Kitap

Editör yoksa iyi kitap da yok

Elif Bereketli NOTOS dergisi güzel bir dosya hazırladı. Başlığı: Editörlük zor zanaat. Yayın Yönetmeni Semih Gümüş’ün şu sözleri çarpıcı: Satış müdürleri, editörün önüne konursa binanın yapı taşı eksik kalır. Notos..

Editör yoksa iyi kitap da yok

Elif Bereketli

NOTOS dergisi güzel bir dosya hazırladı. Başlığı: Editörlük zor zanaat. Yayın Yönetmeni Semih Gümüş’ün şu sözleri çarpıcı: Satış müdürleri, editörün önüne konursa binanın yapı taşı eksik kalır.

Notos Dergi’yi edebiyatseverler iyi bilir. Gerek doyurucu dosya çalışmaları, gerekse genç ama deneyimli duruşuyla, zor doldurulur bir yerde duruyor Notos. Üstelik bugün hâlâ en çok öykü yayımlayan edebiyat dergisi. Derginin bu sayısında ise, güzel bir kapakla sunulan, güzel bir dosya konusu hazırlanmış. Başlığı ‘Editörlük zor zanaat.’

Editörlüğün ne zor bir zanaat olduğunu, elime her kitap alışımda bir daha, bir daha hatırlıyorum ben. Zira, en saygın yayınevlerinin, en cilalı kitaplarında (üstelik arka kapaklarında dahi) olmayacak anlatım bozuklukları görmekten usandım. Çoğu kitaptaki Türkçe hatalarından başka bir kitap çıkar… Şöyle su gibi bir çeviriyi ise hak getire.

Gelgelelim, sorsanız, “Yayıncılığın en büyük sorunu” ‘editörlük’ değildir hiç kimseye göre. (Bu soru arada kitap eklerince, edebiyat dergilerince sorulur; başka başka yanıtlar gelir hep: Dağıtım, okur azlığı, devlet desteğinin eksikliği…)

Peki, ben elime bir kitap aldığımda, ehil bir editoryal çalışma olmamasından dolayı onu okumakta güçlük çekiyorsam, yani okuyamıyorsam o kitabı? Bundan daha önemli bir sorun olabilir mi yayıncılık için: “Bastığınız kitapları okuyamıyorum!”. Yola “kitap basmak” için çıkılmadı mı? Bir okurun hatalar yüzünden “okumayı becerememesinden” daha yüz kızartıcı bir sorun olabilir mi?

Adam Yayınları, editörsüzlükten yok oldu

Notos’un dosyası, “en çok satanlar” ile “en sansasyonel”lerin hüküm sürdüğü yayıncılık dünyası için, işte bu yüzden çok değerli.

Üstelik bu dosyada, editörlük benimki gibi kuru bir serzeniş konusu haline getirilmiyor; kapsam bir şekilde ele alınıyor. Cem Akaş, Selahattin Özpalabıyıklar, Tanıl Bora ve İlknur Özdemir’in de aralarında bulunduğu editörler; editörün metne nasıl ve ne kadar dahil olduğunu, bu dünyada editör olarak yaşıyor olmanın nasıl gündelik zorluklar barındırdığını ve editörlerin sürekli yakınıp durdukları güçlükleri vs. anlatıyorlar. Yayın yönetmeni Semih Gümüş ise az önce sözünü ettiğim noktaya değiniyor şu sözleriyle:

“..Yayınevlerinin pek çoğunda editörlük kurumunun gerektiği gibi örgütlenmediği, büyük ve ticarî yayınevlerinde satış ve muhasebe birimlerinin hemen hemen her zaman editörlerin önüne koşulduğu düşünülürse, binanın yapıtaşlarının eksik bırakıldığı da belirtilebilir. Sanki kitap üretimi olmadan satış ya da muhasebe birimlerinin anlamı kalacakmış gibi…

Yaklaşık 1000 kitap yayımlamış olan Adam Yayınları’nda son yedi yılında yalnızca iki editör çalışırken, muhasebe bölümünde beş kişi vardı. Son 30 yılın en iyi yayınevlerinden birini yok oluşa gönderen anlayışın ipuçlarındandır bu”. Aynı anlayışa, bu ölçekteki pek çok yayınevinde bugün de rastlanıyor. Yayınevi patronlarına sorsanız, “Yayınevini ayakta tutmak için her şeyden önce maddi kârâ ihtiyaç var.” Bugün bir kitabı çok satmak istiyorsanız, üzerinde üç editör değil de, üç satış-pazarlama elemanı çalıştırmanız hacet oluyorsa; okur en parlatılmış ve özensiz kitapları, özlenen satış rakamlarına çıkarıyorsa şayet; yayıncı nasıl olsun da 15 editöre- 5 pazarlama elemanıyla çalışsın? Öyle değil mi?

Bu durumun bir yayıncı için ne kadar sıkıntılı olabileceğini tahmin etmek zor değil. Ne ki, bu yayıncılık alanının meşakkatlerinden biri olabilir ancak, özensiz kitap basmanın bahanesi değil.

Edebiyatseverler dilediklerine kızabilirler

Dolayısıyla, arz-talep kavramının ardına sığınıp da, yayıncılığın doğasında var olan saygınlığı hiçe sayan, editörlerinin kalitesine satış rakamları kadar değer vermeyen, pek çoğunu asgari ücret civarında dolanan ücretler karşılığında çalıştıran yayınevleri, lütfen bu yazıya bakıp okura kızmasınlar!

Öte yandan; yalnızca o yıl popüler olan 5-10 kitabı edinen, Türkiye’nin en iyi edebiyatçılarının hâlâ en çok satanlar olduğunu düşünen; korsan kitaba vicdanı sızlamadan yönelebilen ve yapılan ince editoryal işçiliğin değerini bilemeyen okurlar da… Lütfen bu yazıya bakıp yayınevlerine kızmasınlar.

Bu iki ucun arasında, tek derdi kitap keyfi olan edebiyatseverler ise, dilekleri tarafa, gönüllerince kızabilirler! [Taraf]

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL