Yüzme

Klüpler
Yüzme sporu, uluslararası standartlarda boyutu olan (50 metre, 8 kulvar) havuzlarda bedenin kulaç ve ayak hareketlerinden başka bir yardım almadan, her yarışmacının kendi kulvarında, serbest, sırtüstü...
EMOJİLE

Yüzme sporu, uluslararası standartlarda boyutu olan (50 metre, 8 kulvar) havuzlarda bedenin kulaç ve ayak hareketlerinden başka bir yardım almadan, her yarışmacının kendi kulvarında, serbest, sırtüstü, kelebek ve kurbağa stillerinin her birinde veya dördü birden karışık olarak, 50, 100, 200, 400, 800, 1500 metrelerde bireysel veya ekip olarak yaptıkları yarışmaya denir.

Tarihçe

Eski Yunan ve Roma uygarlıklarında yüzme, askeri eğitimle birlikte temel eğitimin önemli bir parçası olarak görülmekteydi. Eski Yunan zaman zaman yüzme yarışmaları düzenlemişler; Romalılar, hamamlardan ayrı olarak yüzme havuzları yaptırmışlar. Japonya’da ise okullarda yüzme eğitimini zorunlu kılan imparatorluk fermanı yayınlamıştır.

İlk açık hava havuzunun 1828’de Liverpool’da yapılmasından bir süre sonra ilk uluslararası yüzme yarışları 1837’de Londra’da ve ardından 1846’da Avustralya’da düzenlenmiştir. 1875’te İngiliz Mathew Webbe, Manş Denizi’ni kurbağalama tekniğiyle yüzerek geçti. Bu gelişmeler paralelinde, 1882’den sonra çeşitli Avrupa ülkelerinde de yüzme federasyonları kurulmaya başlandı. 1896’da kurulan Londra Metropolitan Yüzme Kulübü, daha sonra Amatör Yüzme Birliği’ne dönüştü. ABD’de yüzmenin örgütlü bir spora dönüşmesi, 1888’de Amatör Spor Birliği’nin (AAU) kurulması sayesinde gerçekleşti. 1896’da modern olimpiyat oyunlarının tekrar başlatılması ile, düzenlenen ilk olimpiyatlarda yüzme yarışlarına da yer verildi. Önceleri sadece erkeklerin katıldığı yarışmalara, 1912’de ilk kez bayan yüzücüler de alındı. 1900 yılında sırt üstü stili ve daha sonra 1908 yılında ise kurbağalamayı olimpiyatlara eklemişlerdir. Kelebek ise olimpiyatlara en son eklenen yüzme stilidir. Bütün dünyada örgütlü bir spor olarak yaygınlık kazanması ve olimpiyat programına alınması ile birlikte, bu spor dalı için uluslar arası bir federasyon kurulması gerekliliği ortaya çıktı. Böylece 1909’da Londra’da Uluslar arası Amatör Yüzme Federasyonu FINA (Federation İnternationale de Natation Amateur) kuruldu. FINA’nın kurulmasından önce olimpiyatlarda yer alan yüzme yarışları sportif olmaktan çok uzaktı. 200 m engelli yüzme yarışları, bir direğe tırmanmayı ve bir dizi kayığın üstünden geçtikten sonra, bu kayıkların altlarından yüzerek geçmeyi içeriyordu. Diğer yarışlar ise, su altında en uzun mesafe yüzme, 4000 m yüzme gibi yarışlardı.

FINA’nın kurulmasıyla birlikte, bu türden yarışlar kaldırılarak, yarışlarda FINA yönetmeliği esas alındı. Bu yönetmelikte yarış mesafelerinin metre cinsinden ölçülmesine karar verilerek yarışma stilleri de serbest, sırtüstü, kurbağalama ve kelebek olarak belirlendi. Senkronize yüzme, diğer adıyla su balesi 1800’lü yılların sonlarında ortaya çıkmış olmasına rağmen, uzun yıllar sirk ve panayırlarda, gösteriler şeklinde sürdürüldü. 1952’de FINA tarafından tanınarak, aynı yıl Helsinki Olimpiyatları’nda "gösteri sporu" olarak yer aldı. 1973’te İlk kez Senkronize Yüzme Dünya Şampiyonası yapıldı ve 1984’te de olimpiyat programına dahil edildi.

Yüzmenin Yararları

Her şeyden önce yüzmede, vücut ağırlığı azaldığı için kişiye yaptığı spor kolay ve eğlenceli gelmektedir. Yüzmede, normal bünyelerde suyun verdiği serinlik sonucunda periferik damarların daralmasıyla birlikte efor ve kalp hızı artmaktadır. Yüzme sporunun insana kazandıracağı kondisyon diğer sporlardan farklılık göstermektedir. Yatay düzlemde efor sarf edildiği için kalbin çalışması, koşan bir insanınki ile aynı değildir. Yüzme sayesinde kişinin akciğer kapasitesi de zamanla artış göstermektedir. Akciğer kapasitesinin artışı ise günlük yaşamda oldukça önemlidir. Bu durum, oksijen miktarının düşük olduğu günlük hayatta, vücudumuzun direncini artırmakta, düşünme ve dikkat periyodumuzu uzatmakta, kas gücümüzün erken tükenmesini önlemekte ve cildimizin canlılığını sağlamaktadır.

Yüzme sporuyla birlikte birçok kas grubu da aynı anda çalıştığı için sporcunun kas rijiditesi yerine gelmekte, yağ dokusu azalmakta ve böylece fit bir görünüme sahip olunmaktadır. Yüzmenin en önemli faydalarından biri de omurga sistemi üzerinedir. Vücudumuzu taşıyan bu sistem, omur denen kemiklerin yastık görevi gören disklerle sandviç şeklinde birleşmelerinden ileri gelir. Fakat tüm vücudu bu şekilde tutmak için omurlar boyunca sağlam ligamanlar ve güçlü kaslar görev görmektedir. Dolayısıyla yatay olarak yapılan yüzme sporunda omurgalara binen yük azalacağından yastıkçıklar rahatlamaktadır. Üzerinden basınç kalkan yastıkçıklar, hızlanmış kan dolaşımıyla kanlanarak beslenmekte ve kendilerini onarabilmektedirler. Sonuç olarak ritmik yapılan bir yüzmede omurgayı taşıyan kas sistemi güçlenerek, diskler (yastıkçıklar) kendilerini yenileyebilmekte ve de omurga araları genişleyeceği için sir ezilmelerine bağlı ağrılar ortadan kalkmaktadır. Yüzmenin bir başka faydası da psikoloji üzerinedir. Su kişiye psikolojik açıdan rahatlama verdiği için, yüzmeyle ilgilenen kişilerin mutluluk hormonu (endorfin, serotonin) salınımı artmaktadır.

Dini Bir Tavsiye Olarak Yüzme

Hazreti Peygamber yüzmeyi çocukluğunda annesiyle gittiği Medine’de öğrenmişti. Müslümanlara bu sporu tavsiye ederek bir babanın çocuğuna öğretmesi gerekenler arasında yazı yazmanın ve atıcılığın yanında yüzme de zikredilmiştir. Hazreti Muhammed (s.a.s)’ın Mekke ve Medine gibi yakınında deniz göl ve akarsu bulunmayan bir çevrede yüzme öğrenmeyi tavsiye etmesi dikkat çekicidir.