Yeni darbenin cephesi: Medya ve STK’lara dikkat!..

Ardan Zentürk Star gazetesindeki yazısında, Medya ve STK’lar üzerinden yeni bir saldırı ve darbe girişimine dikkat çekerek çok anlamlı bir çağrıda bulunuyor: “Şeffaflık adına tüm STK’lar destek aldıkları yabancı fonları internet sitelerinde ilan etsinler. ” Bu çağrıya biz de evet diyoruz ve etsinler ki dün yardım alanların bugün kimlerden emir aldıklarını öğrenelim diyoruz. İşte Zentürk’ün o yazısı…

Odaklanmamız gereken tek konu var: Bağımsızlık ve bütünlüğümüzü koruyacağız!..

15 Temmuz’da sokağa silahsız inip, emperyalist darbe planını bozan millet, sesi yüksek çıkan herkesten bunu bekliyor, geri kalan bütün tartışmalar teferruattan ibarettir.

Tarihimizin en büyük ihaneti ve çok güçlü emperyalist bir saldırıyla karşılaştık, üzerinden 2 ay bile geçmedi.

Ortadaki gerçek önümüzde net olarak duruyor: Emperyalizm Recep Tayyip Erdoğan’ı öldürmek istedi!..

Onun ortadan kaldırılmasıyla başlayacak süreç, bu ülkenin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesi, doğacak kaos ortamının ise NATO merkezli işgalle sonlandırılmasıydı.

Bu süreçte, şu anda harekat yaptığımız coğrafyalarda bir “terör koridoru” kurulup, meşrulaştırılacak, Irak-Suriye coğrafyası 6 kanton devlete bölünecek, Türkiye ise, bırakın bu yüzyılı 22’nci yüzyılı bile kaybetmiş, evlatlarını bitmek bilmeyen kanlı senaryolarda kaybeden, “beyin takımı üretemeyen” bir sömürgeye -yüksek ihtimal- küçülerek dönüşecekti.

Ortadaki tablo budur. Buna itirazı olan var mı, yok, o zaman her akşam TV kanallarında neyi tartışıp, neleri konuşuyoruz Allah aşkına?.. Yazdığımız köşe yazılarının arasına sıkıştırdığımız “kışkırtıcı” cümlelerle hangi tür yeni bir hesaplaşmanın zeminini yaratıyoruz?

Medya ön cephedir

Medyanın bir kesiminin, 15 Temmuz’un üzerinden bir ay geçmeden meseleyi sulandırmaya çalışması, kıymeti kendinden menkul “tartışma yıldızları” yaratarak milletin beynini, asıl konudan uzaklaştırma gayretlerini dehşetle izliyorum. Kardeşim, o, Pensilvanya’daki adam kimdir, kendisine kurdurulan örgütün arkasında hangi güç vardır, bunlar kimin adına hangi hedefle bu kanlı senaryoların içinde yer aldıar, devletin en hassas noktalarına kadar sızarak ulusal sırlarımızı Youtube’lara kadar kim adına düşürdüler, hepsini biliyoruz. Bu konuları sümüklü peçete yalamaya kadar vardırmanın bir anlamı var mı, yok. Bu işleri “Kemalist-muhafazakar” tartışmalarına yönlendirmenin bir anlamı var mı, yok. “Cadı avı” laflarıyla, ülkeyi kocaman bir “cadı kazanına” çevirmenin bir anlamı var mı, yok.

O zaman derdiniz ne, söyleyin.

Odaklanacağımız konuyu tekrar söylüyorum: Memleket emperyalist bir saldırıyla karşılaşmıştır ve şu anda “milli kurtuluş savaşı” veriyoruz!..

Savaş halindeyiz arkadaşlar, bunu anlamanız için daha ne olsun, Amerikan 6.Filo’su gelip İzmir’i mi bombalasın? Şimdiden söylüyorum, bana istediğinizi söyleyebilirsiniz, OHAL uzatılmalıdır ve memleket insanı kendini tam güvencede görene kadar operasyonlar bütün hızıyla sürmelidir.

Hukuk-guguk falan… O darbe başarılı olsaydı, bugün memleketin dört bir yanında kireçli toplu mezarlar olacaktı, daha ne söyleyelim size…

STK’lar kime çalışıyor?..

Batı medyası ve siyasetinin, arkasına milletin kararlılığını alarak bir darbeyi püskürtmüş Recep Tayyip Erdoğan’ı, “demokrasi düşmanı otokrat” olarak görme ısrarı, tekrar söylüyorum, bir alarmdır, bu, Türkiye’ye dönük “darbeci yaklaşımlarından” vaz geçmediklerini ortaya koyuyor. 1983 yılında ABD’de, “dünyada demokrasiyi güçlendirme”(!) amacıyla kurulmuş National Endowment for Democracy (NED) isimli “yarı-özerk görünümlü ABD hükümet kuruluşunun”, beraberindeki Freedom House, USAİD gibi kurumlarla, Mısır’daki Sisi darbesinin tezgahına milyonlarca dolar aktardığı bir dünyada alarm seviyemizi yükseltmemiz gerekiyor.

Bu kurumlar ve bu kurumlarla birlikte çalışan yerli görünümlülerin hedefleri bellidir: “Liberalizm” özgürlükçü kimliği nedeniyle ideolojik zeminde zor hedeflenen bir kavramdır. Bugün, emperyalizmin başka ülkeleri içerden teslim almasının ideolojisi olmuştur. Emperyalizmin “liberal saldırı mekanizmasına” karşı koymak zorundayız. Bu özgürlükçü-bağımsızlıkçı olmamız demektir.

Derhal bir kanun çıkarmak zorundayız: Tüm STK’ların internet sitelerinde destek aldıkları yabancı fonları ilan etmeleri, incelemeler sonucunda ilan edilmemiş fonların “ulusal güvenlik sorunu” olarak kabul edileceğini duyurmalıyız. Bu, STK’ların çalışmalarına baskı değil, aksine, hepimizin arzu ettiği “demokratik şeffaflığın” gereğidir. Görelim, kim kimden ne destek alıyor, neyi ne amaçla konuşuyor…

yazının devamını okumak için…