Dünya Hali

Alışveriş çılgınlığını nasıl yenersiniz?

Psikolog Mehtap Kayaoğlu’nun yazısı Alışveriş çılgınlığı mı, market manyaklığı mı? Son günlerde hakkında yazı yazmak istediğim fakat bir türlü sıra gelmeyen konulardan birisi de bu: Alışveriş çılgınlığı veya diğer adıyla..

Alışveriş çılgınlığını nasıl yenersiniz?

Psikolog Mehtap Kayaoğlu’nun yazısı

Alışveriş çılgınlığı mı, market manyaklığı mı?

Son günlerde hakkında yazı yazmak istediğim fakat bir türlü sıra gelmeyen konulardan birisi de bu: Alışveriş çılgınlığı veya diğer adıyla market manyaklığı.

Literatürde "oniomania" adıyla geçen bu durumun ülkemizde hızla yayılmaya başladığını biliyor musunuz?

Ben biliyorum.

Eşinden şikayet eden, "Bu ay falanca miktar kredi ödemesi yaptım, eşim deliler gibi harcama yapıyor." diyen kocalardan;

"Canım sıkılınca kendimi alışveriş merkezlerine atarım, poşetler dolusu alışveriş yaparım, hoppp kendime gelirim." diyen kadınlardan;

Tv ekranlarında ünlülerin evi gezilirken, ayakkabı dolabında bizlere izletilen 200 çift ayakkabıdan;

"İnternetin başına oturuyorum, akşama kadar internetteki alışveriş sitelerinde geziniyorum, neyin fiyatı ne kadar onlara bakıyorum. Acaip hoşuma gidiyor. Fakat vaktimi oralarda harcamaktan evimin işini yapamıyorum, çocuklarımı ihmal ediyorum" diyen bayanlardan;

"İşim gereği çok bakımlı görünmem gerekiyor. Sürekli alışveriş yapmak ve kendime yeni giysiler almak zorundayım. Üstelik sevmiyorum zaten aynı tişörtü birkaç kez giymeyi. Giysim benim kartvizitim. Ne kadar şık ve pahalı giyinirsem, o kadar iyi iş bağlıyorum." bahanesinin arkasına sığınan işadamlarından…vs. biliyorum.

Ben biliyorsam sizler de haydi haydi biliyorsunuz demektir.

Peki bu durumun bir hastalık olduğunu biliyor musunuz?

İnsanların "ihtiyaçları" olmaksızın, kendilerini maddi yönden zora sokacak şekilde sürekli alışveriş yapması hastalık olarak kabul ediliyor. Parası olanlar bu kapsamda değil mi? Elbette bu kapsamda. Ana kriter "ihtiyaç" olgusu.

Demek ki normal şartlarda evin, çocukların ve bizim ihtiyaçlarımızın giderilmesi için yapılan alışveriş davranışımız; içimizdeki sıkıntıyı, üzüntüyü, yalnızlığı gidermek için yapılıyorsa ve her seferinde alışveriş yaparak sorunlarımızdan kurtulmaya çalışıyorsak "alışveriş bağımlılığı" dediğimiz hastalığın içine düşmüşüz demektir. Gerçi dünya bunun tam bir hastalık olup olmadığına karar vermeye çalışıyor. Bazı teorisyenler kesin olarak hastalıktır diyor, bazıları depresyon, OKB ve Bipolar bozukluğun semptomu olarak görmeye devam ediyor. Ne denilirse denilsin, psikolojik hatta psikiyatrik rahatsızlıklar grubunda yer alıyor. Kimbilir bir sonraki DSM kriterlerinde kendi şahsına münhasır bir hastalık olarak yer bulacaktır diye düşünüyorum. Çünkü bu durumun tüm dünyada hızla arttığını ve içsel duygularının zorluklarından bu yolla rahatlayan insanların kişilik yapılanmalarında da sorunlar olduğunu biliyoruz.

Diyeceksiniz ki bu durumu körükleyen sebepler nelerdir? Neden insanlar alışveriş çılgını olup çıktı?

Kapitalist dünya düzeninde sermayenin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Sermayenin, düzenli tüketime ihtiyacı vardır ki para kazansın. Ne kadar çok tüketilirse o kadar çok üretilir ve sermaye sahibi o kadar çok kazanır. Dolayısıyla sistem de! Ancak gözden kaçan önemli mesele şu ki, insan canlısına sürekli tüketimi aşıladığınızda "üretici" olmayı unutabilir. Gelişigüzel beyin üretemez! Düşünen, akıleden, algılayan beyin üretir! Siz ülkenin büyük çoğunluğunu tüketici haline getirirseniz, diğer yandan üretim mantığını elinden almış olursunuz. Derken uzun vadede bumerang gibi kendisini yaralayacak bir döngüsellik oluşturursunuz.

İşte içinde yaşanan hayatın yaşam koşulları, kişilerin bireysel sorunlarıyla buluşunca ortaya yeni hastalıklar çıkıyor malesef. Görsel medyanın reklam sektörüne girerek alışveriş kültürü bombardıman yapması, markaların pazarlama stratejileri alışveriş bağımlısı insanların sayısını artırıyor. Reklamlar insanların alışveriş yapma isteğini körüklüyor. Kampanyalar, marketlerde indirim günleri, mağazalarda önce aşırı artırılan ardından normale getirildiği halde indirim yapılmış gibi gösterilen kampanyalar, alışveriş katologlarının evlere kadar getirilmesi, internet üzerinden uygun fiyata alışveriş yapıldığı iddia edilen yeni internet mağazaları…vs. her şekilde alışveriş yapmamızı sağlıyor.

İnsanlar mutlu mesut alışveriş yaparlarken sorun yok gibi görünür. Ancak zaman içinde gelir/ gider dengesinde bozulmalar devreye girer. Alınan eşyalar evdeki yaşam alanını sıkıştırmaya başlar. Ayakkabı dolabı tıka basa doluyken hala ayakkabı almaya çalışan kadına birileri hesap sormaya veya dolaplar tıka basa takım kıyafet doluyken hala alışveriş yapan kocaya, eşi isyan etmeye başlar. Derken aile içinde sorunlar başgösterir. Danışmanlık merkezimize aile içi anlaşma sorunu diye gelen pek çok çiftte, alışveriş hastalığı şikayetleri duyuyoruz sevgili okurlar.

Bu hastalık, alışverişten hemen sonra kişiye rahatlama duygusu yaşatıyor. Ancak alınan ve lüzumsuz olduğu farkedilen ürünler kişide kısa süre sonra suçluluk duygularına neden oluyor. Sinirlilik, mutsuzluk, hayattan keyif almama, işe yaramama duyguları oluşturuyor. Kişi bunlardan kurtulmak için yine alışveriş yapıyor, kısa vadede mutlu olurken uzun vadede suçluluk, sinir, mutsuzluk duyguları geri geliyor. Derken sarmal döngü! Tıpkı uyuşturucu, alkol ve madde bağımlılığında olduğu gibi.Maddeyi kullan kısa sürede rahatla; ancak uzun vadede kendini yok et! Ne kadar korkunç değil mi?

Neyse ki çözümü var!

İçinizi karartmış gibi olmayayım diye her zaman olduğu gibi tedbirler sayacağım merak etmeyin.

1. Öncelikle kendinize çok iyi bir göz atın. Sıkıntı ve üzüntü yaşadığınızda, bununla başetmek için kendinizi alışveriş merkezlerine atıyorsanız veya internet başına oturup falanca mağazalardan ürün seçiyorsanız, toparlanmanın daha farklı yolları olabileceğini düşünün.

2. Unutmayın! Alışveriş çılgınlığı, illaki alışveriş yapacağınız anlamına gelmiyor. Alışverişmağazalarının önünde uzun zaman geçirmek, internet sitelerinde bir şeyler almasanız bile ürünlerle gereğinden fazla haşır neşir olmak anlamına geliyor. Para harcamıyorsanız bile, kendinizi oyalayacak veya dikkatinizi dağıtacak başka bir yol bilmiyor olmanız da bu hastalığın içine düştüğünüz anlamına gelmektedir.

3. Kendinizi oyalamak için dışarıya çıkmanız gerekiyorsa, yürüyüş yapabileceğiniz yerler tercih edin. Veya güzel bir cafeye oturup kendinize çay ısmarlayın.

4. İnternet başına oturarak kendinizi yatıştırabiliyorsanız eğer, alışveriş sitelerine girerek değil, güzel yazılar okuyacağınız, günlük haberleri takip edebileceğiniz siteleri tercih edin. Kişisel gelişiminize katkıda bulunacak çok değerli siteler var. Arayan buluyor merak etmeyin.

5. Alışveriş tutkunuz olduğunu düşünüyorsanız, nakit para kullanmayı tercih edin. Çünkü kredi kartı, para harcandığını hissettirmiyor insana.

6. Dışarı çıkarken yanınıza fazla para da almayın. Kredi kartınız varsa evde bırakın ve nakit para da almayın yanınıza. Sadece dışarıda çay içmenize yetecek ve eve gelip gitmenizi sağlayacak kadar para alarak çıkın.

7. Yakın arkadaşlarınızdan, komşularınızdan borç alma alışkanlığınızı bırakın. "sen ver, ben sana eve gidince öderim" çok tehlikeli bir yöntemdir alışveriş bağımlıları için.

8.Beyninize komut verin! Ne almak için çıktıysanız dışarı, sadece o ürünü alarak eve gelin! Akıllı insanlar vardır, alışveriş tutkunu da değildirler. Öylesine gezerlerken, ihtiyaçları olan bir ürünle karşılaştıklarında, kenarlarında bulundurdukları bir parayla hemen alırlar. Hem uygun hem de kullanışlı olacak biçimde. Bu güzel bir alışkanlıktır. Bahsettiğim durumu anladınız değil mi? Alışveriş çılgını olan insanlara diyorum, bir ürün için çıkın ve onun dışında kesinlikle bir şey almayın, diye. Lütfen ikisini birbirine karıştırmayalım.

9. Beğendiğiniz bir ürünü almadan önce kendinizi frenleyin ve içinizden 100’e kadar sayın. Hatta mümkünse mağazadan dışarı çıkın. Gezinirken, o ürüne gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünün. Sadece beğendiğiniz ve sizin olmasını istediğiniz için mi alıyorsunuz, yoksa cidden ihtiyacınız olduğu için mi?

10. Almak istediğiniz üründen evde kaç tane daha olduğunu hatırlamaya çalışın! Alışveriş çılgını kişiler, dolaplarında aynı üründen pekçok olmasına rağmen hala hiç yokmuş gibi almaya çalışırlar. Alınınca etiketini bile çıkarmadan dolapta aylarca beklettikleri olur. O anda almak istediğiniz ürünü, eve geldiğinizde almadığınız için mutlu olabilirsiniz. Kendimden de biliyorum, bazen bir şey almak istiyorum, sonra vazgeçiyorum. Eve geldiğimde "iyi ki almamışım" duygusuna kapılıyorum.

11. Sizi yakından tanıyan ve ihtiyaçlarınızı ortalama bilen birileriyle alışverişe çıkın. Böylece gelişigüzel her şeyi sepete doldurmaya çalışırken sizi frenlesin! Ona gücenmeyin. Onu sevin…

12. Alışveriş hastalığından kurtulmak için egzersiz yapabilirsiniz. Diyelim ki her çıktığınızda mutlaka bir şeyler alıyorsanız, evden çıkmadan önce kendinize komut verin. "Şimdi falanca alışveriş merkezine gideceğim, orda yarım saat gezeceğim. Kesinlikle hiçbir şey almadan eve geleceğim." Deyin. Ve öleceğinizi bilseniz kesinlikle almayın. Eve geldiğinizde eliniz boşsa kendinizi ödüllendirin. Sevdiğiniz biriyle telefonla görüşün, bir bardak çay/kahve için, müzik eşliğinde zaferinizi kutlayın. Bu tür egzersizleri artırın.

13. Elinizi attığınız her ürünün fiziksel ihtiyacınızı değil, duygusal ihtiyaçlarınızı doyurduğunu bilin! "Bu elimdeki ürün, içimdeki hangi boşluğu karşılık geliyor acaba?" diye düşünün.

14. En çok aldığınız ürünlerden (ayakkabı, bluz, makyaj malzemesi, tencere, tabak,…vs) uzak durun. O mağazaların önünden bile geçmeyin. Aldığınız ürünlerin tamamen "Kompulsif bir hastalık" olduğunu düşünerek elinizden bırakın.

15. Mağazalarda yanınıza gelen satış elemanlarının "Size çok yakıştı" cümlelerine inanmayın.

16. Bir ürünün çok işe yaraması, çok nadiren bulunması, çok kişi tarafından tercih edilmesi gibi gerekçeler o ürünü almanız için yeterli sebep değildir. Yeryüzünde öyle çok işe yarayan eşya ve ürün var ki! Hangi birini alıp, hangisini evimizde nereye koyacağız Allah aşkına! Aklımızdan istifade etmek en iyisi diye düşünenlerden olalım.

17. Yeryüzünde açlık çeken binlerce insanın olduğu bir dünyada, ihtiyaç olmadan aldığımız her ürünü, bizim için insani değerlerimizi yitirmenin tavan noktası olarak algılamaya çalışalım. İnsani melekelerin bitmeye başladığı yerdir aslında alışveriş çılgınlığı. Bir insanın, öteki insanın halini hiçe saymasıdır.Alışverişe giderken sosyal düşüncelerinizi de yanınızda götürün. Kendi adıma ben öyle yapıyorum doğrusu. Gerekli gördüğüm bir nesneyi alırken, aklıma yeryüzündeki aç insanlar geliyor. Hemen rafa geri koyuyorum. Eve geldiğimde de eksikliğini hissetmiyorum bile! Demek ki çok da önemli bir ihtiyaç değilmiş, diye düşünüp almadığıma seviniyorum.

Özetle… alışveriş çılgınlığının tıpkı alkol ve madde bağımlılığı gibi kompulsif davranış biçimi yani bir hastalık olduğunu söylemiş oldum.

Dört-beş ayda bir ayakkabı alıyorsanız alışveriş hastası sayılmazsınız. Alışveriş yapmayı seven ve ayakkabılara karşı ilgisi olan birisi denilebilir size. Fakat hiç ihtiyacınız olmadığı halde "Benim ayakkabıya düşkünlüğüm var. Farklı bir model görünce dayanamaz alırım. Evde 50 çift ayakkabım var yine de alıyorum." demek durumun hastalıklı olduğunu gösteriyor.

Arkadaşlarınızla zaman geçirmek, farklı sosyal aktiviteler yapmak, kendinizi geliştirecek, yaşam kalitenize katkıda bulunacak faydalı işler yerine, sürekli alışveriş yapmayı tercih ediyorsanız lütfen kendinize dikkat edin. Kendi kendinize yardım edemiyorsanız, size yardım edecek uzmanlara başvurun.

Psikoterapilerle içinizdeki boşluğu keşfedebilir. Günlük sorunlarınızla başa çıkmayı öğrenirseniz, alışverişi hastalık olmaktan çıkarır, keyifli faaliyete çevirebilirsiniz.

Sevgiler…

Haber 7
 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL