Yakınçağ Liderleri Serisi -5: Otto von Bismarck

Tarihi Şahsiyetler
Yakınçağ Liderleri Serisi -5: Otto von Bismarck (1815-1898) Birleşik Almanya’nın ilk Şansölyesi (Başbakan) Otto von Bismarck Genel Otto von Bismarck, 1 Nisan 1815’te Prusya’da Brandenburg’...
EMOJİLE

Yakınçağ Liderleri Serisi -5: Otto von Bismarck (1815-1898)

Birleşik Almanya’nın ilk Şansölyesi (Başbakan) Otto von Bismarck

Genel

Otto von Bismarck, 1 Nisan 1815’te Prusya’da Brandenburg’un küçük bir kasabasında, büyük arazi sahibi bir aristokratın oğlu olarak dünyaya geldi. Berlin’de lise eğitimini tamamladıktan sonra Göttingen Üniversitesi’nde hukuk okudu. Güçlü bir fiziksel yapıya sahip olan Bismarck vaktini ava gitmek ve ata binmek ile geçirirdi. 1847’de Federal Meclis (parlamento) üyeliğine seçildi. 1851’de IV. Frederick William, Bismarck’ı Alman Konfederasyonu’nun Frankfurt Diyetine Prusya temsilcisi olarak atadı. Avusturya cumhurbaşkanlığının ustaca ama ihtiyatlı bir engeli olan Bismarck, Frankfurt diplomasisini “karşılıklı olarak tatsız casusluk” olarak nitelendirdi. Uluslararası ilişkiler yargılamasında zeki ve yabancı liderler hakkındaki yorumlarında sıklıkla asit oldu; III. Napolyon’dan “bilmece olmayan bir sfenks”, Avusturyalı Kont Rechberg’den “küçük şişe zehir” ve Rus Prens Gorchakov’dan “tahta ayakkabılardaki tilki” olarak söz etti. Bismarck, eski yönetim biçimini korumaktan yana olduğu için Almanya’yı sarsan 1848 Devrimleri’nin, askerî güç kullanılarak bastırılmasını savundu. 1859’da Rusya, 1862’de de Fransa büyükelçiliğine getirildi.

Bismarck’ın iç siyaseti

Eski devlet geleneklerine ve monarşiye bağlı olan Bismarck, 1848 Devrimleri sırasında Berlin’de kalıp, generalleri, bu isyanı askeri güç ile bastırmaları için ikna etmeye çalıştı.

1848 Ayaklanması’ndan sonra Frankfurt’ta kurulan Diyet Meclisi’nde Prusya delegesi olarak temsil vazifesi yaptı. Profesörlerle dolu liberal bir meclisin kürsüsünde, Liberalizmin en azılı düşmanı, koyu monarşist tavrıyla kendini Almanya’ya tanıtmış oldu. Oturumlar sırasında sırasında sadece Avusturya temsilcisinin puro yakma hakkı bulunurken Avusturya temsilcisinin sözlerinin karşısında küstahça puro yakarak patavatsız biri olduğunu da Almanya’ya göstermişti. Karşısındaki diplomatı kışkırtan hareketleriyle, küçük kelime oyunları oynayan Bismarck konferanstan Prusya lehine sonuçlar çıkararak saraya karşı da kendisini kanıtlamış oldu. Bu kışkırtma ve hata yaptırma taktiği Bismarck’ın siyasette kullandığı taktiklerden biri olacaktı.

Federal Diyet Meclisi kapandıktan sonra uzun bir süre Rusya’da ve Fransa’da büyükelçilik vazifesi yapan Bismarck bu süre içerisinde Rusya’da, hanedan üyeleriyle ve birtakım generallerle iyi ilişkiler kurdu. 1862 yılında Prusyalı generallerin de talebiyle Prusya Ordusunda reform ihtiyacı duyuldu ki ordu, Prusya’nın devamı açısından gerçekten önemli bir meseleydi. Sonuçta Prusya krallığından “Devleti olan bir ordu” diye bahsediyoruz. Kral I. Wilhelm’ın da destek verdiği askeri reform maddeleri, büyük çoğunluğu liberallerden oluşan Prusya Parlamentosundan geçmedi. Savunma Bakanı ve aynı zamanda Bismarck’ın yakın dostu olan Albrecht von Roon; bu reformları sadece, zekasını ve siyasetini bu zamana kadar diplomat olarak birçok kez kanıtlamış olan Bismarck’ın gerçekleştirebileceğini Krala ifade ederek kendisini bu makama aday gösterdi. Bismarck o kadar yetenekliydi ki, askeri reformların gerçekleştirilmesini isteyen rakipleri bile bu makama Bismarck’ın geçirilmesi gerektiğini savundular.

Askeri reformları meclisten geçirmek için çalışmaya başlayan Bismarck, Liberal gruplarla anlaşamayınca çareyi Liberal vekil sayısını azaltmakta buldu ve Almanya demokrasi tarihindeki en önemli adımı attı. Sosyalist liderlerle bir dizi görüşmelerin neticesinde, daha önce sadece belirli bir kesimin oy kullanabildiği Prusya’ya genel oy hakkını getirerek tüm erkeklere seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Genel oy hakkının getirilmesiyle meclisteki tek güç olan Liberallerin karşısına, işçilerin desteğiyle Sosyalist vekiller de gelmişti ve doğal olarak Liberal vekil sayısında azalma olmuştu. Bismarck, ilerleyen yıllarda ve neredeyse tüm siyasi hayatı boyunca bu iki gücün koltuk sayısını dengede tutmaya çalışacak ve tarafların çatışmaları sayesinde mecliste istediği gibi at koşturabilecekti. Bütün bu gelişmelerin neticesinde reformları meclisten geçirerek bu makamı hakettiğini Kral’a ve Kurmaylara kanıtlamıştı.

Hiç sevilmeyen bir adam olarak Bismarck’ın bu aşamadan sonra iç muhaliflerini susturacak bir dış başarıya ihtiyacı vardı. O yıllarda da Danimarka ve Alman Konfederasyonu arasında Schleswig-Holstein sorunu gündemde olmasa da her zaman var olan bir sorundu. Bu sorunun çözümü, Bismarck’ın iç muhaliflerini susturmak için kullanabileceği çok müthiş bir fırsattı. Bismarck, Kral isterse bu savaş için her an bahane bulabileceğini çeşitli zamanlarda dile getirmişti. Fakat Kral bu savaşa sıcak bakmıyordu. Ancak bir süre sonra tarih Bismarck’tan yana gülmüştü. Danimarka Kralı’nın varis bırakmadan ölmesinin ardından tahta çıkan yeni kral, bu sorunun çatışmaya dönüşmesini engelleyen 1852 Londra anlaşmasının maddelerini ihlal etti. Bismarck, bu bahaneyle Avusturya ve diğer Alman prensliklerinin de siyasi desteğini alarak Danimarka’ya karşı harekata onay verdi.

Almanya’nın birleşmesi, Kan ve Demir politikası

Almanya’nın birleşme sürecinde en çok aktif olan isimlerden birisi de şüphesiz Almanya tarihinin en önemli isimlerinden olan Otto von Bismarck’tı. Prusya kralı I. Wilhelm’in militarizme fazla önem vermesi, onunla aynı fikirleri paylaşan Bismarck ile yakınlaşmasını sağladı. O dönem mecliste muhafazakarların bir numaralı adayı olan Bismarck, bu sayede I. Wilhelm tarafından 22 Eylül 1862 tarihinde başbakanlığa ve dışişleri bakanlığına atandı. Bismarck atandıktan birkaç gün sonra, meclis bütçe komisyonu önünde yaptığı konuşmada, savaşa hazır olmanın gerekliliği ve silahlanmanın önemini vurguladı. Konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:

“Prusya’nın Almanya içindeki durumu, Prusya’nın liberal olup olmamasıyla değil, askeri gücüyle belirlenecektir… Prusya askerî açıdan güçlenmeye çalışmalı ve uygun fırsatları kollamalıdır. Kaldı ki bugüne dek ayağımıza kadar gelen bir iki fırsatı da tepmiş bulunuyoruz. Viyana Anlaşması ile bize çizilen sağlıksız sınırlar içinde yaşayabilmeniz mümkün değildir. Sorunlar, 1848 ve 1849 yılında yapılan hataya düşülmeden, yani konuşularak değil ancak kan ve demir (Eisen und Blut) ile çözülecektir.”

Bismarck, çok başarılı bir diplomat olmakla birlikte, “kan ve demir” ifadesi, çoğu kez onun izlediği dış politikaları tanımlamakta kullanılmaktadır. Zira Bismarck, Almanya’nın birleşmesi ve Almanya’nın nüfuzunu arttırma konularında silah kullanmaktan hiç kaçınmamıştır.

Kuzey Almanya Federasyonu’nun Kuruluşu

Bismarck’ın yayılımcı askeri stratejisi zamanla Prusya ile Avusturya arasındaki Orta Avrupa hakimiyeti çekişmesini daha da derinleştirdi. Alman Konfederasyonu içinde bulunan bu iki devlet, her ne kadar ortak gibi gözükseler de Konfederasyon içerisinde ikisi de Alman milletinin önderi olma çabasındaydı. Bu güç mücadelesi 1866 yılında Schleswig-Holstein yönetimi üzerinde Prusya ve Avusturya arasındaki anlaşmazlıkla savaşa dönüşerek Konfederasyon adeta bir iç savaşa girdi. Prusya’nın başını çektiği kuzeydeki konfederasyon devletleri ile Avusturya’nın başını çektiği güneydeki devletler arası başlayan savaşta esasen iki taraf da eşit güçte sayılırdı. Fakat savaşın yedi hafta gibi kısa bir sürede Prusya galibiyeti ile sonuçlanmasındaki en önemli etken siyasi birliğini yeni kurmuş İtalya’ydı. Avusturya’ya ait Venedik gibi topraklara göz diken İtalya, Prusya’nın yanında savaşa girerek iki ateş arasında kalan Avusturya’yı kolayca mağlup etti. Böylelikle Orta Avrupa’nın yeni hâkimi Prusya olurken savaştan mağlup ayrılan Avusturya ise 1867’de ismini Avusturya-Macaristan İmparatorluğu şeklinde değiştirerek Macarları resmen imparatorluğun ortağı olarak kabul etti.

Avusturya ile yapılan savaşta Kan ve Demir Politikası olumlu sonuç veren Demir Şansölye Bismarck Prusya’sı, Orta Avrupa’nın yeni hâkimi oldu. Bu hakimiyeti Alman birliğini sağlamak için kullanmayı amaçlayan Bismarck, 1867’de Kuzey Almanya Federasyonu’nu kurarak Kuzey Almanya coğrafyasındaki Alman birliğini tamamlamış oldu. Sınırları oldukça düzensiz bir yapıya sahip olan Kuzey Alman Federasyonu, 1866’da yapılan savaşta Prusya’nın yanında olan feodal devletleri kapsıyordu. Başkenti Berlin, devlet başkanı Prusya kralı, başbakanı ise Prusya şansölyesiydi.

Prusya-Fransa Savaşı ile Almanya’nın Birleşmesi: II. Reich’ın Kuruluşu

Prusya önderliğinde kurulan Kuzey Almanya Federasyonu’nun kuruluşu en çok Avrupa’nın diğer bir süper gücü Fransa’yı rahatsız ediyordu. Avrupa’da Prusya’nın artan etkisi Fransa’nın statü ve jeopolitik avantaj kaybına yol açmıştı. Otto von Bismarck’a göre eğer bütün Almanlar tek bir ülkede birleştirmek isteniliyorsa Fransa ile savaş kaçınılmaz bir sondu. Çünkü Almanların tek bir çatı altında toplandığı devlet en çok Fransa’yı rahatsız edecekti. Prusya bu savaşı istiyordu çünkü benimsedikleri militarist politikanın başardığını birçok kez görmüşlerdi ve Alman birliği için Fransa’yı mağlup edebileceklerini düşünüyorlardı. Ayrıyeten Fransa hükümeti de bu savaşı istiyordu. Çünkü İmparator III. Napolyon ve Başbakan Émile Ollivier, iç politikada oldukça sıkıntılı zamanlar geçiriyordu ve halkın yeniden desteğini almak için Prusya karşısında zafer kazanmak istiyordu. İki taraf da savaş isterken savaş sebebi de çok gecikmedi. Ems Telgrafı olarak tarihe geçen olay şu şekilde yaşandı:

1870’te İspanya tahtı için Prusya kraliyet ailesinden bir aday ortaya çıktı. Ancak Fransa’nın sert muhalefeti sonucu aday geri çekildi. Bu olay Prusya halkı tarafından öfkeyle karşılandı. Prusya-İspanya ittifakından çekinen Fransa, Prusya sarayına baskı yapmaya başladı. 13 Temmuz 1870 tarihinde Ems’te Fransız büyükelçi ile Prusya kralı görüştüler. Büyükelçi, İspanya tahtı konusunda ısrar etmeleri durumunda ülkesinin Prusya’ya savaş açacağını bildirdi. Durumun ciddiyetine rağmen görüşme diplomatik nezaket çerçevesinde gerçekleşti. Görüşmenin ardından Başbakan Bismarck’a bir telgraf çekilerek görüşmenin içeriği aktarıldı. Bismarck aradığı bahaneyi bulmuştu. Telgraftaki üslup çarpıtıldı, Fransızların taleplerini sunuş şekli kabalaştırıldı ve bu haliyle metin basına gönderildi. Fransızların küstahlığı karşısında Prusya halkı galeyana geldi ve Almanlar arasında savaş fikri yayıldı. Telgraf metni Fransa’da da çarpıtıldı ve büyükelçiye hakaret edildiği şeklinde yorumlandı. Öfkelenen Fransız halkı, Prusya’ya savaş açılmasını talep etti. Hem iki devletin hem de iki halkın da savaş istemeleri sonucu savaş kaçınılmaz oldu. 10 ay süren savaşlar silsilesinde Prusya ordusu tarihe altın harflerle geçecek büyük bir zafer elde etti.

Prusya orduları Fransa içinde ilerleyip Paris’i kuşatma altına alınca Prusya’nın zaferi de kesinleşmiş oldu. Paris kuşatması devam ederken savaşı takip eden güneydeki Alman devletleri, Prusya’ya bağlı olduklarını ilan edince 18 Ocak 1871 tarihinde Alman İmparatorluğu kurulmuş oldu. İmparatorluğun kuruluşundan 10 gün sonra 28 Ocak 1871 tarihinde Paris de düşünce savaş kesin olarak sonlanmış oldu. 10 Mayıs 1871’de imzalanan Frankfurt Antlaşması ile Alman İmparatorluğu resmen kurulurken Alsas-Loren Bölgesi ise Almanya’ya ilhak oldu. Bismarck’ın 1862’de iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından benimsediği Kan ve Demir Politikası, iddia ettiği üzere militarist politikalarla 9 sene gibi kısa bir süre içinde Almanya’nın siyasi birliğini sağlaması ile sonuçlandı. Ayrıca Almanya’nın ilk şansölyesi olan Bismarck, istifaya zorlandığı 1890 yılına kadar şansölyelik görevini sürdürdü.

Anti-Sosyalist kanunlar

Anti-Sosyalist Yasalar, 21 Ekim 1878’de kabul edildi ilki Reichstag tarafından 31 Mart 1881’e kadar sürdü ve dört kez uzatıldı (Mayıs 1880, Mayıs 1884, Nisan 1886 ve Şubat 1888). Yasa, radikaller Max Hödel ve Karl Nobiling tarafından Almanya Kralı I. Kaiser Wilhelm’e iki başarısız suikast girişiminden sonra yaygın bir destek kazandı . Kanunlar, Şansölye Otto von Bismarck tarafından, suikastçılara ilham vermekle suçlanan Sosyal Demokrat Parti’nin artan gücünü tersine çevirmek amacıyla tasarlandı ve suikastçıları etkilemekle suçlanan Sosyal Demokrat Parti’nin artan gücünü frenlemek anlamına geliyordu. 1871’de Paris Komünü’nü yaratan sosyalist devrimin patlak vermesinin olumsuz etkilerine duyduğu korku da Bismarck’ın bu yasaları çıkartmasında önemli rol oynamıştır. Kanun SPD’yi doğrudan yasaklamadıysa da, örgütü çeşitli yollarla sakatlamak amaçlanıyordu. Ancak yasalar sosyalist hareketin zaman zaman güçlenmesine neden oldu. Bu, Bismarck’ın yasaları kaldırmasına [ gerek duyulan ] ve koalisyonunu değiştirmesine ve sonunda eski düşmanlarının Katolik Merkez Partisi’nin müttefiki olmasına neden oldu.

Kanunlar kapsamında harekete getirilen yasaklar:

Sosyal demokrat ilkeleri yaymak olan herhangi bir grubun veya toplantıların yasaklanması,

45 gazetenin kapatılması,

Sosyal demokratların önemli isimlerinin cezalandırılması, şeklinde sıralanabilir.

1890’da gerçekleşen seçimler ile Sosyal demokratların oyların % 19.7’sini alarak en büyük parti durumuna gelmesiyle yasa yürürlükten kaldırılmıştır.

Bismarck’ın dış politikası ve kurmaya çalıştığı ittifaklar

Bismarck, Almanya’yı tek bir çatı altında birleştirmesinin ardından, yeniden inşa ettiği imparatorluğun geleceğini koruması gerekiyordu. Bu yüzden herhangi bir Avrupa savaşından ve Avrupa içerisinde oluşacak sorunlardan kaçınmalıydı. Gücünü korumasının tek yolu Avrupa’da yapmış olacağı bir barış ortamında mümkündü. Bismarck’ın korumaya çalıştığı bu barış ortamı, Avrupa’daki güçlü devletleri kapsıyordu. Avrupa’da oluşacak barış ortamı sebebiyle, Almanya gücünü koruyabilecek ve birleşme barışçıl bir hal alacaktı. Bismarck’ın Almanya’yı birleştirmesi Avrupa’daki güç dengesinde çeşitli farklılıklar meydana getirmiştir. Birleşme öncesinde güçlü olmayan Almanya, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin oldukça gerisindeydi. Fakat Bismarck’ın başarmış olduğu politik hamleler sayesinde pek barışçıl olmayan bir birleşme gerçekleşti. Almanya’nın birleşme ardından kazandığı güç ile birlikte Avrupa’da önde gelen devletler arasına girmeyi başarmıştır. Almanya, artık sahip olduğu gücü korumalıydı. Bir anda yükselen güç haline gelen Almanya, diğer devletler tarafından çok dikkat çekmeye başlamıştır. Düşman devletlerden oluşan bir koalisyon kaçınılmaz hale gelmiştir. Örneğin, 1875 gibi erken bir tarihte, İngiltere ve Rusya, Almanya’nın Fransa’ya karşı bir galibiyetini daha kabul edemeyeceklerini açıkça beyan etmiştir. Erken tarihlerde başlayan bu tehditler dolayısıyla Almanya’nın diplomatik hamleleri ve dış politikası çok hassas bir konu haline gelmiştir. Bu gibi tehditler karşısında Bismarck’ın diğer devletlerle koalisyon kurması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Bismarck’ın kazanmış olduğu zaferler sayesinde Almanya oldukça güçlü bir konuma ulaşmıştır. Gücü sayesinde dikkat çeken Almanya, düşman devletlerden korunmak amacıyla ittifak arayışına girmiştir. Bismarck yapmış olduğu ittifaklar sayesinde Almanya’yı oldukça yüksek bir konuma getirmeyi başarmıştır. Bismarck’ın ilk müttefik tercihi Avusturya olmuştur. Çünkü Avusturya Doğu’ya doğru genişleme imkanı bulunan bir devletti. Bismarck Britanya ile ittifak olmak istemedi çünkü, Britanya ile Fransa arasında bir ittifak olasılığı yoktu. Bunun nedeni ise Mısır’da süregelen sömürge savaşlarıydı. Bismarck, İtalya ile müttefiklik fikrine sıcak bakmadı. Çünkü İngiltere gibi, İtalya’nın da Fransa ile bir müttefik olma olasılığı yoktu. Fakat Rusya ile ittifak oldukça hassastı. Çünkü Fransa ile Rusya arasında bir ittifak olasılığı oldukça yüksekti. Bu nedenle Rusya ve Fransa’nın ittifak olması engellenmeliydi. Bu durum Otto Van Bismarck tarafından şu şekilde anlatılıyor: “Mevcut durum bizi diğer güçlerden önce kendimizi adamamaya zorluyor. Büyük güçlerin birbirimizle ilişkilerini istediğimiz gibi şekillendiremiyoruz, ancak ortaya çıkan ilişkileri kendi yararımıza kullanma özgürlüğünü sürdürebiliriz. . . . Avusturya, İngiltere ve Rusya ile ilişkilerimiz bu güçlerin hiçbiriyle yakınlaşmaya engel teşkil etmiyor. Sadece Fransa ile ilişkilerimiz, diğer güçlerle olduğu kadar kolay bir şekilde Fransa ile gitme seçeneğini açık tutmamız için dikkatli bir dikkat gerektiriyor. … Fransa ile bir ittifak şansının Prusya için olası seçenekler arasından elimine edildiği ölçüde, konumumuzun ağırlık kaybettiğine inanıyorum. . . .”

Bismarck, yeni oluşturulan Alman İmparatorluğu için barış istiyordu. Başka bir ulusla yüzleşmekten kaçınıyordu. Savaştan kaçınmak istediği devletlerin başında Rusya geliyordu. Bismarck, Rusya’nın düşmanlığından kaçınmak için Balkanlar’a genişleme konusunda hiçbir ilgisi olmadığına dair güvence vermiştir. Diğer bir savaştan kaçınmak istediği ülke Britanya’ydı. Bu yüzden Bismarck kolonileri kazanmak için rekabet etmeyeceğine dair Britanya’ya güvence verdi. Bu gibi durumlar incelendiğinde Bismarck’ın başarılı adımlar attığı ve savaştan kaçındığı görülmektedir. Bismarck’ın devletlere vermiş olduğu güven sayesinde Almanya olası savaş tehlikelerinden kaçınıp gücünü korumayı başarmıştır.
Bismarck’ın izlemiş bu siyaset Alman tarihçisi Herbert D. Andrews tarafından şu şekilde anlatılmıştır: “Rusya ile ittifak olmak Almanya açısından oldukça yararlıydı. Tarihçilerin İkili İttifak amacına yönelik kaygısı, önemli bir örnek vermek gerekirse, Bismarck’tan sonra Alman dış politikasında neyin yanlış gittiğini düşündüklerini yansıtıyordu. Bu ittifakın Avusturya için kalıcı bir seçenek, bir Mitteletropa’nın temeli, Bismarck’ın ittifak sisteminin temeli ya da sadece ölü bir Dreikaiserbund’u diriltmenin bir yolu olup olmadığı, 1890 ve sadece Bismarck’ın ötesine uzanan çıkarımlara sahipti. Reasürans Antlaşması’nda yer alan konular, Almanya’nın Doğu Sorunu’ndaki rolü, Üçlü İttifak’ın işlevi ve İngiltere ile Rusya’nın Bismarck’ın politikasındaki göreli önemi, Dünya Savaşı’nın kökenleri hakkındaki tartışmayla da ilgiliydi. Suçluluk değilse de Almanya’nın sorumluluğu. Yine de tarihçilerin Bismarck’ın dış politikası hakkında yazdıkları, Weimar Cumhuriyeti’ndeki politika yapıcılarınkinden çok Wilhelm liderliğinin bilgeliğine daha az olumlu yansıdı.”

Bu siyaset bir başka şekilde ise Henry Kissinger tarafından 1968’de kaleme alınan bir eserde şu şekilde anlatılmıştır: ”Dahası, Almanya’nın kaynakları merkezi yöne bağlandığında, katı koalisyonlara yönelik baskılar arttı. Almanya, en kötü kabusu olan Fransa ile Rusya arasındaki ittifakla baş etmeye çalışırken bu ittifakı kaçınılmaz kıldı. Alman savunma politikası iki cepheli bir savaşla başa çıkmaya yönelik olduğundan, tüm komşularına artan bir tehdit oluşturdu. İki büyük komşusuyla ortaklaşa başa çıkabilecek kadar güçlü bir Almanya, onları kesinlikle tek başına yenebilirdi. Böylelikle Almanya en çok korktuğu şeyi yapma eğilimindeydi. Alman Konfederasyonu döneminde, ortak eylem ancak büyük tehlike karşısında mümkün oldu.”

Bismarck ve I. Üç İmparatorlar Ligi

19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Avrupa diplomasisini kökten değiştiren isim olan Bismarck önderliğinde kurulan ittifaklar göze çarpmaktadır. 7 Eylül 1872’de I. Üç İmparatorlar Ligi bunlardan ilkidir. Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı arasında imzalanmıştır. Emelleri savunma amaçlı ve barışın tesisi gibi gözükmektedir. Fakat Bismarck Fransa’yı yalnızlaştırma politikası içerisindeydi. Bismarck sınırlarını güvence altına almak niyeti ile bu ittifakın zeminini atmıştır. Balkan krizi neticesinde 1875 tarihinde Rusya’nın çekilmesiyle ittifak geçerliliğini yitirmiştir.

Bu devletlerin yakınlaşması ortaya doğu-batı bloklaşması denilen durumu çıkarmıştır. I. Üç İmparatorlar Ligi bu sebeple çok önemli bir antlaşmadır. I. Dünya Savaşını tarafları bu antlaşma sonrası bloklaşma ile beraber şekillenmeye başlamıştır. Ezeli düşmanlar Fransa ve İngiltere arasında yakınlaşma giden sürecin kapısını aralamıştır. Fakat henüz Fransa ve İngiltere arasında herhangi bir yakınlaşma söz konusu değildir. Tabi ki zamanın siyasileri yarım asır sonra gerçekleşecek olan vahim tablodan bir haberdir.

1879 tarihinde Almanya Avusturya-Macaristan ittifakı söz konusu olmuştur. Bu ittifakın asıl amacı Rus Çarlığına karşı idi. İmzacı iki ülkeden biri Ruslar tarafından saldırıya uğrarsa diğer ülke yardıma koşacaktı. 93 Harbinin ardından toplanan Berlin Kongresi’nin neticeleri ile beraber Alman ve Avusturya-Macaristan ile Ruslar arasında ipler kopmuştur. Bu durumun altında yatan ana neden Bosna’nın Avusturya-Macaristan tarafından işgal edilmesi olmuştur.

II. Üç İmparatorlar Ligi

II. Üç İmparatorlar Birliği ilkinden yaklaşık on yıl sonra 1881 tarihinde imzalanmıştır. Alman ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yanı sıra İtalya Krallığı’da bu ittifakta yer almıştır. Fakat bu buz dağının görünen kısmı idi. Çünkü Ruslar yalnız kalmak istememiş ve gayet gizli tutularak bu ittifakın yerinde yer almıştır. Rusların bu ittifakın içinde olduğu 1918 de açıklanmıştır. Bismarck özel olarak bu anlaşmanın ve görüşmelerin gizliliğine önem vermiştir. İlerleyen yıllarda İtalya’nın taleplerine karşılık bulması hasebi ile antlaşma yenilenmiştir. Alman Avusturya-Macaristan üzerine inşa edilmiş olan bu İkinci Üç İmparatorlar Birliği aslında ileride sağlanacak olan Mihver Devletlerinin fragmanı niteliğindedir.

 

Bismarck döneminin sonu

Bismarck’ın şansölyeliği döneminde Almanya’nın yönetimi tamamen fiili olarak kendi ellerindeydi. Ancak 1888 yılında 1. Wilhelm ölünce yerinde 3. Frederick geçti o da kısa bir süre sonra öldü. Bunun üzerine 2. Wilhelm tahta çıktı. 2. Wilhelm ile Bismarck arasında büyük görüş ayrılıkları vardı.

İlk olarak Bismarck milliyetçi ve muhafazakâr bir insandı. 2. Wilhelm ise liberalizm yanlısıydı. Bismarck Almanya’yı mümkün olduğunca Avrupa’nın dışındaki herhangi bir mücadeleye sokmamaya çalışmıştı. 2. Wilhelm ise Westpolitik olarak bilinen dünya politikasını savunuyor, Almanya’nın diğer devletler gibi bir sömürge imparatorluğu olması gerektiğini söylüyordu. Ayrıca 2. Wilhelm Çarlık Rusya ile olan ittifaktan rahatsızdı. Balkanlarda yalnızca Avusturya ile ortak hareket edilmesi gerektiğini ifade ediyordu.

Bütün bunlar Bismarck’ın şansölyeliğini artık devam ettiremeyeceğini anlamına geliyordu. Bismarck 1890 yılında istifa etti. 1862 yılında başlayan başbakanlık kariyeri artık resmen son bulmuştu. 28 yıllık bu sürede Bismarck üstün dehası, realist tutumu ve rasyonel refleksleri ile Alman İmparatorluğunu kurmuştu. Bu dönemde Almanya’da sanayi hızla büyümüş, Alman ekonomisi İngiltere ile rekabet eder hale gelmişti.

Bismarck’ın yerine ise Genaral Caprivi şansölye oldu. Bismarck’ın çekilmesinin ardından Avrupa’da Almanya’nın kurduğu ve şekillendirdiği denge sistemi de yavaş yavaş son buldu ve İngiltere- Çarlık Rusya- Fransa’nın kurduğu bir ittifak sistemi ortaya çıktı. Bismarck’ın politikası devam edebilseydi 1. Dünya Savaşı çok farklı bir bloklar halinde ortaya çıkabilirdi.