Avrupa’da Müslümanlar ve sol

Yazarlar
Akif Emre’nin Yenişafak gazetesindeki Yunan seçimleri üzerinden Avrupa’daki Müslümanları ve siyasi tutumlarını değerlendirdiği yazısı… Yunanistan seçimlerinde radikal sol olarak takdim edilen am...
EMOJİLE

Akif Emre’nin Yenişafak gazetesindeki Yunan seçimleri üzerinden Avrupa’daki Müslümanları ve siyasi tutumlarını değerlendirdiği yazısı…

Yunanistan seçimlerinde radikal sol olarak takdim edilen ama seçim vaatlerine bakıldığında popülist sol karakterin öne çıktığı Syriza Partisi özellikle AB’de epey konuşulacak. Orta sınıfın çöktüğü, kemer sıkma politikalarının geniş kitlelerin omzuna yıkıldığı kalkınmacı politikalar ve işsizlik karşısında toplumun tepkisiyle buluşmayı bilen bir partinin başarısı… Aynı zamanda merkez siyasi partilerin tümüyle çöküşünün doğurduğu toplumsal birikimin sonucu…

Solun neo-liberal politikalara karşı bir başarısı mı? Eğer başarısı ise AB ve küresel finans sistemiyle masaya oturduğunda alternatif ne üreteceği, sol söylemden geriye ne kalacağı soruları için henüz erken. Özellikle AB’nin popülist söylemle iktidara gelmesinden hiç de hoşlanmadığı bu hareketi nasıl ehlileştireceğinin hesaplarını yaptığını da tahmin etmek zor değil.

Syriza’nın Yunanistan genelindeki oy artışının Batı Trakya’daki yansıması dikkat çekici. Meclise giren üç Türk milletvekili var ve bunların ikisi sol Syriza’dan. İlk bakışta seçim ortalamasının yansıması gibi düşünülebilir.

Ancak burada dikkate alınması gereken husus; muhafazakâr yapısıyla Batı Trakya’da Türk ve Müslüman halkın, lideri ateist bir partiyi tercih etmesi durumu. Yunanistan ve özelde Batı Trakya Müslümanlarının siyaset sosyolojisi açısından tercihlerini nasıl etkilediği konusundan bağımsız olarak Avrupa geneliyle alakalı bir durum söz konusu.

Müslüman azınlık olarak Batı Trakyalıların yaptığı siyasal tercih aslında Batı Avrupa’daki Müslüman azınlıkların  genel tavrıyla paralellik arz ediyor. Ve bu  tercih genel bir eğilim olarak her ülkede ortak özellikler sergiliyor.

Avrupa’ya göçmen iş gücü olarak gelen Müslüman azınlıkların oy kullanma haklarını elde etmeleriyle, yani yerleşik  duruma geçmeleriyle birlikte genelde sol partileri tercih etmeleri tesadüf olmasa gerek. Müslüman azınlık olarak Batı toplumlarında emeğinin karşılığını almaya, daha sonra orada tutunmaya, yerleşmeye çalışan ama  Müslüman kimliğini korumayı önceleyen bir kitle söz konusu. İster Mağrip’ten, ister siyah Afrika’dan, Hint alt kıtasından, ister Türkiye’den gelmiş olsun hepsinin yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunlar aynı. Ellerinde çok fazla tercih imkânları da yok maalesef.

Bir toplumun Batı-Doğu, Müslüman-Hristiyan gibi keskin çizgilerle ayırdığınızda monoblok görmek eğilimi ağır basabilir. Her ne kadar aidiyetlerini, varoluşsal kimliklerini son kertede Müslüman olarak tanımlasalar da bu kitlenin daha alt düzeyde, siyasal, toplumsal tercihlerinde yerel pratiklerle kuşatıldıkları farklı etkenlerin devreye girdiği muhakkaktır. Kaldı ki örgütsüz, geldikleri ülkelerin desteğinden mahrum, yabancı ve zayıf ama çok güçlü sosyo-ekonomik ve kültürel hegemonya ortamında ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Zamanla yerleşik olmalarıyla yabancısı oldukları hayatın içinde kendilerini koruyacakları, inançlarını yaşatacakları alanlar oluşturmaya yahut farklı olana nüfuz etmeye hatta az da olsa eklemlenmeye çalışan bir kitle söz konusu.

Fransa’dan Almanya’ya, İngiltere’den Kuzey Avrupa’ya kadar genel siyasal tercihlere bakıldığında muhafazakar sağ partilerden çok önemli oranda merkez sol, hatta Yeşiller gibi liberal sol partileri tercih ettikleri görülür. Hatta daha entegre olan azınlıkların yanı sıra İslami kimlikleriyle görünür olanların önemli kısmının da aktif siyasete bu tür partilerde siyaset yapmaları hiç de tesadüf değildir.

 

Tüm yasal düzenlemelere rağmen Avrupalıların yabancılara karşı tutumu, sosyal alanda hala dışlayıcı, kurumsal ilişkilerde ise yazılı olmayan  ayrımcılık geçerli. Siyasette yerleşik Avrupalı reflekslerini, bilinçaltını yansıtan sadece aşırı sağ akımlar değil, muhafazakâr sağ partilerdir de.  Müslümanlar söz konusu olduğunda Avrupalılık tanımında, ateist bile olsa, Hristiyan kültürü ve değerlerinden ayrışmayan, tarihi köklerine dayanan yaklaşım siyasete yansır. Müslümanların özel talepleri söz konusu olduğunda, ton farkı olmakla beraber, sol ve sağ partilerin tepkileri birbirine benzeşir.

Bu durumda gayet pratik nedenlerle Müslüman azınlıklar sol partilerin daha eşitlikci,  azınlık haklarını dile getiren söylemi yakın bulurlar. Bu tercih, örgütlü ve yönlendirilmiş bir tercih değildir genelde. Zaten Müslümanların böylesi tercihleri örgütleyecek sosyal dokusu güçlü yapıları pek yoktur.

Başta çelişkili gibi görünen bu tercih, Müslümanlar açısından kimi hakların dillendirilmesine yarayışlı olsa da, ahlaki ve ilkesel konularda açmazlara düşmelerini engellemez.

Söz gelimi muhafazakâr yapının güçlü olduğu, cemaat ya da dernekleşme gibi hiyerarşik şemaların geçerli olduğu durumlarda bu çelişki zaman zaman tartışma konusu bile olabilir. Sol partilerin inançla ilişkisi çerçevesinde, cinsel özgürlükler gibi Müslümanlıklarıyla bağdaşmayan söylemlere rağmen İngiltere’de İşçi Partisi, Almanya’da Yeşiller gibi siyasal partiler neden tercih edilir?

Bunun ilkesel olmaktan çok pratik beklentilerle alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Yaşanan sıkıntılara daha duyarlı bir yaklaşım sergilenmesi bile siyasal tercih nedeni olabiliyor.

Ne var ki, sonuçta her zaman dar alanda yapılan, siyasal pragmatizmi aşıyor. Kurnaz siyasetçilerin oy hesaplarıyla verdikleri vaatlerin çok azı merkezi ya da yerel yönetime yansıma imkanı bulabiliyor. Avrupalılık nosyonu ve Avrupa değerleri Müslümanlıkla çatıştığı yerde Müslümanların söz söyleme imkânları kalmıyor.

Yazının devamını okumak için…