Kitap

Acemi Bir Boksörün Defteri

Vaktidir hatırlamanın Necatigil’in Ring şiirini. Bambaşka bağlamda ve duyarlıklarla yazılsa bile boks, bokstur ve çoğunca “bir kişi ringde/boğuşur çokgen karşıda kimse…” Necatigil dil yapıcısıdır ya aynı zamanda saklı su arayıcısı,..

Acemi Bir Boksörün Defteri

Vaktidir hatırlamanın Necatigil’in Ring şiirini. Bambaşka bağlamda ve duyarlıklarla yazılsa bile boks, bokstur ve çoğunca “bir kişi ringde/boğuşur çokgen karşıda kimse…” Necatigil dil yapıcısıdır ya aynı zamanda saklı su arayıcısı, şiirin ilk bölümünde “çokgen” yerine “yokken” kelimesini kullanıvermiştir çoktan. İki kişiyle, çılgın seyircilerin, el oğuşturan bahisçilerin, televizyon ekranlarındaki meraklı gözlerin bakışları arasında yapılsa bile boks, hem tek kişiliktir hem de çokgen. Bir antreman yöntemi olan “gölge boksu” da tam burada anlamını bulur. Öyle ya gölgesiyle dövüşemeyen, kendisini bir başkası olarak dövemeyen nasıl yumruk sallasın. Loic Wacquant, ruh ve beden arasındaki halleri kişiden cemiyete doğru okuduğu, akıttığı çalışmasında ‘eylemi’ alabildiğine bağlamlaştırıyor. Hem demiş ya Spinoza; “İnsana dair hiçbir şey bana yabancı değildir…” Boks ise hiç insana yabancı değildir hele çağa.
 

Aynanın karşısına geçiyorum. Önce kollarımı yere paralel, kanat gibi açıyorum. Sonra dikkatle pazularımı gözlemliyorum. İçimde olamasa bile kaslarımda bir boks rüyası saklı kalmış mıdır diye yokluyorum. Dövüşmek hayatta en başarısız olduğum şey. Hele boks, felsefi anlamda ilgimi çekse kimi hatıralarla örülse bile çok uzak bana. Sallanmış bir yumruğun fiziksel hızını tahayyül edemiyorum. Bir de nasıl unuturum, 70’li yılların sonuna doğru sabah erken izlediğimiz maçları. Muhammed Ali’yi. Orhan Ayhan’ın bir serçe sekişini andıran sesini. Siyah beyaz ekrandan taşan milyonlarca gözün umudunu. Yenmenin ve yenilmenin tozunu!… Fakat yine de insan bir yol bulup Milyon Dolarlık Bebek ve Fighter filmlerini bulup izlemeli. Clint Eastwood, Hilary Swank ve Morgan Freeman, Milyon Dolarlık Bebek zirveye taşırken, Christian Bale olağanüstü performans sergiler Fighter’da. Her ne kadar her iki filmin ana kahramanı da, Loic Wacquant’ın çalışmasının merkezinde duran zenciler değilse bile dünya ve atmosfer benzeşirler. Boks zencilerin değil zencileştirmenin yolunu açar.
 

“Üç cenaze, iki evlilik, dört doğum ve bir vaftiz geçirdim onlarla…” der L. Wacquant. Onlar dediği, Afro-Amerikan kökenli yoksul, işsiz ve her türlü suça yatkın kitledir. Bu canlı kitleyi, içlerine girerek, bizzat bir boksör adayı gibi çalışarak geçirmiştir yazar. Ve bu yönüyle; aktardığı bilgi ve ifadelerin hiçbiri gazetecilerin aktardığı ve romanların yeniden çevirdiği ve kendi ölçütlerine göre büyüttüğü, boksörün kitleler önünde kendisi hakkında varmak istediği, sahnelenmiş ve son derece şifrelenmiş temsiller değil, ‘doğal ortamındaki’ davranışlardır. Yumruğun tam ortasından konuşmaktadır araştırmacı. “…Çağdaş siyah Amerikan gettosunda boksu bedensel bir zanaat olarak şekillendiren toplumsal ve duyusal mantığı aynı hareketle göstermeyi ve kanıtlamayı amaçlamaktadır…”
 

Her ne kadar filmlerden bilindik gözükse de yazarın bize aktardığı sahneler, neticede her toplumun kendisine göre özel gerekçeleri vardır. 1980 sonrasında serpilip gelişen İstanbul ’un yeni ilçeleri dövüş ve savunma sporları merkezlerinden geçilmezdi. Apartmanların, çarşıların alt katları taşradan gelmiş ve ruhen zayıf gençlerin bedenen kendilerini savunma ve güçlendirme yoluna gittikleri yerlerle doluydu. Dışardan baktığınızda sokakta yaygın bir şiddet dalgasının kol gezdiğini ve insanların kendilerini korumak amacıyla bu kurslara gittiklerini sanabilirdiniz. Şehirleşme hızı, merkezin çevre tarafından kuşatılıp fethedilmesi bu dalgayı da susturdu. Fakat “salonun sokaktan koruma, mahallenin güvensizliği ve günlük hayatın baskıları karşısında tampon bir merkeze ihtiyaç duyma” olgusu hepten kayboldu mu bunu bilemeyiz. L.Wacquant, bütün bağlamlarıyla bir tür “ahlak okulu” da sayılan merkezlere bakışını derinleştirerek sunarken bu “eril kardeşlik” ritüelinin , bedenin hem mekân hem araç hem de hedef olması karşısında büründüğü anlamları da deşmektedir.
 

‘Ruh ve Beden’, bu kutsal mekânda insanlarla beraber ve onların öykülerine paralel akıtılıyor. Mekânın salondan başlayarak sokakla irtibatlandırılması, toplumsal mantığın işlenmesi, kollektif şuur ve çalışma, sermayenin araya girişi, illizyonizm, pagnus’un( latinca yumruk) pugilist (yumrukla dövüşen kişi) arasında nasıl Bildungsromanı haline gelişini anlatıyor. Sporların en sert ve en zoru boks belki hayatı işaretliyor. Daha ilk yumrukta. Belki eldivenler seçilirken. Uzakta fakat bir yumruk mesafesinde.

RUH VE BEDEN
Acemi Bir Boksörün Defteri
Loic Wacquant, Çeviren:Nazlı Ökten, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2012, 275 sayfa, 35 TL.

Ömer Erdem
Radikal

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL