Anne mutfağı ile kalp sağlığınızı koruyun!

Gizem Gül’ün röportajı

Yarın 29 Eylül ‘Dünya kalp günü’. Tüm dünyada ve ülkemizde gerçekleştirilecek olan etkinliklerle kalp sağlığının önemi vurgulanacak. Peki gerçekten kalbimize yeterince önem veriyor muyuz? Kalp hastalıkları ölümlerin arkasındaki en önemli nedenlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda yaşayan gençlerin ve sporcuların kalp krizine bağlı olarak ani ölümleri de dikkatleri bu alana çekilmesine neden oluyor. Biz de Dünya Kalp Günü dolayısıyla kalp sağlığımızın önemini ve kalp sağlığımızı nasıl koruyacağımız konusunu Türkiye Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ömer Kozan ile konuştuk.

29 Eylül yani yarın ‘Dünya kalp günü’. Dünyanın her yerinde yapılacak etkinliklerle kalp sağlığının önemi vurgulanacak. Peki siz kalp sağlığının önemi ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Tüm dünyada olduğu gibi ölümlerin birinci nedeni kalp ve damar hastalıkları. O nedenle bizim ülkemizde de son zamanlarda Sağlık Bakanlığımız kalp ve damar hastalıklarını oluşturabilecek risk faktörlerinin azaltılması konusunda ciddi bir gayret içerisinde. Avrupa ve dünyaya göre bizler daha genç yaşta kalp krizi geçiriyoruz. Erkeklerimizde ortalama kalp krizi gerçirme yaşı 56-57’lerde. Kadınlarımızda ise bu rakam 60-61’lerde. Türkiye Avrupa’nın en genç kalp krizi geçiren nüfusuna sahip. O nedenle risk faktörlerinin üstünde durmak gerekiyor. Son zamanlarda Bakanlığın ve Türk Kardiyoloji Derneği’mizin toplumun dikkatini sigara ve içki gibi risk faktörlerinin azaltılmasına çekmek istemesinin nedeni de bundan kaynaklanıyor.

Sizce Türk halkı kalp sağlığına gereken önemi gösteriyor mu? Kalbimize en çok zarar veren davranışlar neler?

Biz Türk halkı olarak maalesef kalbimize gereken önemi vermiyoruz. Bizim toplumun en önemli nedenlerinden bir tanesi kalp sağlığı konusunda gerekli özen ve titizliği göstermiyor olmaları. Sigara içmek hakikaten çok önemli bir risk faktörüydü. Ama son zamanlarda yasaklar sayesinde kısmen azalmış durumda. Diğer bir taraftan çok hareketsiz bir toplumuz. Metabolik sendrom dediğimiz bir hadise var. Bu da göbek çevresinin genişliği, kan yağlarının yüksekliği, şekerin yüksekliği, kan basıncının yüksek olması gibi faktörlerin yüksek olmasından oluşan bir durum. Kalp damar hastalıkları metabolik sendromu olan insanlarda 4-5 kat artıyor. Benim 2002-2003 yıllarında yaptığım bir araştırmayla göre, Türk toplumunda metabolik sendrom sıklığı, obezite ve göbek çevresinin genişliği Amerika’dan daha yüksek çıktı. O nedenle bugün televizyonlarda dönen vücut kitle indeksinizi hesap edin kavramı buradan kaynaklanıyor.

Türk toplumu olarak spor yapma alışkanlığımız yok

Biz Türk toplumu olarak hareketsiz yaşayan bir toplumuz. Programlı bir egzersiz, programlı bir spor yapma alışkanlığımız yok, yürüme alışkanlığımız yok. Bu ciddi bir handikap.

Annenizin mutfağından vazgeçmeyin!

Diğer bir önemli neden ise beslenme alışkanlığımızın bozuk olması, dış etkenlere bağlı olarak bozulması daha doğrusu. Ben 10 yıl öncesinde de bunu söylemiştim şimdi de aynı fikirdeyim. “ Biz Amerikanvari beslenmeye, fast foodlara yönelmez, annelerimizin mutfağından vazgeçmezsek, bizim milletimizin beslenme alışkanlığı çok iyi. “ Çünkü bizim beslenme alışkanlığımız sebze meyve ağırlıklı tüketime yönelik. Dışarıdan gelen etkenler bizi yanıltıyorlar.

Medya bilimsel yeterliliği olan kişilere itibar etmemeli

Ben Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı ve bir bilim adamı olarak şunun altını çizmek istiyorum; medyada yer almak için aykırı cümleler söyleyerek gündeme gelen insanlara prim verilmemesini özellikle rica ediyorum… Adamın ne uzmanlığı o konuyla ilgili, ne o konuda bir ihtisası var, ahkam kesip duruyor. Önüne uzatılan her mikrofona da sanki o işin uzmanıymış gibi konuşuyor. Bunların önlerinde de bilim adamı, profesör yazıyor, doçent yazıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Önüne gelen diyetçi kesildi. Hiç alakası olmayan insanlar diyet öneriyorlar. Diyet diye bir şey yok bir kere. Diyet dediğimiz şey yemek alışkanlığıdır. Bu ülkede diyetle ilgilenen bölümler var, hocalar var bu insanlara kimse soru sormuyor, bu insanların hiç sesi çıkmıyor. 3-5 tane medya gülü gereksiz, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan laflar söyleyerek toplumu kandırıyor. Bu insanları Türk toplumuna karşı konuşturmamalıyız. Çünkü baştan aşağıya yanlış bilgi veriyorlar. ‘Neden bu insanların söylediklerini çıkıp düzeltmiyorsunuz?’ derseniz, bu insanlarla televizyon ekranında tartıştığınız sürece sadece onların reklamını yapmış olursunuz.

Önemli olan hasta olmamak

Türkiye’de son yıllarda bizim gibi derneklerin, televizyonların, reklamların toplumu bilinçlendirmek, belirli hastalıklara karşı uyarıda bulunmak adına önemli katkıları oluyor. Sağlık Bakanlığı da son zamanlarda koruyucu hekimliğe ağırlık veriyor. Önemli olan insanları hasta etmemek. Hasta olduktan sonra hem tedavisi devlete yük, hem de insanlar hasta olduklarını üretkenlikleri yok oluyor.

Genç ölümlerinin nedeni genetik

Son dönemde genç yaştaki insanların kalp rahatsızlıklarına bağlı olarak yaşamlarını yitirmeleri de gündemde. Siz gençlerde kalp krizi nedeniyle ani ölümler yaşanmasının nedenini neye bağlıyorsunuz?

Kalp krizi her yaşta görülebilir ama genç yaşta kalp krizi geçirenlerin genetik yatkınlığı olabilir. Genç yaşta kalp krizine bağlı olarak ani ölümlerin en önemli iki nedeni var. Bu kişilerin ya genetik bir bozukluğu var ya da doğuştan yapısal bir kalp hastalığı var. Bunun başka bir nedeni olamaz. Durup dururken ölmüş olamaz bu kişiler.

Gençlerin kalp hastalığının olup olmadığı rutin sağlık kontrolleri sırasında anlaşılır mı?

Anne babalar çocuklarını ehil kişilere götürürlerse böyle bir durumun söz konusu olup olmadığı anlaşılır. Özellikle çocuğunu sporcu yapmak isteyen anne babaların 16 yaşına kadar çocuklarını bir çocuk kardiyoluğuna, ondan sonrakilerin de yetişkin kardiyoluğuna muayene ettirmelerinde yarar var. Zaten sporculara lisans verilirken bu tür muayenelerden geçmiş olmaları gerekiyor. O ölenlerin çoğu böyle bir hadiseden dolayı hayatlarını kaybediyorlar. Yeteri kadar bir kardiyak muayenesi olmadan, hastalıklarını bilmeden… Öldükten sonra tespit ediyorsunuz ama iş işten geçmiş oluyor. Önceden mutlaka bunları kontrol etmekte yarar var.

Sporcuların ani kalp krizi nedeniyle ölümleri konusunda da şunu sormak istiyorum. Bu sporcular her sezon başında sporcular sağlık kontrolünden geçiyor. Peki bu kalp rahatsızlıkları bu kontroller aslında ortaya çıkarılamıyor mu? Bu konuda neler söylersiniz?

İşte onu bilmiyoruz. Bizim ülkemizde herkes televizyonda konuşuyor, herkes her şeyin doktoru. Muayene olmak önemli değil, kimin muayene ettiği önemli. Yoksa biz bunları kontrolden geçirttik. Kime geçirttiniz peki? Bu işi bilen biri mi geçiriyor. 20 yaşındaki bir insanın teferruatlı bir muayenesi yapılıp da ona sporcu lisansı çıkartıyorsanız, 40 yaşını doldurana kadar bu insanın sağlıklı bir bireyse ve bir şikayeti yoksa her yıl muayene olmasına gerek yok. Siz baştan iyi bir muayene yapıp, o insanın doğuştan bir hastalığı olup olmadığına karar verdireceksiniz.  Yoksa her yıl yapmanızın bir esprisi yok.

Ehil olmayan kişiler insanların kafasını karıştırıyor

Bence Türkiye’nin kalp sağlığından çok en ciddi sorunu bilgi kirlenmesi. Ehil olmayan kişiler, insanların kafalarını karıştırıyorlar. Türk basını ehil insanı konuşturmak yerine aykırı cümleler söyleyenleri konuşturmanın vebalini işliyor.  Bu insanların söylediklerinin tekini bile yayınlayamazsınız aslında, çünkü zırvalamaktan başka bir şey yapmıyorlar.  Hakikaten bu duruma üzülüyorum. Bugün pırıl pırıl gençler, hekimler saçma sapan insanların saçma sapan cümlelerini dinlemek zorunda değil.. Bir tanesi çıkıyor günde 5 tane mantar yersen kanser olmazsın diyor, peki kaç tane domates yedirdin de kanser olmadı? Hoca diye geçiniyor bu insanlar. Böyle bir hadise olabilir mi?

Medya uyduruk haberleri abartarak sunuyor

Amerika’da, Avrupa’da günde iki fincan kahve içenlerde inme riski az oluyormuş gibi uyduruk bir haber çıkıyor. Sonra ertesi sabah bakıyorsunuz, haberlerde günde 2 fincan kahvenin felci azalttığı tespit edildi diye bir yazı. Bunu da basın yazıyor. Bunlar toplumun dikkatini çekmek için abartılı yazılar yazmayı bir sanat haline getirmişler. Kaale bile almazsınız böyle bir yazıyı. Çünkü bir bilim insanı, karşılaştırmalı, uzun süreli izlenmiş, çok merkezli vaka sonuçlarını inceden inceye değerlendirdikten sonra topluma bir bilgi verir ya da uygulamaya sokar. Her diyenin lafı yeni bir buluş gibi lanse edilmez. Dikkat çeksin de nasıl olursa olsun amacı güttükleri için böyle haberler yer buluyor. İnsan hakikaten üzülüyor.

Sağlık konusunda Türkiye Avrupa ile aynı düzeyde

Türkiye’de sağlık konusunda çok iyi şeyler oluyor. Bu anlamda Avrupa’dan hiç geri kalır tarafımız yok hatta daha ilerideyiz. Kalp krizi geçiren ve 112’yi arayan kişilerin tüm Türkiye’de yüzde 90 oranında iki saatten erken anjiyoya alıp, kalp damarını açabiliyoruz. Bu Türkiye için bir devrimdir. Türkiye’de Edirne’den karsa kadar kardiyoloji alanında insanların yanındaki şehre kalkıp gitmeye ihtiyacı yok. O kadar pırıl pırıl arkadaşlarımız var ki… Avrupa’da ne yapılıyorsa burada da aynı şeyler yapılıyor, hiçbir farkı yok. O kadar modern hale geldi Türkiye’de bu işler.

Erkekler daha çok risk altında

Kalp krizi konusunda erkekler mi, yoksa kadınlar mı daha çok risk altında?

Kalp krizi konusunda erkekler daha fazla risk altında. Günümüzün endüstriyel toplumu, sigara içimi ve yaşam biçimi açısından baktığımızda kadınlar da menopoz sonrasında erkekleri yakalıyorlar. Kadınların erkeklere oranla daha az risk altında olmasının nedeni östrojen. Östrojenin koruyucu bir etkisi var ama siz bunu dışarıdan verdiğinizde aynı etkiyi göremiyorsunuz. Menopoz sonrası östrojen kullanmanın hiçbir faydası yok. Hatta bazı riskleri de var. Erkeklerde androjen hormonuna bağlık olarak, cinsiyet olarak kalp krizi geçirmeye daha yatkın. Türkiye’de erkekler enfaktüsü kadınlara göre 6-7 yaş daha erken geçiriyor.

Kalp sağlığınızı korumak için öneriler

Kalp sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız? Bu konuyla ilgili hangi önerilerde bulunursunuz?

1. Sigara içmeyeceksiniz, içilen yerde de durmayacaksınız. Sigara dumanına maruz kalmak da yok.

2.  Sebze meyve ağırlıklı besleneceksiniz. Sebze meyve ağırlık beslenmek yağ yemeyeceksiniz anlamına gelmez. Günlük kalori ihtiyacınızın yüzde 30’unu yağlardan alacaksınız. Ama bunu bitkisel yağlardan almakta fayda var, işlem görmemiş tereyağının bir suçu günahı yok. Bugünün margarinleri de eski margarinler gibi değil, bitkisel margarin sınıfına giriyor, yenebilir.

3. Şeker hastası olanların mutlaka şekerlerini kontrol altında tutması gerekiyor. Çünkü ciddi bir risk faktörü değil, artık kalp damar hastalıkları ile eş değer. Mutlaka kan basınçlarını kontrol ettirmeliler. Kan basıncını normal düzeylere indirmeleri gerekiyor.

4. Şişmanlık. Vücut kitle indekslerini mutlaka 25’in altına indirmeleri gerekiyor.

5. Göbek çevresi kalınlığı global vücut kitle indeksinden daha önemlidir. Ayakta ve derin nefes verdikten sonra göbek çukurunun hizasından ölçülen göbek çevresi kadınlarda 88 cm, erkeklerde 98 cm’in altında olmalıdır. Bunun üstü ciddi bir risk faktörüdür. Kilonuzdan daha önemli bir göstergedir.

6. Haftada minumum 150 dakika egzersiz. Spor salonuna gitmenize gerek yok. Ayakkabınızı giyin günde 20-30 dakika tempolu yürüyün. Güneş altında olmamak kaydıyla ister sabah, ister akşam istediğiniz zamanda yürüyebilirsiniz.

7. Ekmekten, hamur işlerinden, hamurlu tatlılardan ve tuzdan uzak durun. Kepek ekmeği diye bir şeyle uğraşmaya gerek yok. Bunların hepsi tuzak. Sadece tam buğday ekmeği veya arpa ekmeği makbuldür.

Koruyabilirseniz, kendinizi stresten koruyun!

Peki son olarak stresten korunmak da kalp sağlığımızı korumak açısından önemli mi?

Stresten korunmak önemli ama stresten korunmayı neden saymıyorum, bugünün koşullarında stresten uzak durmak mümkün değil. Stresin zararlı olduğunu herkes biliyor ama o biraz size bağlı değil. Stresi sizin sırtınıza yükleyebiliyorlar. Siz kaçsanız da biri gelip, çalıştığınız iş arkadaşınızdan tutun da çalıştığınız ortama kadar her şey stres oluşturma konusunda bir etken. Eğer stresten uzaklaşabiliyorsanız, uzaklaşın. Ancak nasıl sorusunun yanıtını ben veremem.

On5yirmi5