‘Neden eşime katlanayım’ deme hakkınız yok!

İliskiler
Gizem Gül’ün röportajı Selçuk Kütük, Pınar Yayınları’nın Aile Sohbetleri serisinde yayınlanan "Kalemden Kelama” ve “İlimden İrfana” adlı iki kitabında hayat ve ...
EMOJİLE

Gizem Gül’ün röportajı

Selçuk Kütük, Pınar Yayınları’nın Aile Sohbetleri serisinde yayınlanan "Kalemden Kelama” ve “İlimden İrfana” adlı iki kitabında hayat ve insanlar arası ilişkiler ile ilgili temel meseleleri ele alıyor. Ancak bu kitap okuyuculara bir kılavuz niteliğinde olması sebebiyle diğer kitaplardan ayrılıyor. İşte Selçuk Kütük ile kitapları ve aile üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşi…

Öncelikle kitaplarınızdan başlayalım istiyorum. Pınar Yayınları’ndan ‘Aile Sohbetleri’ serisi kapsamında kitaplarınız yayınlandı. Kitaplarınızda neler anlatıyorsunuz? Ve bu kitapları yazma amacınızdan biraz bahseder misiniz? 

“Aile sohbetleri” serisinden çıkan “Kalemden Kelama” ve “İlimden İrfana” isimli kitaplarda inanç dünyamızı oluşturan en temel kavramlardan hareket edilerek dini bilincin oluşması ve teoriden ziyade pratiğe geçilmesi hedeflendi. Malum tabiriyle “her şeyin imajdan ibaret olduğu” bir dünyada, en azından hakikat söz konusu olduğunda, zahirde kalmayıp meselenin batınına ve özüne nüfuz edilmesi gerekiyor. Buradan da anlaşılacağı üzere, bu serinin asıl maksadı paha biçilmez kıymetteki iman hakikatlerinin inkişafı ile bunların hem akıl hem de kalpte yerleşmesine katkıda bulunmaktır. 

Aile sohbetleri serisi kitaplarınız bir kılavuz niteliğinde. Konuları sunuş şekliniz farklı, konular derslere göre ayrılmış ve sohbet ortamlarında okunabilecek türden. Kitabınızı böyle bir tarzda oluşturmak ve okuyucuları sunmak fikri nasıl ortaya çıktı? 

Evet, belirttiğiniz gibi belirli konular derslere ayrılarak ve daha ziyade sohbet ortamında okunabilecek uzunlukta ele alındı. Kendi arkadaş ve akraba çevremizde zaten bu tür sohbetler düzenlemekteydik. Bu tür sohbetlerde bilgi sahibi birisini rehberlik etmesi gerekiyor, fakat her ailede böyle kişilerin bulunması mümkün olamıyor. Daha sonra sevgili Uğur Altun ile neler yapabileceğimizi konuşurken bir anda böyle bir çalışma yapma fikri doğdu. Bu tarzda kitap okuma aslında bizim geleneğimizde (mesela Mesnevi okunması gibi) mevcuttur. 

Kitabınızda kibir, yalan, aldatma, ibadet, ölüm, güzellik-çirkinlik, fakirlik, zenginlik, sevgi, aşk gibi konulara yer veriyorsunuz. Bu konuları nasıl seçtiniz?   

Bu konular hayat ve insanlar arası ilişkiler ile ilgili temel meseleleri ihtiva ediyor. Düşünce ve inanç geleneğimize bakıldığında sözü edilen başlıklara yönelik çok zengin bir birikim olduğu hemen görülecektir. Bizim yaptığımız şey, bu birikimi günümüzün insanına uygun bir dönüşüm yaparak sunmaktan ibaret. Yukarda ifade ettiğiniz kavramların hemen herkes tarafından bilindiği malum, ancak bunların içi günümüzde öylesine farklı şekillerde doldurulmuş halde ki neredeyse asıl maksadın tam tersi mesajlar verecek hale gelmişler. Biz de bunları yerli yerine oturtmaya ve aslına uygun hale getirmeye çalıştık.  

Okuyucular kitaplardan daha etkin fayda sağlamak adına nasıl bir okuma ve değerlendirme yapmalı?

Bu kitapların bir roman gibi okunup kenara bırakılmaması gerekiyor. Çünkü kitabın muhteviyatı popülerlikten uzak ve bu sebeple hemen tüketilecek türden olmadığını belirtmek gerekiyor. Kişisel olarak okumak mümkün olduğu gibi grup halinde ele almak ve özellikle her bölümün sonundaki müzakere soruları üzerinde birlikte düşünerek tahlil yapmak en faydalı metot olacaktır.

ASIL SORUN İNSANIN DÜNYEVİLEŞMESİ

Ve gelelim aile ile ilgili sorularımıza… Günümüz aile yapısını değerlendirecek olursanız neler söylersiniz? Sizce günümüzde aile kurumunun en büyük problemi nedir? 

Sabit ve standart bir problemden ziyade bir tür sorunlar yumağından söz etmek daha uygun görünüyor. Ailenin ekonomik, sosyal ve coğrafi konumuna göre sorunlar farklılaşmaktadır. Bunun için en iyi yol konu ile ilgili yapılmış istatistiklere göz atmaktır. Problem olarak en fazla ön plana çıkan başlıklar; geçim sıkıntısı, eşlerin birbirini anlamaması, şiddet, cinsellik vs olarak görünüyor. Bencil, hazlarının peşinde koşan, çıkarcı, sadakatsiz tiplerin oluşturacağı bir ailenin ömrünün pek uzun olacağı tabii ki söylenemez. Diğer taraftan, medyanın ve tüketim pazarın kadın ve erkeği sürekli olarak tahrik etmesi ve aklını karıştırması çok ciddi bir problemdir. Kısaca ifade edersek,  bizim bulunduğumuz yerden bakıldığında hepsini içine alan asıl sorunun insanın dünyevileşmesi olduğu söylenebilir.

EKONOMİK SIKINTI DA ŞİDDETİN BİR TÜRÜDÜR

Toplumda aile ile ilgili şiddet olgusunun ön plana çıktığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddetin temel nedenleri nelerdir sizce? 

Aslında genel olarak erkeklere, çocuklara ve özelde de kadınlara yönelik şiddetin artış eğiliminde olduğu görülüyor. İnsanlar ya haklarının gasp edildiğini ve buna mukabil herhangi bir şey yapamadıklarını görünce ya da kendi yaptıkları haksızlıkları örtbas etmek için şiddete başvuruyorlar. Aile içinde kadının maruz kaldığı şiddet ise fiziksel veya ekonomik sıkıntıya sokulma şeklinde olmaktadır.

ŞİDDETİN SEBEBİ SEVGİNİN YÜZEYSEL OLMASI

Yine araştırmalara bakılınca geçim sıkıntısı sebebiyle eşler arasındaki tartışmaların şiddetle neticelendiği görülmektedir. Fakat bize asıl sebep eşlerin birlikte zorluklara dayanmayı ve hayat yolculuğunu başarı ile tamamlamayı sağlayacak sevgi duygusundan mahrum olmalarıdır. Tabii ki bu sevgi yüzeysel, yani sadece iyi zamanlar için geçerli olmakla kalmayıp kötü günlerde de aktif kalabilen derinlikte olmalıdır. Böyle metafizik arka plana sahip bir sevgi anlayışından epey uzakta olduğumuz yeteri kadar açık. Dolayısıyla tartışmanın, gerginliğin ve netice itibarıyla güçlü olanın şiddet uygulaması kaçınılmaz görünüyor. 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın aile içindeki şiddete çözüm olarak sunduğu panik butonu uygulamasını nasıl değerlendirirsiniz? Bu uygulama bu sorunu çözer mi? 

Panik butonunun çözüm olmaktan ziyade fiili durumun ortaya çıkardığı mecburiyetten kaynaklandığı açıktır. Kişisel bozukluk gösteren, kendine ve başkalarına saygısı olmayan, empati yapamayan ve öfkesini kontrol edemeyip eşine şiddet uygulayanlar için böyle bir yola başvurulması zorunlu hale geliyor. Tedavi etmek ya da çözüm olmak yerine kangren olmuş bir parçanın kesilip alınması gibi nahoş bir tedbir olarak görünüyor, ama güzel sözden ve nasihatten anlamayanlara karşı nihai bir önlem olarak uygulanmak zorunluluğu olduğu da muhakkak. 

Aile içindeki problemler nasıl çözümlenebilir sizce? Aile yakınları böyle durumlarda nasıl davranmalı? 

Aile içindeki her sorunun sürekli olarak dışarıya yansıtılmaması gerekir. Diğer taraftan, problemin içinden çıkılmaz bir hal alması ve iletişimin kopması durumunda aile yakınlarından veya her iki tarafın saygı ve itimadını kazanmış kişilerin aracılığına başvurulması lazımdır. Tabii ki, asıl önemli olan sorunun bu noktaya kadar taşınmadan halledilmesidir. Bunun için aile ya da arkadaş çevresinin belirli periyotlarla bir araya gelerek sabır, sevgi, fedakârlık, ahiret gibi konuları ele alarak inancımıza uygun bilincin canlandırılması gerekiyor. Böylelikle, aile içi ve dışı sosyal dayanışma sağlanabilir. İnsanların başıboş kalması önlenerek medya ve çevrenin gayri meşru hevesleri tahrik eden saldırılarından kaynaklanan huzursuzlukların önlenmesi mümkün olabilir.  

AİLE HAYATI KOLAYLAŞTIRACAK BİR KURUM OLMALI

Son yıllarda kadınların da iş hayatında daha çok yer almasıyla birlikte aile içinde kadın erkek rollerinin de eskiye göre farklılaştığını söyleyebiliriz. Artık kadınlar da  “ben de çalışıyorum ve para kazanıyorum; neden kocama katlanayım ki…” düşünebiliyor. Bu durum toplumsal değişmeye nasıl yansıyor? 

Bu mesele oldukça nazik ve yanlış anlaşılmaya müsait, çünkü herkes sadece kendi özel tecrübesinden hareket ederek genelleme yapmaya çalışıyor. Kadının çalışması ile aile hayatında, sizin de belirttiğiniz üzere, roller değişiyor daha doğrusu hiç kimse vazifesini yapamaz hale geliyor. Kadınların ezildiğine şahit olan yeni nesil aynı durumlarla karşılaşmamak için ekonomik bağımsızlığını kazanmaya çalışıyor. Açıkçası, bağımsızlığın kazanıldığı şüphelidir ama kaybedilenlerin telafi edilemeyecek kadar çok olduğu muhakkak. Daha başlangıçta erkek ve kadının birbirine karşı tavır alarak yapılacak bir evliliğin pek sağlıklı olmayacağı bellidir. Aile, taraflar arasında bir mücadele alanı değil hayatı kolaylaştırarak birlikte yaşama kurumu olmalıdır. Maalesef, pratikte çoğu zaman bu tür mücadelelerden kadın zararlı çıkmaktadır.

EŞLERİN "NEDEN EŞİME KATLANAYIM Kİ" DEME HAKKI YOK

Ne erkeğin ne de kadının “neden eşime katlanayım ki?” deme hakkı yoktur, böyle konuşanların hiç de katlanılabilir kişiler olduklarını sanmıyorum! Bu şekilde düşünenler hiç evlenmeseler ve karşısındaki insanlara zarar vermeseler daha iyi olur. 

Tüketime yönelik bir toplum olmamız sizce aile yapımızı nasıl değiştirdi? 

Eskiden sadece batı toplumlarına mahsus zannettiğimiz tüketim hastalığı maalesef bizlere de bulaşmış durumda. “Tüketiyorum, öyleyse varım!” anlayışı ve marka bağımlılığı yaygınlık kazanıyor. Reklam sektörü, “sahip olmanın” insanı mutlu edeceğine dair zehrini saçıyor, bu zehiri içenler artık iflah olmaz bir kısır döngüye giriyorlar. Medya, insanların zihnine “filan ürünü almazsanız çok şey kaybedersiniz” ya da “diğer insanlardan geri kalacaksınız” endişesini ustalıkla işliyor. Eğer tüketmeye, bu oyuna girmeye razı değilseniz ve kanaatkâr olmak konusunda ısrarcı olursanız üzerinize “modası geçmiş” damgasının yapıştırılması kaçınılmaz görünüyor. Fakat alınması ve değiştirilmesi gereken şeyler listesi bir türlü sona ermediği için henüz aldığınız bir üründen duyulan “mutluluk” kısa bir süre sonra piyasaya sürülen daha geliştirilmiş bir model tarafından yok ediliyor.

KREDİ KARTI BORÇLARI AİLENİN PARÇALANMASINA NEDEN OLUYOR

“Hemen al, sonra öde!” ya da “kredi kartı ile uzun vadeli ödeme imkânları” gibi yöntemlerle insanlar içinden çıkamayacakları borçlara girmekte ve aile düzeni bozulmaktadır. Borçların ödenmesi için girişilen çaba ve stres ailede gerginliğe yol açmaktadır. 

EŞLER BİRBİRİNİ AHİRET YOLCULUĞUNDA YOLDAŞ OLARAK GÖRMELİ

Uzun evlilikleri olan çiftlere “Bu kadar uzun evliliğin sırrı nedir?” diye sorulduğunda genellikle, sevgi ve saygı yanıtını veriyorlar. Ya da “O konuşunca ben sustum, ben susunca o konuştu.” Mutlu bir ailenin sırrı sizce nedir? 

Mutluluğun temelinde saygı ve sevginin olduğunda şüphe yok. Herhangi bir anlaşmazlık sırasında öfkeli iken konuşmamaya ve sakinleştikten sonra diyaloga girmeye dikkat etmek önemli bir husustur. Eskiden eşler birbirinden bahsederken “refik-refika” kelimesini kullanırlardı. Refik(a), yol arkadaşı anlamına gelmektedir, yani eşler birbirini ahiret yolculuğunda yoldaş olarak görmelidir. Böyle bir yolculukta eşlerin birbirinin yolunu kesmesi ve zorluk çıkarması aklı başında olanların kalkışacağı bir şey değildir. Aile kurumu eşler için hayatın zorluklarından ve sıkıntılarından korunmak için bir sığınak gibidir, nitekim bir ayette “Allah, evlerinizi sizin için bir huzur yeri yaptı” buyrulmaktadır. Bu sığınak tahrip edilirse eşler huzuru başka yerlerde arama yolunu tercih edeceklerdir ki bu, ailenin parçalanması anlamına gelir. 

Son olarak eklemek istedikleriniz… 

Dünya ile ilgili beklentiler ve hayaller çoğaldıkça ve bunların gerçekleşme ihtimalleri zayıfladıkça insanın hem kendi iç dünyasında hem de başkaları ile olan ilişkilerinde sıkıntıların doğacağı muhakkaktır. Bu düşünceleri teyit edecek sayısız ayet, hadis ve hikemiyattan veciz ifadeler sunmak mümkün. Mesela, mutluluğu arayanlar şu ayet üzerinde biraz düşünebilirler:

“Herhangi bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde toplanıp Allah’ın kitabını tilavet eder (okuyup, anlayıp, yaşarsa) ve onu birlikte müzakere ederse, muhakkak onların üzerine sekinet iner, kendilerini rahmet kaplar, çevrelerini melekler kuşatır ve Allah onları kendi katında olanlarla anar”.

Sadece dünya hayatına konsantre olmuş bir varlık anlayışına sahip olanların, tabii ki, eşlerine tahammülle ve fedakarlık yapmakla kaybedecek zamanları yoktur. Aile içinde iktidar mücadelesi ve karşıtlığı tahrik eden zihniyetin propagandalarından uzak durulmalıdır. Malum bazı ayetlerde “Allah’ın, eşleri birbiri için huzur ve sükûnet kaynağı olarak yarattığı” ve “eşlerin birbirini fenalıklardan koruyacak örtü” gibi oldukları belirtilmektedir. Velhasıl, ancak bu anlayışla ve ahiret bilinci ile hareket edilirse mutlu bir aile hayatı mümkün olabilir.

On5yirmi5