Neden Kilo Alıyoruz?

Üzülerek belirtelim ki bunların üçünü üst üste koysanız kilo alma nedenlerinin en çok yüzde 40’ına yanıt verebilirsiniz. Yani fazla kilolarınız ya da kilo alma eğiliminizden, ne suçladığınız genetik mirasınız ne de yavaş çalışan metabolizmanız sorumludur. Araştırmalar da bunun böyle olduğunu gösteriyor zaten.

Uzmanlara göre, ailenizdeki obezite geçmişi fazla kilolu ya da şişman biri olma şansınızı en çok yüzde 25-30 yükseltiyor.

Bu da ancak siz kendinizi böyle bir sürece şartlandırdığınız, genetik mirasınızı kötü yönde kullandığınız, yani genetik kodlarınızı uyandırdığınızda söz konusu olabiliyor.

Ailenizden size geçen bir obezite mirasına sahip olsanız bile beslenme ve aktivitede ciddi bir hata yapmazsanız, bu miras öyle zannettiğiniz kadar önemli olmuyor.

Metabolizma tembelliği konusunda da benzer bir durum var.  Araştırmalar, sadece metabolizması yavaş çalıştığı için kilo alanların sayısının asla yüzde 5’i geçemediğini söylüyor. 

Metabolik bozukluk ya da hormonal dengesizliğe yol açan bir hastalığın mevcudiyetine gelince…

Üzülerek belirteyim ki, obezlerin ya da fazla kiloluların en çok yüzde 2’sinde böyle bir durum söz konusu.

Yani tiroit bezinin az çalışması, böbrek üstü bezinin aşırı hormon üretmesi, prolaktin dengesizliği, polikistik over sendromu gibi nedenlere bağlı kilo sorunları, toplamın en çok yüzde 2’sini oluşturuyor.

Kısacası kilo sorununu bu üçlüye yüklemek hem doğru değil hem de sonuca ulaşmanızı engelliyor. Asıl sorumluyu göz ardı etmenize, neticede problemi kalıcı ve gerçekçi biçimde çözmemenize sebep oluyor.

Peki, o zaman sorun ne? Aslında sorun değil, sorunlardan bahsetmek daha doğru olur ama temel problem şu:

İnsan vücudu önce aşırı gıda tüketmek, sonra da yan gelip yatmak için tasarlanmış bir cihaz değil. Ve bütün mesele bu aslında.

İşin kötüsü bu iki hatadan birini bile yaptığınızda anında yağ depolayan bir yapınız var. Eğer ona gereksiz miktarda kalori yüklerseniz ya da yüklediğiniz kalorileri harcamasına yardımcı olmazsanız bu enerjiyi yedek enerji olarak biriktiriyor ve süratle yağ depolamaya başlıyor.

Sahip olduğu yaklaşık 40 milyar yağ hücresinin beklentisi de zaten bu. İki günahı birlikte işlediğinizde ise iş iyice içinden çıkılmaz hale geliveriyor.

Anlatmak istediğim şey şu: Yaşadığımız kilo salgınının birçok nedeni var ama asıl neden gereğinden fazla kalori tüketmemiz ve gereği kadar hareket etmememizdir.

Düzenli yürüyüş yapan orta yaş ve üzeri kişilerde bellek sorunlarına daha seyrek rastlanıyor.

Pittsbourgh Üniversitesi’nden Kirk Erickson ve arkadaşlarının yaşları 65-70 arasındaki 120 denekle yaptıkları çalışmanın sonucunda haftada üç kez 40 dakika yürüyüş yapanların bellek kaybı yaşamadıkları saptanmış.

İki gruba ayrılan deneklerin bir grubu yalnızca çekme ve germe egzersizleriyle yetinirken, diğerleri egzersizden önce 40 dakika yürümüş. Bir yılın sonunda yürüyüş yapanlar başlangıç testlerinden daha başarılı sonuçlar elde etmişler.

Beyin MR’ı çekilerek hipokampus boyutları da ölçülen olgulardan yürüyüş yapanların hipokampus boyutlarının yüzde 2 arttığı, buna karşılık yalnızca egzersiz yapanlarda yüzde 1,4’lük küçülme olduğu saptanmış.

Bu sonucun, aerobik (oksijen kullanımının yoğun olduğu yürüyüş, bisiklet, yüzme vb.) egzersizlerin nöroprotektif (sinir dokusunu koruyucu) özelliği sayesinde gerçekleştiğini bildiren araştırmacılar, haftada üç kez yerine altı kez yürüyerek bu olumlu sonucun da ikiye katlanıp katlanamayacağı sorusuna yanıt aramaktalar.

Kilo kaybı bilişsel yetilerde, bellekte ve yoğunlaşma becerisinde artış sağlıyor.

Kent State Üniversitesi’nden John Grunstad’in yürüttüğü çalışma sonucunda kilo ile zihinsel işlevler arasında ters orantı saptanmıştır.

Vücut ağırlığı 150 kg civarında olan 150 olguya çeşitli testler yapıldıktan sonra “gastrik baypas cerrahisi” tekniği uygulanmış ve 12 hafta sonra aynı testler yinelenmiştir.

Sonuç olarak kilo kaybı yaşayanlarda testler çok olumlu sonuç vermiştir.
Bir sonraki aşamada, herhangi bir cerrahi girişim uygulanmaksızın, dengeli beslenme ve düzenli aktivite yaparak kilo kaybı sağlandığında da kişilerin zihinsel işlevlerinde benzer yönde olumlu gelişmeler saptanacağı kuramını destekleyecek bulgular araştırılacaktır.

Dr. Evren ALTINEL