Kani Torun:İran bölgeye ihanet ediyor

Türkiye için, ‘Batıdan bakıldığında doğuda, doğudan bakıldığında batıda görülen ülke’ tanımlaması, hem fırsatlar hem de ciddi riskler içeren bir durum. Tarihsel geçmişi, Türkiye’nin bu durumunu daha da önemli bir noktaya taşıyor. Bu açıdan yaklaşıldığında Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, Türkiye’yi yakından ve doğrudan ilgilendiriyor. Medeniyetlerin beşiği olan Ortadoğu’nun son yüzyılda düşük yoğunlukta seyreden kaotik hâli, artık sürekli bir çatışma tablosuna dönüşmüş durumda.

Bu yeni çatışma durumunun Türkiye için taşıdığı anlam ise hayli büyük. Ortadoğu’yu ve gelinen noktayı konuşmak için bu hafta sorularımı, AK Parti Bursa milletvekili Dr. Cemalettin Kani Torun’a yönelttim. AK Parti’nin diplomat kökenli milletvekili Torun ile Ortadoğu’nun son yüzyıllık seyrini, mezhep çatışmalarına evrilen Sünni-Şii ihtilafını ve İran’ın bölgedeki yayılmacı politikalarını enine boyuna konuştuk.

Medeniyetlerin beşiği Mezopotamya’nın son 100 yıldır sükun bulmayan çatışmalara boğulmasını nasıl yorumlamak gerek?
Mezopotamya, bugünkü adıyla Ortadoğu, insanlık tarihi boyunca sürekli yerleşimin olduğu bir çok bakımdan önemli bir bölge. Öncelikle bu bölge, dini merkezlerin olduğu bir coğrafya. İkincisi, enerji kaynaklarını barındıran bir bölge. Üçüncü olarak da, tarihî kökenleri olan fay hatlarının bulunduğu bir bölge. Bütün bu sebeplerden ötürü bu coğrafyanın karışması çok kolay.

İRAN YEREL BİR AKTÖR
Bölgede etkinleşme ve yayılma politikası güden İran’ın pozisyonu nedir peki?

İran yerel bir aktör. İran’ın tarihsel, Şahlık döneminden gelen politikalarına bugün bir de Şia ideolojisi eklenmiş durumda. Şia ideolojisi ile İran’ın geleneksel devlet kodları mezcedilmiş, sentezlenmiş oldu. Şia ideolojisinin İran devlet kodlarına nüfuzu da, Safevilerle başlar.

Safevilerin Osmanlı’ya karşı bir güç olduğunu da görüyoruz…
Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana Türkiye ile İran arasında bir savaş durumu yok. Fakat bu antlaşmaya kadar İran, Osmanlı’nın batıya yürüyüşünü engelleme çabası içinde olmuştur. Bir anlamda İran, Osmanlı’yı doğudan tehdit ederek batıya hizmet etmişti.

Bugüne gelindiğinde durum nedir?

1979’da gerçekleşen devrimle, İran başlarda İslam devleti olduğu iddiasından hareketle mezhebi ayrışmaları geri plana attığını söyledi. Fakat daha sonraları ümmetçiliği terk edip devrim öncesi devlet geleneğini devam ettiren bir ulus devlet haline geldi. Böylece ortaya, tarihten getirdiği milliyetçi kodları kullanan ve Şia ideolojisinde bir devlet çıktı.

Türkiye nasıl bakıyor bu ihtimale ve duruma?

Türkiye’nin en istemediği durum budur. Çünkü bu tür çatışmalar, bölgeye dışarıdan müdahalelerle sonuçlanmakta. Irak’la başlayıp Suriye ile devam eden bölünmeler ve çatışmalar devam ettikçe, Sünni-Şii soğuk savaşı keskinleştikçe, dış müdahale de artacak. Bu durum, daha küresel, Batı-Doğu arasında bir soğuk savaşı tetikleyebilir.

ÇATIŞMAYI KÖRÜKLEDİ
Nasıl?

Rus uçağının düşürülmesinden sonra doğu ve batı arasındaki ilişkiler yeni bir boyuta ulaştı. Özellikle Rusya’nın tepkisi, bu tür bir sonucu doğurabilir. Soğuk savaş her zaman patronajı elde tutan devletler için avantajlı bir durum. Sanki böyle bir gelişme, kontrollü bir soğuk savaş isteniyor gibi.

Yeni bir Soğuk Savaş nasıl bir dünya düzeni oluşturur?

Önceki soğuk savaşta patronajı elinde tutan ABD ve Sovyetler Birliği-Rusya, savaşmayı hiç düşünmedi. soğuk savaş bu devletlere, kaybettirmek bir yana, kazandırdı. Tehdid unsurları öne çıktığı için silah endüstrisine sahip lider ülkeler kazandı. Muhtemel bir soğuk savaş da savaş tüccarlarına yarayacak. ABD’li savaş tüccarları Suudi Arabistan’a, Rus silah tüccarları İran’a silah satacak.

ŞİA KOMPLEKSİNİ YENEMEDİ

Peki İran körüklediği çatışmaların dış müdahalenin artmasıyla sonuçlanacağını görmüyor mu?
Bence İran bölgeye bir anlamda ihanet ediyor. Eğer İran bu kadar keskinleşmeyip çatışmayı körüklemeseydi, bölgede barış sağlanabilecekti. Fakat İran, Şia kompleksini yenemediği ve mezhepçi kafayı değiştiremediği için durum bu noktaya geldi. Elbette karşıda mezhepçiliği benimseyen gruplar yok değil. Fakat netice itibariyle bu çatışma, bir silahlanma yarışına dönüşecek ve bölge kaynakları bitene kadar yarış devam edecek.

Filistin milli meselemiz

İsrail ile ilişkilerde gelinen noktayla ilgili yorumunuz ne olur?

Sadece İsrail ile ilgili değil, bütün ülkelerle gizli diplomatik görüşmeler yürütülebilir. Fakat bu görüşmelerin tek kişi üzerinden yürütülmesinden ziyade, ekipler üzerinden yapılması daha rasyonel olur. Bir de, İsrail’in sürekli görüşmeleri sızdırması ve bunu yaparken de Türkiye’nin muhtaç bir görüntüde gösterilmesi söz konusu. Türkiye’nin gaz için İsrail ile yakınlaştığı iddiası doğru değildir. Türkiye, şartlarından vazgeçmeyeceğini ortaya koydu. İsrail, ambargo konusunda isteksiz görünse de bir ilerleme olacağı kanaatindeyim. Elbette uluslararası ilişkiler devletlerin çıkarları üzerinden gerçekleşir. Fakat Filistin meselesi bizim için tarihsel esasları olan, millî bir meseledir. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın ne kadar hassas olduğunu biliyoruz. Dışişleri bürokrasisi de benzeri bir hassasiyet içerisinde hareket etmelidir.

Bölgedeki çatışmalarda enerji ne tür bir anlama sahip?

Bu bölge, dünyadaki enerji kaynaklarının yaklaşık yüzde 60’ını barındırıyor. ABD ve Rusya, kendi enerjisini üretiyor. Burada önemli olan, enerji barındıran bu bölgeyi kimin kontrol edeceği ve bu enerjiden kime ne kadar pay verileceği. Büyük doğalgaz ve petrol şirketlerinin çoğu ABD ve İngiltere kökenli. Rusya da İran ile işbirliği yaparak, aynı tarafta göründüğü ama aslında rekabet halinde olduğu Çin’e karşı avantaj elde etme derdinde. Dolayısıyla bölgedeki çatışmalarda önemli bir enerji boyut var.

ABD, PYD’Yİ DESTEKLİYOR

Suriye’de gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye’de Türkiye’nin desteklediği ılımlı muhalefetin güçlenmesinin tek yolu, silah güçlerinin ve niteliğinin artmasıdır. Rusya ve Esed rejimi uçaklarıyla bombalarken; İran’ın kara güçlerinin, Hizbullah’ın, Şebbiha milislerinin elinde ağır silahlar varken, muhalefetin silah gücü yetersiz. Önünde sonunda masaya oturulacak. Bu noktada Rusya ve İran Esed rejimi adına devreye girdi. ABD, DAİŞ’i bahane ederek PYD’yi açıkça destekliyor ve bir tampon bölgenin oluşumuna zemin hazırlıyor. Muhalifler ise cansiperane bir biçimde savaşıyorlar. Fakat donanımları yetersiz. Savaşın kapımıza dayanmamasının yolu, muhaliflerin güçlenmesi.

DAİŞ bir komplodur

Suudi Arabistan ve İran arasında tırmanışa geçen gerginlik için ne söylersiniz?

İran’ın Suudi Arabistan’a karşı tepkisi abartılı. İran, Suudi Arabistan’ın bir çok bakımdan kendisine rakip olamayacağını düşünüyor. İran’ın asıl tehdit olarak gördüğü ülke Türkiye. Bölgede en istenilmeyecek durum, Sünni-Şii gerginliğidir. İran’ın ne yazık ki geleneksel tavrı da budur. Mesela İran’da Türkiye karşıtı yayınlar resmi kanallardan yapılmıyor. Fakat İran’da basının durumu herkesin malumu.

Bu gerginlik ve İran’ın Türkiye’ye yönelik suçlayıcı tarzı nereye varır?

Bölgede devlet geleneği olan üç ülke var: Mısır, İran ve Türkiye. Ben İran’ın bu üslubu sonuna kadar götürebileceğine ihtimal vermiyorum. Tarihsel olarak böyle bir gerginlik ve çatışma hiçbir zaman İran’a yaramamıştır. Ama İran, Irak ve Suriye’de elde ettiği mevzileri kaybetmek istemeyecektir. Bölgede bir yumuşama, buradaki mevzilerin kaybedilmesi sonucunu doğurur İran açısından.

MÜSLÜMANLAR DIŞINDA HERKESE YARIYOR

Bölgede İslam adına şiddet uygulayan bir DAİŞ gerçeği var. Bu yapı nasıl bu kadar büyüdü ve etkin bir konuma yükseldi?

Bölgede şiddete bulaşmadan demokratik yollarla iktidara gelmeyi hedefleyen İslamî hareketlere Batının olumsuz bir bakışı var. Mesela İhvan’a karşı böyle bir antipati var. Bu aslında bütün İslam coğrafyası için geçerli. DAİŞ’in ortaya çıkışı, İslam coğrafyasında konuşulabilir, makul hareketlere yönelik bir komplodur. Yerelde taban bulmalarına, geçmişten gelme ideolojik bir altyapıya sahip olmalarına rağmen bu tür hareketlerin yerel dinamiklerle ortaya çıktığına inanmıyorum. Görünen o ki, DAİŞ Müslümanlar dışında herkese yarayan bir yapı.

Siyasi irade baskın olmalı

Tüm bu çatışmaların ortasında Türkiye’nin pozisyonu ne olmalı?

Türkiye, Irak, Mısır, Libya’daki aktörlerle temas kurma noktasında olmalı. Mısır’daki durumla ilgili eleştirileri zaten sivil toplum ve medya üst düzeyde yapmakta. Belki ilerleyen dönemde bu ülkeyle ilişkilerde bir yumuşama söz konusu olabilir. Çünkü bölgede bir bloklaşma yaşanıyor ve Mısır ile Türkiye aynı tarafta yer alabilir. Ayrıca, Türkiye’nin bölgeye ilişkin diplomatik kararlarında siyasi irade daha baskın olmalı. Özellikle de bölgeye gönderilen diplomatik kadroların siyaset geçmişi olan isimlerden seçilmesi yerinde bir karar olur. Bu noktada, siyasi aktörlerin büyükelçi veya özel temsilci olarak kritik ülkelerde görevlendirilmesi gerekebilir.

Ortadoğu bir fay hattı

Tarihî kökenleri olan fay hatlarından kastınız nedir?

Siyonist devletin kurulması ile ortaya çıkan Müslümanlarla Yahudiler arasında bir fay hattı var. Müslümanlarla Hristiyanlar arasında zaman zaman kırılan bir fay hattından söz edebiliriz. Ayrıca, Müslümanların içlerindeki ihtilaflardan kaynaklanan bir fay hattı var. Bu coğrafyada, özellikle 12-13. yüzyıllarda bugünküne benzer büyük değişikliklerin olduğunu görmekteyiz.

O dönem olan neydi?

12-13. yüzyıllarda önce batıdan Haçlılar, daha sonra da doğudan Moğollar bu bölgeye hücum ederek bölgeyi kargaşaya sürüklemişti. Bölge için barış dönemi olan Osmanlı yıkıldıktan sonra Haçlı-Moğol istilasıyla yaşanan hercümercin bir benzeri tekrar ortaya çıkmıştır.

Son hercümerç nasıl başladı?

Osmanlı’nın yıkılması ile birlikte bölgedeki status quo bozulmuş oldu. Ve son hercümerce yol açan yeni durum 1916’da imzalanan Sykes-Picot Antlaşması ile başladı. Sykes-Picot’nun amacı, bölgeyi daha elverişli şekilde sömürülmesine hizmet etmekti. Aktörler değişse de, Sykes-Picot bugün de devam etmektedir. 100 yıl öncesinin etkin güçleri İngiltere ve Fransa’nın yerini, ABD ve Rusya almış görünüyor.

Soğuk savaşa girilebilir

İran’ın bölgedeki yayılmacı politikalarının kökeninde ne yatıyor?

İran bölgede etkinlik kazanmak için şimdi bahsettiğim bu Şia ideolojisini kullanıyor. Özellikle Şii nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeleri domine etmek için İran’ın bu ideolojiye başvurduğunu görüyoruz. Mesela, bunu yoğun Şii nüfusa sahip Irak’ta yapıyor. Lübnan, Suriye ve Yemen de İran’ın aynı politikaları uygulamaya soktuğu ülkeler.

Mezhep eksenli çatışmalar açısından bakıldığında bölgenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Batı ile anlaşması gereği ambargolar kalktıktan sonra İran’ın Şia ideolojisinden kaynaklanan politikaları daha şiddetle uygulayacağı kanaatindeyim. Maalesef bölgenin yeni bir soğuk savaşa girmesi kuvvetle muhtemel./Yenişafak