12 Eylül: Son Çıkış İçin!

Röportaj: Yılmaz Yılmaz

Türkiye, tabiri caizse, keskin bir kılıç üzerinde ilerliyor. Öyle bir yola girdi ki geri dönüşü imkânsız. 12 Eylül 2010’da yapılacak olan halk oylaması ile değişimin ya önü açılacak ya da inkıtaa uğrayacak. Aslında partiler üstü bir mesele olan ve her partinin yeri geldiğince eleştirdiği, bu yamalı bohça kabilinden anayasayı değiştirmenin zamanı geldi de geçiyor.

21. yüzyılın büyüyen bir ülkesi artık Türkiye. Dünyanın sayılı ekonomik güçlerinden biri, uluslararası ilişkilerde daha aktif ve lider konumunda… Hal böyle iken; içte sürekli bir şer odağının baskısı ve komplosu ile de mücadele etmek zorunda kalan bir hükümete sahip… Ne zamanki başını kaldırıp önüne baksa, ufka doğru baksa ayaklarına çelme takan bir gizli oluşum devreye giriyor.

İşte anayasa, ülke adına iyi şeyler yapmak isteyen her insanın önünü açacak yenilikleri getiren bir anayasa…

Ferfir Yayınları referandum öncesi ‘12 Eylül – Ergenekondan çıkış için son çağrı’ adlı bir kitap yayınladı. Kitap; 12 Eylül 1980 darbesinin ülkeyi içine düşürdüğü durumu, darbe sonrasını, 1982 anayasasını yapan zihniyeti ve çalışmalarını birinci elden kaynaklarla gözler önüne seriyor. Kenan Evren’in anayasa mitingi için yaptığı konuşmalar ki, kitabın büyük çoğunluğu bu kısımdan oluşuyor. Yaklaşık iki yüz sayfa tutuyor bu bölüm, darbe ile ilgili çarpıcı bilgiler…

‘12 Eylül – Ergenekondan çıkış için son çağrı’ adlı kitabı hazırlayan V. Hüseyin Kaya ile kitabını konuştuk.

Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
87 Haziran’ının 23’ünde Samsun Vezirköprü’de doğdum. İlk ve orta öğrenimi Vezirköprü’de tamamladıktan sonra 19 Mayıs Üniversitesi Biyoloji Bölümü’ne devam ettim. Bu bölümden üçüncü sınıfta ayrıldım. Lise yıllarında editörlüğünü yaptığım Anahtar Dergisi ile bir nüve halinde başlayan yazı çalışmalarım edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerimle devam etti. İlk öyküm Varlık Dergisi’nde yayınlandı. Bunu Türk Edebiyatı, Dergâh, Temrin dergileri izledi. Şimdilerde Temrin Edebiyat Dergisi’nin Yayın Yönetmenliği görevini devraldım, dergiyle ilgileniyorum… Ferfir Yayınları’nda kitap editörlüğü yapıyorum. Sağlık Bilimleri Fakültesi’ndeki eğitimim sürüyor… Hayatımın serencamesi budur işte…

Neden böyle bir kitap hazırlamaya gerek duydunuz?
Referandum söylemlerinin boğucu havasına bürünen ülkemizde kimin ne dediği belli değildi, halen de öyle… Referandum adeta bir “slogan yarışı”na dönüştü. Kılıçtaroğlu bir yandan içini dolduramadığı sloganlar üretirken Erdoğan da bu sloganlara cevap yetiştirmeye çalıştı. Ancak insanlar neye “evet” ya da “hayır” diyeceklerini tam olarak kestiremedi. Bu ortamda insanların bir pusulaya ihtiyacı oldu. Kitabın da ana çıkış sebebi budur. Yani insanlara yaşanmışlıkları gözler önüne sererek bir yol göstermek istedik. Böyle bir kitabı bir edebi metin yazarı olarak kaleme almak ne derece doğru diye düşündüm çoğu zaman. “Acaba yayınlatmalı mıyım?” dedim kendi kendime. Sonra İskender Pala örneğinde olduğu gibi kimi zaman edebiyatçıların da “siyaset dışı” olamayacağı idrakine varınca yayınlatmaya karar verdik. “Mezardakiler dahi kalkıp ‘evet’ oyu kullanmalı.” işareti de etkili oldu tabi ki…

V. HÜSEYİN KAYA

Kitabın tamamı resmi kayıtlardan, konuşmalardan oluşuyor. Yorum hemen hiç yok gibi… Bu yolun takip etmenizdeki amaç neydi?
Yapmak istediğim aslında darbenin baskıcı yüzünü bizzat “darp eden”in ağzından yani birinci ağızdan okura aktarmaktı. Kenan Evren’in her konuşmasının altında zaten yapmak istediklerinin şifreleri yatıyor. Buradan yola çıkarak araya kendi yorumumuzu çok fazla katmadan darbeyi bizzat Evren kendisi anlatsın istedim. İstediğimiz de oldu. Nutukların, naraların altında yatan zorbalığı, okur kitabın daha ilk satırlarında gördü.
 

Kitapta, Evren’in 82 anayasası için yaptığı miting konuşmaları hayli yer tutuyor. Evren bir siyasi parti başkanı gibi il il gezmiş neredeyse. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?
Miting konuşmaları darbenin ardından gelecek olan darbe anayasasının ısınma turlarıydı. Kenan Evren Trabzon’dan başlayıp İstanbul’a kadar birçok yerde bir siyasi partinin genel başkanı edasıyla boy gösterdi. Konuşmalara bakılacak olursa aşağı yukarı her yerde aynı şeyleri söyledi. Değişen tek şey hitap ettiği şehirdi. Bu konuşmalarda anayasa kısmi olarak anlatıldı. Yani ne getirip ne götüreceğini tam olarak kavrayamadı halk. Bir nevi kandırma yoluna gidildi. Durumlar böyle ilerlerken Kenan Evren de kendi koltuğunu hazırladı. Hayalini kurduğu koltuğa doğruydu attığı tüm adımlar. Miting meydanlarında boy göstermesi de bu adımların en önde geleni ve en önemlisiydi. Elbette ki demokratik bir tavır değildi. Zaten darbelerde de demokrasiden söz etmek mantık dışıdır. Darbelerin kendisi anti demokratiktir.

Bir de hep yaptığı darbenin haklılığını anlatmaya, halkı buna inandırmaya çalışmış Evren. Halk inandı mı sizce? 82 Anayasası nasıl geçti halk oylamasından?
Halk neye inanıp neye inanmayacağını çok da kestiremiyordu aslında. Bir iç savaştan çıkmıştı ülke ve o savaşın ardından gelen “sükûnet” insanları elbette bir nebze olsun rahatlatmıştı. Ancak darbelerin korkunç yüzünü daha önceki deneyimlerden biliyordu halk. Evren her ne kadar darbeyi meşru kalıba oturtmaya çalışsa da insanlar bunun gayrı meşru olduğunun bilincindeydiler. Bundan dolayı da askeri bir anayasa asla halk nezdinde hüsnü kabul görmedi. Ne var ki baskılar ve hayır pusulalarının mavi renkte olması insanlara özgür bir ortam sunmadı karar verme noktasında. Sonuç itibariyle baskı ile gelenler, anayasalarını yine baskı ile geçirdiler…

Eskinin “bu anayasanın betonarmesi yanlış atılmış” diyenleri, yıllar sonra bugün “anayasayı değiştirmek idamı göze almaktır” diyor. Bu “u” dönüşü neden? Ne dersiniz bu konu hakkında?
Zaten bu “u” dönüşü malum partinin adeta bir parti politikası haline geldi. Ta kurulduğu yıllardan bugüne kadarki her zaman diliminde bu böyle oldu… Askeri vesayetin gölgesinde kalmayı yeğledi yıllardır. Sivilleşmekten korktu. Çünkü sivil ortamda yaşayamayacağını biliyor. Yaşamını devam ettirebilmek için de hep aynı tutumu sergiliyor. Bunun yanı sıra “avukatlığını” yaptığı örgüt sivilleşmeye karşı… HSYK’nın yapısının değişmesinden hoşnut değil. Hal böyle olunca kıvırtmak kaçınılmaz oluyor…

Geride kalanlar bölümü var bir de. Çok dokunaklı bir bölüm… İdam edilenlerin ailesi ve arkadaşları ile yapılmış görüşmeler var. Darbe yıllarında tutuklanan, yargılanan, işkence görenler var… Onların yakınları var. Neler hissettiniz bu bölümü hazırlarken?
O bölümün bir vicdana dönüş çağrısı olmasını istedim. Yani referandumda “evet” ve “hayır”ı oylamak yerine AKP ya da CHP’yi oylama düşüncesinde olanları vicdanlarına davet etmekti niyetim. Kitapta yer alan o iki mektubu defalarca okudum ve her okumamda da gözlerimin yaşarmasına mani olamadım… Düşünün ki 17 yaşında bir delikanlı var ve siz onu idam etmek için kemik yaşını büyütüyorsunuz. Bunu hangi vicdan kabul edebilir? Vicdanı kabul edenler olmuş ve yağlı urgana götürmüşler o gençleri… Vicdanın iflas ettiği bir dönem saklı o mektup ve notlarda.

Kitabınıza “Ergenekondan Çıkış İçin Son Çağrı” adını vermişsiniz. Halk oylamasının önemi nedir? Neden son çıkış?
Bu halk oylaması “evet” ile sonuçlanırsa, sonrasında gelecek olan külli anayasa değişikliği için bir önsöz niteliği taşıyor. Yani 12 Eylül günü insanlar sandığa attıkları “evet” mühürlü pusulalarla göle bir taş atmış olacaklar ve o taşın düştüğü yüzeyde bir daire meydana gelecek. Sürekli genişleyen bir daire… Ben buna benzetiyorum halk oylamasını. Her evet ile o daire genişleyecek. O daire genişledikçe özgürlüklerimiz genişleyecek…

“Son çıkış” bu. Zira 12 Eylül ile hesaplaşamazsak, Türkiye’de gayrı meşru yapılanmaların asla sonu gelmeyecek. Yani kaos kaldığı yerden devam edecek…

Halk oylamasına neden EVET diyeceksiniz?
Evet diyeceğim çünkü darbe anayasasının virgülü dahi değişse kabulümdür. Evet diyeceğim çünkü 12 Eylül yarasaları ile hesaplaşmanın yolu açılacak. Evet diyeceğim çünkü HSYK gibi negatif eğilimli bir güç dizginlenecek. Evet diyeceğim çünkü askeri vesayetten nefret ediyorum. Evet diyeceğim çünkü asker haddini bilecek. Evet diyeceğim çünkü…