği büyük ve hızlı değişimler, her geçen gün Suudi Arabistan’ın bölgede ve bir bütün olarak İslam dünyasındaki merkezî konumunu kanıtlıyor. Bu konum, Kral Selman’ı ve genç ekibini iktidara getiren sürpriz değişim olmasaydı silinmek üzereydi. Bu değişim, Batılı düşünce merkezleri tarafından bölgeyle ilgili çizilen birçok senaryo ve tahmini değiştirdi.

Hiç kuşkusuz bu değişimler, bölgeyi uçurumun kenarından kurtarmaya çalışacaktır. Son değişim Kral Selman’ın, Emir Muhammed Bin Nayif’i veliaht, Muhammed Bin Selman’ı da ikinci veliaht olarak atamasıydı. Bu kararlar Suudi Arabistan’ın karar sahibi olduğu tüm Arap bölgesine yeni bir çehre çizecektir. Maalesef İran’dan İsrail’e ve Amerika’ya kadar kendi halkından olmayanlar bu bölgeye hâkimler.

“Hiç kuşkusuz Suudi Arabistan ve Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, uzun zamandır yolunda gitmeyen Arap-İslam trenini yeniden rayına oturtabilecek iki İslami güçtür.”

Herkes biliyor ki geçen iki ay zarfında başta Yemen’de Husilere karşı düzenlenen ‘Kararlılık Fırtınası‘ operasyonu olmak üzere tüm Arap bölgesinin jeopolitik yapısında ve karar organlarında yaşanan büyük değişimler, bazı düşünce merkezlerinin kesinlikle beklenmediği büyük ve sürpriz değişimlerdi. Bu düşünce merkezleri kendi vatandaşlarının iradesi dışında yol alan Arap dünyası için sürekli hayali tablolar çizmekteler.

Ancak Suudi dönüşümleri herkesi şoke etti ve dünyaya Riyad’ın gücünün boyutunu ve Bağdat’ın düşüşünden günümüze kadar bozulan siyasi denklemi yeniden düzenleme kapasitesini gösterdi. Ben bugünün, tarihin kaydedeceği önemli bir tarihî süreç olacağını düşünüyorum.

Gördüğümüz bu dönüşümleri yeni Suudi yönetimi gerçekleştirdi. Önceki yönetimin üstesinden gelemediği ve hatalı davrandığı süreci yeniden düzenledi. Bu hata Mısır, Libya, Suriye ve son olarak Yemen’de korkunç Arap felaketlerine yol açtı. Yeni yönetim bu felaketlerin farkına vardı.

Bu durum Suudi Arabistan’dan hiçbir şey eksiltmedi. Zira parası, insan ve karar alma gücü var. Ayrıca dinî bir konuma sahip; halkın kabulünü ve İslam dünyasında geniş kitlelerin memnuniyetini alıyor. İslam dünyası Riyad’ın değişimlerini ve son adımlarını halkların talep ve arzularının dürüst ifadesi olarak görüyor. Yeni Suudi yönetiminin farkında olması gereken gücün sırrı bu.

Bugün Suudi Arabistan’ın tüm Arap bölgesine liderlik yapabileceğini, Suudi yönetimi ile Arap ve İslam dünyası halkları arasındaki bu büyük insicam doğrultusunda önceliklerini yeniden belirleyebileceğini söylemek hiç de abartı olmasa gerek.

Hiç kuşkusuz Suudi Arabistan ve Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye, uzun zamandır yolunda gitmeyen Arap-İslam trenini yeniden rayına oturtabilecek, etkin ve doğal yoluna koyabilecek iki İslami güçtür.

Suudi Arabistan ve Türkiye, ekonomik ve askerî açıdan tarihî iki güç olarak bölgede yeni siyasi denklemi kurmayı hedefleyen bu projeye liderlik yapmaktadır. Bu yeni siyasi denklem Fars İran’ı, İsrail ve bir bütün olarak Batılı güçlerin lehine seyreden hâlihazırdaki denklemde bozulan dengeyi tekrar sağlayacaktır.

Ayrıca bu Arap bölgesinde bir seçenek olarak demokrasiye inanan ılımlı İslami hareketlerin (Filistin’de Hamas, Tunus’ta Nahda, Mısır’da İhvan ve Yemen’de Islah gibi) ve bazı Arap milliyetçi güçlerin hepsinin, bölgeye itibarını yeniden kazandırmaya çalışan yeni güçleri oluşturacakları şüphesiz. Birileri bölgeyi parçalamaya, etnik ve mezhep gerginliğine çekmeye çalışmaktadır. Etnik ve mezhep çekişmeleri bölgenin yıkımını hedeflemektedir. 

Arap Baharı ülkelerindeki gelişmeler, İran projesi ile Batılı güçler arasında Arap bölgesini parçalama hedefi noktasında büyük bir fikir birliğinin olduğunu ve Batı’nın İran’ı bölgedeki yeni jandarması olarak kabul ettiğini gösterdi.

“Yeni yönetimin önünde Yemen’le başlayan ancak Şam, Bağdat ve Kahire ile bitmeyecek bir öncelikler listesi var. Bu noktada, Türkiye ve Arap bölgesinde dürüst tüm İslamcı, ulusal ve liberal güçlerle kapsamlı stratejik ittifak oluşturmaya yoğunlaşmalı.”

Ancak bu kez sürpriz hiç beklenmeyen bir yerden, dengeli bir ağırlık olarak Suudi Arabistan’dan geldi. Batılılar merhum Kral Faysal’ın ölümünden itibaren Riyad’dan kendilerini endişelendirecek kayda değer adımlara alışık değillerdi. Yalnız Kral Selman ve yeni ekibi, tüm Arap bölgesinin düşünce haritasını ve jeopolitik eğilimlerini yeniden çiziyor. Bu harita uzun süredir öncelikleri belirleyecek birilerini bekliyordu.

Yeni Suudi yönetimi ile Arap ve Müslüman sokakları arasındaki memnuniyet ve insicam hâli, Suudi Arabistan’ın büyük rolünü ve konumunu yansıtıyor. Riyad’ın karar alma gücü bu kez ‘liberal-faşist’ Arap söylemleriyle pişirilen doğal olmayan projelerle zayıflatılmak isteniyordu.

Yeni yönetimin önünde Yemen’le başlayan ancak Şam, Bağdat ve Kahire ile bitmeyecek bir öncelikler listesi bulunuyor. Bu noktada, Türkiye ve Arap bölgesinde dürüst tüm İslamcı, ulusal ve liberal güçlerle kapsamlı stratejik ittifak oluşturmaya yoğunlaşmalı. Bu güçler despot rejimlerin iradesine değil, halkların iradesine ve tercihlerine boyun eğen Arap demokratik projesini derinleştirmeye çalışmaktadırlar.

Suudi Arabistan tarihî bir süreçle karşı karşıya. Ülke ve yeni yönetim, bu süreç ve sorunlarla baş edebilecek düzeydedir. Stratejilerin belirlenmesi, bölgedeki tüm onurlu güçlerle birlikte uygulamaya geçilmesi, bölgenin askıda tutulan ve karmaşık tüm dosyalarında kararlılığın ve çözümün anahtarı olacaktır.

Nebil Bukeyri, Yemen doğumlu gazeteci ve akademisyen. Sana’daki Arap Araştırmaları Platformu’nun direktörlüğünü yürütüyor. İslami cemaatler ve çağdaş İslam düşüncesi konularının yanı sıra uluslararası strateji konularında araştırmacı. Birçok araştırma merkezi, dergi, yerel ve uluslararası gazetelerde araştırma ve makaleleri yayınlanıyor.

Twitter’dan takip edin: @Nabilalbukiri

Bu makale Aljazeera‘dan alınmıştır