Eğitim Sistemine ve Otoriteye Karşı

Film Eleştiri
Ali Erden Britanya sineması, işsizlik ve kötü eğitim sistemiyle geleceksizlik üzerine sağlam filmler yapan bir sinema. Yönetmen Peter Mullan, bu sinemanın sağlam birikimiyle, hikâyesi 1970&rsquo...
EMOJİLE

Ali Erden

Britanya sineması, işsizlik ve kötü eğitim sistemiyle geleceksizlik üzerine sağlam filmler yapan bir sinema. Yönetmen Peter Mullan, bu sinemanın sağlam birikimiyle, hikâyesi 1970’lerde geçen çarpıcı bir geleceksizlik filmi yapıyor. Glasgow’un varoşlarında toplu konutlarda yaşayan eğitim çağındaki gençler ve çocukların çeteler kurup mahvoluşa gidişlerinin hikâyesi bu. Yoksulluk her tarafta hissediliyor. Öncelikle de okulda. Film, 1972 yılında, ilkokul öğrencilerinin ödül töreniyle başlıyor. Küçük John McGill, Canta tarafından tehdit ediliyor. John’un abisi Benny, bir çetenin içinde karizmatik bir lider. John, Canta’ya ders verdiriyor. Aslında John, çok çalışkan bir öğrenci. Okul katı disiplinli, öğretmenlerse despot. Öğretmenler, öğrencilerin en küçük hatasında avuçlarına kemerle vuruyorlar. Okulda, evde ve dışarıda sürekli şiddet var. Ned kelimesi, İskoçya’da, gerçekten serseri anlamıyla özdeşleşmiş bir kelime. Ned, “Non-Educated Delinquent”ten geliyor. “Eğitimli Olmayan Suçlu” gibi bir anlamı var. Aşağılayıcı, ayrımcı bir şey bu ve ayrıca anti-sosyal anlamına da geliyor. Filmi seyrederken hepsini fark ediyorsunuz. Bu kelimenin ilk kullanımı, İkinci Dünya Savaşı öncesine, ekonomik bulanımın olduğu yıllara kadar gidiyor. Kenar mahallelerdeki bu çeteler deri mont ve spor elbiseler giyiyorlar.

Yine de tek çıkış…

1959 doğumlu İskoç aktör, yönetmen ve senarist Mullan, 1998 yapımı Orphans / Yetimler filmiyle ilk filmini yönetti. 2002 yapımı The Magdalene Sisters / Günahkâr Rahibeler’le beraber Serseriler onun sinema yönetmenliğinde üçüncü film. Oyuncu olarak, Ken Loach’un 1998 yapımı My Name is Joe / Benim Adım Joe çıkışı oldu. Serseriler filmi, yönetmenin kendi gençliğinden ilham almış. Mullan’ın bu filmi, eğitim sistemine ve bu sistemin şiddete yönelten otoriterliğine tepkili olsa da yine de elde çıkış için bir tek yol bu var. Filmin derinliğinde genç Joe üzerinden bunu anlıyorsunuz. Joe, okulun en çalışkan öğrencilerinden. Sürekli ders çalışıyor. Başka kitaplar okuyor. Ama, hemen yakınlarında dolaşan çetelerden ve şiddetten uzak kalamıyor. Hatta bu şiddet, annesini aşağılayan mutsuz ve sarhoş babasına bile yöneliyor. Lisede, orta sınıftan bir gencin arkadaşı olan Joe, arkadaşının annesi kendisinin nerede oturduğunu söyleyince bu arkadaşlık da sınıfsal farklılıktan pek uzun sürmüyor. Ardından kendini çeteler içinde buluyor John. Deri montunu giyiyor, ezeli rakip aşağı mahallenin gençleriyle ölümüne dövüşler yapılıyor. Filmde konuşulan sokak İngilizcesi de pek anlaşılamıyor. İngilizce hayli bozularak konuşulmuş filmde. Danny Boyle’un 1996 yapımı Trainspotting ve Ken Loach’un 2002 yapımı Sweet Sixteen / Afili Delikanlı filmlerinde de sokak İngilizcesi konuşuluyordu. Bütün bu filmlerin İskoçya’da geçtiğini de belirtelim. Bir de bu filmde inanılmaz küfürler var. Altyazı bile nokta nokta yazılmış. Ama bu konuşmalar filme gerçeklik katıyor. Filmin gerçeküstü finalindeki aslanlar acaba neyi simgeliyordu? Düşünmek gerek.

Mullan, bu filmi için geçmişinden ilham alsa da, Britanya sinemasında kayıp kuşaklar üzerine çarpıcı ve vurucu filmler var. İngiliz “Özgür Sinema”nın önemli yönetmenlerinden Tony Richardson’ın 1962 yapımı siyah-beyaz The Loneliness of the Long Distance Runner / Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı, geleceksiz çocuklar üzerine en önemli filmlerindendi. Geleceksizlik ve yoksulluk üzerine derin bir film olan Ken Loach’un 1969 yapımı Kes / Kerkenez filmi de hemen akla geliyor. Elbette Lindsay Anderson’ın 1968 yapımı If… / Eğer filmi de eğitim sistemine kamera çeviren filmlerdendi. Britanya sineması, işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik üzerine sahici filmler ortaya koyan bir sinema. Bunda, bu sinemanın köklerinde, genlerinde olan belgeselcilik duygusunun güçlü olması var. Bu sinemaya boşuna tutkun değiliz. Filmin sinemaskop görüntülerine de övgü göndermeli. Alman kameraman Roman Osin, geniş açıyla yansıttığı mekânlarda bile kasvet duygusu yaşatıyor beyazperdede. Hatta dış mekânlarda bile… Bulutlu gökyüzü, serpiştiren yağmur, ıslak sokaklar ve kanlı dövüşler. Serseriler filmi, sinemaseverlerce değer verilmeyi hak ediyor. [Taraf Gazetesi]