O gece veliaht prensi İsrail korudu…

Nedret Ersanel’in Yenişafak gazetesindeki yazısı…

Ortadoğu’da kara delikler açılıyor.

Bunların bir kısmının kokusu çıkmaya başladı. Çok gizli bir takım operasyonları da ‘hissediyoruz’. Tehlikeli işler.

Katar krizinde, Körfez ülkelerinin Doha’nın önüne sürdüğü şartlar belli olmadan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson şunları söylemişti: “Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn’in bir istekler listesi hazırladığını anlıyoruz. Yakın zamanda Katar’a sunulacak olan bu istekler listesinin makul ve uygulanabilir olmasını umuyoruz”…

Bir evvel yazmış idik; Bu şartlar ‘ABD’ye göre’-dilerseniz ‘ABD tarafından’ da diyebilirsiniz-hazırlandı. 

Doğal olarak, bu şartların hangisinin “makul olmadığını”, hangisinin “yumuşatılabileceğini” en iyi o biliyor. (Şartların sızdırılması ise başka iş, ayrı tuzak.)

Tillerson açıklamasının devamı var…

“ABD, Kuveyt krizini çözmek için yaptığı arabuluculuk çalışmalarını destekliyor”. (‘ABD, Katar’a verilecek istekler listesinin makul olması gerektiğini söyledi’, 22/06, Star.)

Yani, bu şartları bizimle konuşacaksınız/pazarlık edeceksiniz diyor. “Makul”, pazarlık payı anlamına geliyor

Emirlik mesajı aldı. Araya başka gelişmeler girmese, Katar Dışişleri Bakanlığı’nın şu açıklaması hayata geçebilirdi; “ABD’nin duruşu Doha tarafından iyi karşılandı”…

İki kritik anın perde arkası büyük muamma…

Çözüldüğünde, bölgedeki müttefik ve düşmanların pozisyonları daha iyi tarif edilecek.

Birisi, Prens Muhammed bin Salman’ın birinci veliaht ilan edilmesi sırasında olanlar. İkincisi, Katar’a yönelik girişim başladığı anda küresel kamuoyuna yansıyandan daha fazla bir planın kurulmuş olup olmadığı.

İkincisini öteleyip, birincisine bakalım…

CIA BİN NAYİF’İ DESTEKLERKEN…

Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Salman’ın tahta hazırlandığı zaten biliniyordu, kimse sürpriz diyemez. Krallıkta aday sıralaması peşin yapılır ki, ani değişimlerde ülkeyi tehlikeye sürükleyecek kaoslar oluşmasın.

Bu yüzden, Salman’dan evvel Kral’ın yeğeni olan Muhammed bin Nayif’in getirilmesi başta tartışıldıysa da, Prens Salman’a tecrübe kazandırıldığı duyumu dolaştırıldı ortada.. Ama asıl amaç, “hedef olmaması/korunması” için geride tutulmasıydı.

Suud iç dengeleri tehdit üretebilirdi ve o sırada Obama yönetimi ile büyük gerginlik yaşanıyordu.. Dahası, iki odak kriz anında buluşabilirdi!

Prens bin Nayif’in bu hassas terazinin ince ayarlarını bilmemesi mümkün değil. O da kendine göre müttefik aradı. ABD de durumun farkındaydı ve o sıralar ellerinde sadece Nayif olabilirdi. İlişki de, Kral ve oğlu yüzünden ancak belli kanallar ve amaçlar üzerinden yürütülebilirdi…

Kimsenin karşı çıkamayacağı bir çatı altında CIA-Nayif dosluğu pekiştirilebilirdi. Ortadoğu’da, “terörle mücadele” dediğinizde sınırsız ve korunaklı bir alan açarsınız ve eylemlerinizin ‘ayıbı’ olmaz.

Kaldı ki, Prens Nayif bunun için uygun bir isim; 2000’li yılların başından itibaren istihbarat-güvenlik çarkları içinde güçlü/güçle bağlar biriktirmiş bir isim. Hem FBI’da hem Scotland Yard’da bulunmuş, 2009’da El Kaide’nin suikastından kurtulmuş bir isim.

Tek alıntıyla geçelim… Şubat ayı başında CIA Direktörü Mike Pompeo ilk yurt dışı turunda Suudi Arabistan’a gitti ve Prens Nayif’e CIA madalyası taktı.

“Al Jazeera” bu kutlu hadiseyi şöyle duyurdu; “Suudi Arabistan tahtının sonraki varisi terörle mücadele madalyasını CIA’in yeni Direktörü’nün elinden aldı”. (‘Bin Nayef receives CIA award for ‘counter-terrorism’, 12/02, Al Jazeera. Pompeo Riyad’a Ankara’dan gelmişti.)

Bir soru şudur; bu ödül “veda hediyesi” midir yoksa işin başında yeni Washington yönetimi Nayif’le devam etmeyi mi düşündü?

Bu sorunun kesin yanıtının ve Kral’la veliahtın, Başkan Trump’ın, Riyad-Tel Aviv-Vatikan turunda bağlandığı anlaşılıyor.

Ancak Prens Nayif anlamış mıydı?

KATAR’DA DIŞ, RİYAD’DA İÇ DARBE!..

S. Arabistan liderliğindeki bir seri ülkenin Katar’ı kuşattığı gün ve gecede, Doha’nın kaygıları ve buna ne önlemler aldığı zamanla anlaşılabilir ama hiç fark/merak edilmeyen, Suud tahtının müstakbel veliahtı değişirken Riyad’ın kaygıları ve buna ne önlemler aldığıdır…

Şöyle önlemler alınmış olabilir mi; “Suudi Kral Salman bin Abdulaziz geçtiğimiz Çarşamba günü Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in yerine kendi oğlu Muhammed bin Salman’ı getirdi. Bu kararın açıklanmasından sonra, İsrail Hava Kuvvetleri, içlerinde F-16, F-15CD ve F-16CD savaş uçakları, iki Gulfstream tipi uçak, iki tanker uçağı ve elektronik savaş için tasarlanmış iki özel C130 uçağını S. Arabistan’a gönderdi!” (’18 Israeli Fighter Jets Landed in Saudi Arabia to Prevent Coup’, 22/06, Global Search.)

Doğruysa, İsrail bunu neye dayanarak yaptı?

Katar’daki Türk üssünden rahatsız olan Riyad herhalde İsrail’i ülkesine davet etmiş olamaz?

Olabilir mi?

İşin doğrusu …

yazının devamını okumak için…