Dilipak: “Oyuna gelmeyelim” derken

Evet, oyuna gelmeyelim. Unutmayalım ki “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.” Hep diyorum ya, Kaab b. Züheyr’in Kaside-i Bürde’sinde dediği gibi “Ağuyu altın tas içre sunarlar, bal da onun suç ortağı!” Evet dikkatli olalım, ama “dikkatli olalım” derken bu gerçeklerin üstünü örtmek şeklinde olmamalı. Dikkatli olmamak, bir şeyi yapmamak, söylememek değil, yapıp söylerken, muhatabımızın bizim yapıp / söylediklerimizden ne anladığını dikkate almak ve birilerinin bu söz ve işi istismar etmemesi için dikkatli davranmak anlamına geliyor. Yani söyleyeceğimiz sözün “efradına cami, ağyarına mani” olmak gerek.

“Fasıklar bize bir haber getirdiklerinde hemen inanmamamız gerekiyor”. Ben de zaman zaman kanıyorum bunlara. İnsanlık hali, kandırıldığımızı fark ettiğimizde hemen özür dilemesini ve işin aslını da olduğu gibi ifade etmesini de bilmemiz gerekiyor.

Bir de bütün bunları kavga etmeden yapmamız gerekiyor.

Ne yapalım yani, Satanistlerin gönlünü kırmayalım diye “Euzu billahi mineşşeytanirraciym” demeyecek miyiz? Vejetaryenler ya da Hindular alınır diye inek eti yemeyecek miyiz? Ama elbette “Hindu mahallesinde dana kurban etmeyeceğiz”. “Onların dinlerine hakaret etmeyelim ki, onlar da bizim kutsalımıza hakaret etmesinler.” Değil mi ki, “Hürmetler karşılıklıdır”.

Birileri bu süreci istismar edip, bizi bize kırdırmak isteyecek. Yani yangına körükle gidecek birileri. Buna dikkat edelim. Şu Kemalizm tartışmasında, tarafları birbirine kışkırtanların çoğu Pensilvanya kaynaklı. Şunu aklımızdan çıkarmayalım: “Haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder.” Sormak gerek: “Maksat bağcıyı dövmek mi, yoksa üzüm yemek mi?” Birbirimizi ikna etmeye yönelik bir dil kullanmamız gerek. Hakaret, tehdit, küfür, bunlar olmamalı.

Devamını Oku