“Benden Önce Bir Başkası”

Kitap
Hiçbir şey ilk defa yazılmıyor. Hiçbir şey ilk defa söylenmiyor. Hiçbir şey ilk defa olmu-yor. Ama hâlâ her olan, her yazılıp çizilen kendine has bir yenilik taşıyabiliyor. Ya da şöyle söy...
EMOJİLE

Hiçbir şey ilk defa yazılmıyor. Hiçbir şey ilk defa söylenmiyor. Hiçbir şey ilk defa olmu-yor. Ama hâlâ her olan, her yazılıp çizilen kendine has bir yenilik taşıyabiliyor. Ya da şöyle söyleyelim bir özgünlük taşıdığı ölçüde zengin ta-rihte kendine yer bulabiliyor. Bu tekrarlanma durumu, yeni ve farklı bir şey söylemek isteyen yazara ağır bir sorumluluk yüklüyor elbette. Her bir yazar, kimi zaman sevdiği, kimi zaman kavga ettiği, çokça da didiştiği seleflerinin etkisinde ve fakat bu etkiden kaçmak istercesine yazıyor.
Kitaplar arasında, kaçınılan zaman zaman da kaçmanın mümkün olmadığı bu etkilenmelerin izini süren Nurdan Gürbilek’in Benden Önce Bir Başkası adlı eseri, sevdiği yazarlar arasındaki bağlantıları keşfetmek isteyen okuyucuya bir armağan niteliğinde. Metis Yayınları’ndan çıkan kitap, bir yazarı başkasının ışığında okuyan yedi denemeden oluşuyor. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını Kafka’nın Dönüşüm’yle, Kafka’nın Babama Mektup’unu Oğuz Atay’ın Babama Mektup’uyla, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlüklerini Dostoyevski’nin Yeraltından Notları’yla, Walter Benjamin’in Pasajlar’ını Tanpınar’ın Beş Şehir’iyle birlikte okuyan ikili denemeler kitabın büyük kısmını oluşturuyor. Eserde ayrıca Peyami Safa’nın Şark Nedir’ini Cemil Meriç’in Bu Ülke’siyle, yine Bu Ülke’yi Edward Said’in Şarkiyatçılık’yla birlikte ele alan, çapraz okuma perspektifiyle birbirine bağlanan karşılaştırmalı denemeler de okuyucunun beğenisine sunuluyor.

NEDEN BİR YERDE TIKANDIM KALDIM

Benden Önce Bir Başkası’nın temel meselesi yazarların yapıtlarında gözlemlenebilen kendinden önceki ustaların et-kisi. Gürbilek konuyu belli başlı eserler ışığında ele alırken, öte yandan yazarların kendi kendilerini diğer isimlerle hangi şartlarda karşılaştırdığına da yer veriyor. Kitapta yer alan Büyük Tıkanma adlı yazıda, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir daha yazamayacak olmaya dair korkularına yer veriliyor. "Neden bir yerde tıkandım kaldım" diye hayıflanan ustanın kendini diğer yazarlarla nasıl mukayese ettiği mektuplarından alıntılarla anlatılıyor; "Goethe benim iki manzumeyi yarım yamalak yazabildiğim bir sene içinde 3-4 eser, hem de bütün Avrupa’yı birden sarsan 3-4 eser yazıyordu."

Onlara borçluyum ama yine de çekilsinler yolumdan

Babalar ve Ustalar denemesinde, Kafka’nın babasına seslenişi ile Oğuz Atay’ınki arasındaki benzerliklere ve farklılıklara değiniyor yazar. Kafka, Babama Mektup’ta, babası karşısındaki endişelerini, kaygılarını, korkularını ‘büyük bir yazar ama küçük bir çocuk’ gibi kaleme alıyor. Bir baba olarak Kafka için fazla güçlü. Oğuz Atay’ın söylemek isteyip söyleyemediklerini kaleme alma zamanı geldiğinde, baba figürünün bu dünyayı terketmiş olması işleri zorlaştırıyor. Onun mektubu daha şefkatli elbette. Bir zamanlar ölmesini istemiş olmanın verdiği suçluluk hissi rahat vermese de. Gürbilek sadece basit bir babaya mektuplar karşılaştırması yapmıyor bu yazısında. Oğuz Atay’ın edebi babalarıyla konuşması olarak alıp öyle yorumluyor yazdıklarını. "Nasıl anne babamıza borçlu olduğumuz duygusuyla, bir an önce onların yolumuzdan çekilmelerini istemek arasında gider gelirsek, Atay da edebi ebeveynleri için benzer duygular beslemektedir" diyor ve Atay’ın Cemil Bey’e seslenişlerinde, daha başka kimlere bir şeyler söylüyor olabileceğine kafa yoruyor.

Diklenme isteğini de bir kenara bırakarak

Kafka’nın Böceği adlı yazısında Gürbilek, bu böceğin, gözlerini yirminci yüzyılın başında bir pazarlamacının yatağında açmadan elli yıl kadar önce Dostoyevski’nin küçük memurlarının, yoksul üniversitelilerinin, yer altı adamlarının kâbuslarında ortaya çıktığını söylüyor: "Dostoyevski kahramanının zihninde yarım asır öncesinden kıpırdar durur Kafka’nın böceği. Ama Dönüşüm’deki hatlarına en çok Yeraltından Notlar’da yaklaşır. Çünkü ne bir kahraman ne de bir böcek olabildiğinden yakınıyordur orada yer altı adamı; madem kahraman olamamıştır hiç olmazsa böcek olabilmelidir." Kafkaesk’in Dostoyevskivari’den farklarına da yine bu minvalde değiniyor Gürbilek. Yer altı adamının böcekleşme isteğine irtifa kaybederek de olsa diklenme isteğinin eşlik ettiğini söyleyen yazar, Kafka’da işin bir adım öteye götürüldüğünü, kitabın ana karakterinin tam manasıyla bir böceğe dönüştüğünü ve adeta "Âlem buysa böcek benim" dediğini söylüyor.

Yeni Şafak

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme