İngiliz arşiv bilgilerine göre Mustafa Kemal

İşte Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u işgal eden İngilizlerin Türkiye’ye dair iç yazışmaları ve gizli raporları…

İngiliz arşivlerinden yeni gün ışığına çıkan raporlar, İstanbul’u işgal edenlerin gözüyle yakın tarihimizin şifrelerini de ele veriyor. İşte Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u işgal eden İngilizlerin Türkiye’ye dair iç yazışmaları ve gizli raporları…

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri İstanbul’a gelip yerleşmişti. Artık elçilik yerine işgal devrine mahsus Yüksek Komiserlik kurmuş, Osmanlı ile ülkeleri arasındaki ilişkileri bu şekilde yürütüyorlardı. Bunun yanında ülkenin genel seyrini de kapsayan raporları ülkelerinin dışişleri bakanlarına ya da ilgili kuruluşlara iletiyorlardı.

Marmara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ali Satan’ın yakın zamanda ortaya çıkardığı belgeler de gösteriyor ki, o dönemde İngiliz Yüksek Komiserliği’nin Londra’ya Lord Curzon’a ilettiği bilgiler, "Wikileaks belgeleri"ndekilerden farksız. Lord Curzon’a iletilen belgeleri İngiliz arşivlerinden derleyen Satan, bunları kitap haline getirerek Tarihçi Yayınevi’nden yayınlandı.

O günlerin Wikileaks belgeleri olarak değerlendirilebilecek raporlar, "İstanbul ve Ankara Hükümetlerinin dış ilişkileri, Osmanlı donanmasının durumu, Harbiye Nezareti’nin milli mücadeleyi destekleyen faaliyetleri, mevcut Osmanlı ordusu, polis teşkilatı, hükümetlerin mali durumları, Ermeni ve Kürt meseleleri" gibi ana başlıkları içeriyor. Ayrıntılara indikçe ise "Mustafa Kemal’in ya da Vahdettin’in kişilik analizleri, Yunanistan’ın İstanbul’u işgal etme planı, Refet Paşa’nın gün yüzüne çıkmamış anlaşması, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmadan Damat Ferit’in Paris’e gönderilişi, Vahdettin’in muhafızlarının değiştirilmesiyle hayati tehlike sinyallerinin artması" gibi tarihte kelebek etkisi yaratan olaylar da var. İşte, 1920’lerde işgalci İngiliz Yüksek Komiserliği’nin İstanbul ve Ankara hükümeti için hazırladığı Wikileaks belgelerinden notlar.

İngilizlerin Türkiye haritası

"Ateşkes’in (Mondros) başlangıcından 1920’nin sonuna kadar süren dönemi kapsayan ve bu raporun konusunu oluşturan Türkiye’deki olayları değerlendirirken, Eski Rusya ve İran sınırlarına kadar uzanan Kürt Bölgesi ve Ermenistan ile birlikte, kabaca İskenderun Körfezi ve onun doğusunda kalan hattın güney sınırını oluşturduğu toprakların da dâhil edileceği Anadolu ve Doğu Trakya’dan ibaret bir Türkiye düşünülmelidir. Ateşkes anlaşması ile karara bağlanmış adı geçen bu sınırlar, ılımlı Türk milliyetçilerinin gelecekteki muhtemel bir Türk devleti için talep ettikleri sınırlar ile birebir örtüştüğünden, bu tanımlamanın akılda tutulması faydalı olacaktır."

***

Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan, Damat Ferit Paris’e gönderildi

"Mustafa Kemal’in bölgeye (Samsun’a) yollanma girişiminin ilk adımı, Ferit Paşa’nın Paris’e doğru yola çıkmasından hemen önce atılmış olmakla birlikte, daha büyük bir projeyi uygulamaya koymak için Paşa’nın (Damat Ferit) şehirden ayrılması söylenmiştir."

***
Damat Ferit dahi Milli Mücadele’ye sıcak bakmaktaydı
"Milli Mücadele hareketi ile ters düştüğü görülen kişi ve kurumların, milletin yeniden dirilişi formüllerine tümüyle muhalif oldukları düşünülmemelidir. Muhtemeldir ki, Damat Ferit Paşa’nın kendisi dahi, halkta var olan vatanseverlik duygusunun teşkilatlandırılmasına sıcak bakmaktaydı."
***

Zafer, Wilson’ın Sevr planını bozdu

"Ermenilere karşı girişilen başarılı mücadele Türklerin moralini hayli yükseltmişti çünkü tam da Başkan Wilson’ın Sevr Antlaşması’nın maddelerinde Ermeniler lehine değişiklikler yapılacağını duyurduğu sırada Milli Mücadele temel hedeflerinden ilkine ulaşmıştı. Bir gram gerçek, binlerce tonluk Müttefik teorisine bedeldir."
***
Ankara Hükümeti bütçesi İstanbul’dan iyi
"Mali durumları ile ilgili eldeki veriler birbirini tutmamasına rağmen durumlarının İstanbul Hükümeti’nden daha iyi olduğu bir gerçektir. Ankara Hükümeti yeni mali yıl için toplam 79.333.440 lira gelir beklerken 86.529.650 lira harcama öngörmekteydi. Söz konusu rakamların doğruluğunu kabul edecek olursak Türkiye için küçük sayılabilecek bu bütçe açığının çeşitli gelirler ve harcama kalemlerinde yapılacak tasarruflarla kapatılacağı ifade edilmektedir." (1920)

***

Azınlıklar savaş dışında zarar görmedi

"Güvenliklerinden endişe duyan gayrimüslim azınlıklar, savaşın yüzünü gösterdiği belli bölgeler dışında kötü muameleyle karşı karşıya bırakılmamışlardır." (1920)

***

Ankara’nın proletarya söylemi halktan rağbet görmedi

"(Ankara Hükümeti’nin) milliyetçi bir yapıya sahip olduğunu söylerken Bolşeviklerden ve Avrupa’dan ödünç alınan ‘proletarya’ ve ‘halk iradesi’ gibi ifadeler haktan rağbet görmemiş ve sadece bu ifadeleri kullanan yönetici kadronun ağzında birer slogan olarak kalmaktan öteye gidememiştir." (1920)

+++

Bolşeviklerden ve İtalyanlardan silah yardımı

"Ateşkes sonrasında yüklü miktarda silah ve cephane müttefik yetkililerin denetiminden kaçırılmış olmalı ki bu yönde (Ankara Hükümeti’nin) bir eksiklerinin olduğu hakkında herhangi bir işaret yok gibidir. Bolşeviklerin ve İtalyanların bu konuda bazı desteklerde bulunduklarına dair haberler alınmaktadır." (1920)

+++

Milli Mücadele ile İttihat Terakki aynı şey değil

"Milli Mücadele genellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yeniden dirilişi olarak gösterilse de bunun tümüyle gerçeği yansıttığından söz edilemez." (1920)

+++

Dağları elinde tutan gücü elinde tutar

"İdari bir özerklik haricinde Türklerin, Kürtlerin milli emellerine şiddetle karşı çıkmasının esas sebebi, bölgedeki bir Kürt devletinin oluşturulma sürecinde Türk topraklarının uğrayacağı kayıplardan ziyade gelecekte Türkiye’nin hemen yanı başında vücut bulacak bu tür bir devletin kabul edilemeyeceği, bunun Türklerin askeri ve siyasi açıdan, Suriye, Mezopotamya ve İran’ın sahip olduğu düz araziye tekrar nüfuz etme ümitlerini ortadan kaldırabileceği endişesidir. Dağların denetimini her kim elinde tutarsa adı geçen bu ülkelere karşı hiç şüphesiz ki potansiyel bir tehdit oluşturacaktır." (1920)
+++

İstanbul Hükümeti, Yunanlılara karşı Ankara’nın yanında

"Hükümet, Ankara Hükümeti’nin kendini beğenmiş tavrına içerlemiş ve Milli Mücadele yanlılarının mesafeli yaklaşımına maruz kalmış olsa da, doğal olarak desteğini Yunanlılarla mücadele eden Ankara’dan yana koymuştur. En azından İstanbul’daki nazırlardan biri bu süreçte Milli Mücadele güçlerine silah ve cephane tedarikinde bulunmak için elinden geleni yapmıştır." (Hariciye Nazırı İzzet Paşa – 1921)
+++
Vahdettin muhafızlar tarafından öldürülebilirdi
"Padişah (Vahdettin) hayatını kurtarmak için kaçması gereken anın geldiğine karar verdi; Padişah’ın haklı gerekçeleri vardı. Muhafızları Refet Paşa tarafından değiştirilmişti. Kalması ne kendi ne de halkının çıkarına idi. Gitmesiyle Ankara’nın ferahlamış olması büyük ihtimaldir." (1922)
+++

Yunanlılar, İstanbul’u işgal edecekti

"…31 Temmuz günü Yunanistan, buna rağmen, açıkça İstanbul’un işgali için izin istedi. Majesteleri’nin hükümeti açıkça bu fikri değerlendirmeyi reddetti. Fransız ve İtalyan hükümetlerinin cevapları da aynı şekilde kesindi" (Türkiye Büyük Taarruz’a hazırlanırken Yunanistan, Trakya’daki kuvvetini 4 tümene çıkarıyor. Ancak İngiltere, Fransa ve İtalya’nın karşı çıkmasıyla harekat başlamadan bitiyor.)

İNGİLİZ YÜKSEK KOMİSERİ’NİN GÖZÜNDEN DEVLET ADAMLARI

Fransızca biliyor ama konuşmuyor

"Hayli zeki bir adam olan Padişah (Vahdettin) samimi, gerçekten hevesli ve yapmacık olmayan bir kişiliğe sahip, ülkesine hizmet etme ve hanedanlığını koruma arzusu kuvvetli, ülkedeki her türlü topluluğa adaletle davranılması hususuna içtenlikte taraftar olduğu izlenimini veren biridir… Fikirlerini ana hatlarıyla etkili ve açık bir biçimde ifade edebilmektedir. Belli bir düzeyde Fransızca bilmekte ama konuşmamaktadır."

Mustafa Kemal’in kibirli olduğu söylenebilir

"Kibirli biri olduğu söylenebilir… 1913’te askeri ateşe olarak Sofya’ya atanmıştır. Bugün dahi devam eden eğlenceye ve içkiye olan düşkünlüğünün bu günlere dayandığı dile getirilmektedir. Savaş sırasında üst düzeyde cesaret göstermiş ve bir gözünü yitirmiş olduğu söylenmektedir. Muhtemelen kendisinin hazırladığı konuşmaları, kitleleri ve her türlü durumu başarıyla yönlendirme yeteneğine sahip olduğunu açıkça yansıtmaktadır. Fevkalade gösterişli ve otoriter bir görünüme sahip olmakla birlikte kendisini aşırı vatanseverlik ve dürüstlükten yoksun biri olmakla suçlamak için ortada bir sebep görünmemektedir."

Kazım Karabekir, Bolşeviklerle ittifaka M. Kemal’den daha hevesli

"Bazı iddialara göre Bolşeviklerle kurulabilecek olası bir ittifaka Mustafa Kemal’den çok daha sıcak bakmaktadır. Diğerlerine göre ise temelde padişaha bağlı bir asker ve Ankara’nın siyasetine güven duymayan bir şahıstır. Her şeye rağmen potansiyel öneme sahip farklı bir kişiliktir."

Refet Paşa’nın gizli anlaşması

"Refet Paşa’nın General Harington ile yaptığı özel bir anlaşma ile müttefiklerle ilişkileri ifşa olmuştur. Osmanlıların, Türk makamlarına başvurmadan veya müdahalesi olmadan yıl sonuna kadar ülke dışına gizlice çıkarılması için bir istisna yapmayı taahhüt etti." (1922)

Yunan Yüksek Komiseri’nden itiraf

"Milli Mücadele yanlılarının Pontus Cemiyeti’nin varlığı hakkındaki söylediklerinin çok da temelsiz şeyler olmadığına inanmak için geçerli sebepler bulunmaktadır. Üstelik İstanbul’daki Yunan Yüksek Komiseri de bölgeye silah gönderilmesi için kendisinden talepte bulunulduğunu kabul etmiştir." (1921)

İstiklal Mahkemeleri’nde birkaç Hıristiyan asıldı

"Belli merkezlerde İstiklal Mahkemeleri kurulmuş; ileri gelen birkaç Hıristiyan, Rum Pontus Cumhuriyeti’ni Kurma Derneği’ne bağlı aktif üye olmak suretiyle vatana ihanet suçu işledikleri için ölüm cezasına çarptırılmışlardır." (1921)

Halifeliğe müdahale halkı öfkelendirir

"Halifeliğin, Padişah’tan alınıp Şeyh Senusi gibi şimdilerde Anadolu’da gezinen onurlu bir din adamına verilmesi ve etrafında tüm İslam âleminin temsilcilerinden oluşan bir heyetin oluşturulması fikri de zaman zaman öne çıkmaktadır. Bu tür projeler henüz havadadır ve Ankara’nın ileri gelenlerinin bunlara, sonuçları önceden kestirilmeyen siyasi gelişmelere sebep olabileceği fikriyle, sıcak bakıp bakmadıkları şüphelidir. Benzer şekilde bu tür bir gelişme itaatkâr Anadolu köylüsünün güçlü ve derin bir biçimde yaşattığı birkaç hissiyattan birine tecavüz etme anlamına gelebilir ki bu halkın öfkelenmesine yol açabilir." (1920)

Aktüeldergisi