Tarih

Çanakkale dünya tarihinin dönüm noktasıdır

Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı’nın ve dünya tarihinin en önemli savaşlarından biri. Osmanlı ve Türk tarihinin de en önemli savaşlarından biri olarak kabul ediliyor. Çanakkale Savaşı’nda neler yaşandığını Çanakkale Mahşeri..

Çanakkale dünya tarihinin dönüm noktasıdır

Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı’nın ve dünya tarihinin en önemli savaşlarından biri. Osmanlı ve Türk tarihinin de en önemli savaşlarından biri olarak kabul ediliyor. Çanakkale Savaşı’nda neler yaşandığını Çanakkale Mahşeri adlı güzel eseriyle en iyi bilen ve anlatan isimlerin başında gelen tarihçi Mehmet Niyazi Özdemir’le konuştuk. Mehmet Niyazi Hoca, tarihin bu önemli savaşını anlatırken bilinmeyen ilginç noktalara değindi. Ancak Mehmet Niyazi Hoca’nın anlattığı şu çok önemli anekdotu anlatmadan geçmeyelim istiyorum. 1. Dünya Savaşı sırasında Anadolu halkı çok zor durumda olmasına, büyük bir fakirlik olmasına rağmen Çanakkale’de savaşan askerlerimize her öğünde et verilmiş. Bugün bazı tarihçilerin ifade ettiği gibi, cephede savaşan askerlerimiz kesinlikle açlık ve yokluk içinde mücadele etmemişler. Bu önemli anekdotu aktardıktan sonra Çanakkale Savaşı’yla ilgili röportajımızı sizlere sunuyoruz.

BATILILAR OSMANLI AYAĞA KALKMASIN DİYE ÜZERİMİZE HÜCUM ETTİ

Hocam Çanakkale Savaşı öncesi şartlar nasıldı? Osmanlı Devleti I. Cihan Harbi’nde nerelerde mücadele ediyor? Bir de İhtilaf devletleri neden Çanakkale’ye saldırdı?

Hayatın birkaç tane dinamiği var. Bunlardan bir tanesi yer altı zenginlikleridir. Osmanlı’nın üstünlüğü kaybetmesinin en önemli nedenleri yer altı zenginlikleriydi. Osmanlı topraklarında demir ve kömür yoktu, az çıkmıştı. 1850’den itibaren demir ve kömür yerini petrole bıraktı. O günde demir rezervleri Osmanlı’da Kerkük, Musul ve Kuveyt’te vardı. Suudi Arabistan falan bilinmiyordu. 1850’den-1914’e kadar ceddimiz toprağımızdaki petrolü çıkaralım, hayata katalım diye düşündü. Batılılar da Osmanlılar ayağa kalkmasın diye bizim üzerimize hücum ettiler. Bu açıdan baktığın zaman Abdülaziz’in tahtan indirilmesini, Abdülhamit’in Balkan harplerini, I. Dünya Savaşı’nı hatta Milli Mücadele’yi hep bu açıdan görebiliriz.

Çanakkale önlerine gelen İhtilaf devletlerinin donanması oldukça büyük ve güçlü bir donanma. Dünya tarihinin en güçlü donanmalarından biri olduğu söyleniyor. Ben hem bu donanmayla ilgili sizden bilgi almak istiyorum. Ayrıca Çanakkale’yi savunan Osmanlı askerlerinin silah ve teçhizatları nasıldı? Bir de Osmanlı ordusunun başında Alman  Limon Von Sanders vardı. Neden böyleydi?

Almanlar Çanakkale’de de var. I. Dünya Savaşı’nda Alman subaylar Osmanlı ordusunda var. Buna mukabil bizim de Galiçya’da 100 bin seçme askerimiz var. Mademki müttefikimiz, karşılıklı bir dayanışma söz konusu. Şimdi bizim tarihçilerimizin yaptığı bir hata var. Çanakkale’ye hücum eden 16 kruvazör değil, 16 büyük kruvazör ile beraber 400 civarında yangın söndürme, ikmal ve yardım gemileri ile kıyılarda ufak gemiler var. Bu 16 gemilerden bir tanesi Ruslar’ın beyaz renkli Askolt zırhlısıdır. Nasıl biz ‘Yavuz’umuzla övünüyorduk, bütün Rus milleti de o Askolt zırhlısı ile övünüyordu. Bizim bunlara karşı koyacak gemimiz yoktu. Yavuz falan vardı ama 16 zırhlının karşısında bir şey yapma şansı yoktu. Ama bizim bunlara karşı koyan Boğaz’ın yanlarındaki tabyalarımız vardı. 12 km’ye kadar derinliği olan tabyalarımıza biz ‘adil mantelli toplar’ diyoruz. Bunlar bir mermi atar, ortalık duman olur. Bunlar 5 bin 400 metre menzilli toplardır. Tabi düşmanın gemilerindeki toplar 14 km menzilliydi. Ama bizim geride Aziziye, Hamidiye tabyalarında, Rumeli ve Anadolu tabyalarında 12 km menzilli toplarımız vardı. Bunlar çakılıydı. Bizim toplarımız Çanakkale’de 79 taneydi, düşmanın gemilerinde bulunan top sayısı 281 idi. 

Savaşın seyri nasıl oldu? Savaş başladı, karşıda muazzam bir güç var. Buna karşılık daha mütevazi denilebilecek bir Türk ordusu var. Savaşın seyrini bize biraz anlatabilir misiniz? Nasıl başladı, nasıl sonuçlandı?

Çanakkale Harbi 3 Kasım 1914 öğleden sonra saat 3’ü 10 geçe başladı. En son mermi Çanakkale’ye 9 Ocak 1916’da düştü. Bu savaş 14 ay 6 gün süren bir savaştır. Bunun 18 Mart’a kadar olan bölümü deniz muharebeleridir. Denizden geçemeyeceğini anlayınca 24 Nisan’da kara muharebeleri başladı ve bu 19 Aralık 1915’e kadar Arıburnu cephesinde de devam etti. Oradan çekildiler ama Seddülbahir cephesinde 9 Ocak 1916’ya kadar sürdü. Bizim son şehidimiz Siirtli Mülazım Zahid Efendi’dir. Bazı tarihçiler bizim Çanakkale’de 53 bin şehit verdiğimizi söylediler ama sadece büyük toplar vurduğu zaman beyin sarsıntısına uğrayan, gemilerle İstanbul’a getirilen ve burada şehit olan 25 binin üzerinde askerimiz var. Onlar tabi bu rakamı küçültmek istiyorlar. Bizim dünyanın seyrini değiştiren bir savaş vermediğimize kaniler. Ama Churchill onları yalanlıyor. Churchill diyor ki; “Benim bildiğim, dünyada Tophaneli Hakkı’nın yaptığını 400 yıldan beri hiçbir kul yapmamıştır.” 17 Mart 1915’te Nusret Mayın Gemisi ile saat 11’de havanın sisli olmasından istifade ederek, gemisi ile birlikte Çanakkale’nin açığından girer. Koyda nöbet bekleyen Golyat’a ışıldaklarımız tutulur, onların gözü karartılır, ondan istifade ederek Tophaneli Hakkı, Rumeli tarafından gelir Anadolu tarafına doğru geçer. Karanlık Liman’a 26 mayın döşer ve geçer. Tabi ertesi gün hücum olunca, Seyit Onbaşı topuyla beraber, Ocean’ı vurmuştur. Tabi pek çok daha faktör vardır. Diğer gemiler Ocean’ı harmanlamış ve diğer kruvazörler Ocean bize çarpmasın diye ‘Karanlık Liman’a doğru kaçmışlardır. Karanlık Liman’da da o mayınların üzerine gelmişlerdir. Tabi bu arada Cevat Paşa olsun, Selahattin Adil Bey olsun bizim az ama çok seçme kumanda kadememizin de oradaki maharetini, kahramanlığını unutmamak lazım.

ÇANAKKALE DÜNYA TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASIDIR

Hocam, az önce şehitlerin sayısına değindiniz. Çanakkale’de verilen şehitlerle ilgili çelişkili rakamlar var. Kayıplardaki bu çelişkinin nedenlerini öğrenmek istiyorum. 53 bin gibi bir rakam var dediniz, bir de 250 bin gibi bir rakam var sanırım. Osmanlı’nın kaç askeri orada savaştı, kaçı şehit oldu ve yabancı güçler de bu rakam nasıldı?

Tabi bizim yanlışımız şu; adam tarihçi mi, her tarihi bilir diye düşünüyoruz. Avrupa’da askeri tarih diye farklı bir tarih bölümü vardır. Şimdi harbe girer bir kolordu, bir tümen, bir tabur neyse bir birlik, harpten sonra ‘tadat’ yapılır. Harbe girdi kaç kişi, 1770 kişi; harpten kaç kişi çıktı; şu kadar kişi. Ama bu arada kayıplar var. Bunlar öldü mü, kaçtı mı bilinmez. Yaralılar var, hastaneye gider, bunlar şehit olarak gösterilmez. O andaki şehit sayısı bildirilir. Şimdi biz hep siyasi şeyler düşünüyoruz. Mesela Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta kaybı 90 bin, hiçbir mermi artmamış güya… Halbuki Ardahan’ı, şurayı burayı geri aldıktan sonra Sarıkamış’a girmiş. Sarıkamış’ta Rusların 28 bin kaybı var. Rus Genelkurmayı Sarıkamış’taki ordu yetkililerinin ehliyetsiz olduğuna kanaat getirerek geri almıştır.

Dünya tarihini bilen bir adam için Çanakkale bir dönüm noktasıdır. Hem dünya tarihi açısından hem milli tarihimiz açısından bir dönüm noktasıdır. Milli tarihimiz bakımından, Milli Mücadele’de gördüğümüz bütün kumandanları; yani Mustafa Kemal’den tutun Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Refet Bele, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar Eğilmez, Veli Halit gibi aklınıza gelen bütün paşalar ya binbaşı, ya yarbay, ya albay olarak Çanakkale’de bulunmuştur. Çanakkale hem bizim son dönem tarihimizin bir laboratuvarıdır, hem de dünya tarihini değiştirmiştir. 

Bu anlamda Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın üst düzey subaylarını yetiştirmiştir diyebilir miyiz?

Bana göre öyledir. İnsan tecrübeden azadedir. Teorik bilgim, kahramanlığım çok yüksektir ama eğer bu tecrübelerle takviye edilirse farklı bir boyut kazanır. Bu gayet tabii olan bir şeydir.

Çanakkale’de savaşını kazanması Osmanlı’yı nasıl etkiledi? Çünkü çok fazla şehit ve yaralı verilmişti. Yemen, Filistin gibi cepheler de vardı, Sarıkamış’ta cephe vardı. Moral anlamında bu savaş orduyu nasıl etkiledi?

Bizim I. Dünya Harbinde çıkardığımız ordu 2 milyon 800 bin kişiden oluşuyor. Bu 2 milyon 800 bin kişiden savaş dışı şehit olan ve yaralanan 2 milyon 450 bin kişi. Şehit olan ya da yaralanan, bacağını kaybeden ve savaş dışı kalan kişi sayısı bu kadar. Müttefiklerin bundan az değil. Tamamını bilmiyorum ama Çanakkale’de İngilizlerin kaybı 202 bin küsur, Fransızların kaybı 79 bin küsur, topladığımız zaman onların 283 bin kaybı var. Biz savunmadayız ama onların silah üstünlüğü var. Hava, deniz, top üstünlüğü bizden çok fazla. Elbette Çanakkale’de insan kaybımız olmuştur fakat dünyanın en büyük donanması ‘Yenilmez Armada’nın üçte birinin sulara gömülmesi ve üçte birinin kullanılmaz hale gelmesinin, moral motivasyon bakımından bizim askerimizi müspet manada çok fazla etkilediğine kaniyim.

SEYİT ONBAŞI’YI İKİ KIÇIKIRIK ADAMDAN ÖĞRENMİYORUZ

Hocam Seyit Onbaşı’nın da varlığı konusunda çok spekülasyonlar yapıldı.

‘Mustafa Kemal de yok’ diyebilirsin yani, dilde kemik yok efendim. Seyit Onbaşı’yı biz iki kıçıkırık adamlardan öğrenmiyoruz. Seyit Onbaşı’yı tabyanın kumandanı Alman Yarbay Vositlo’dan öğreniyoruz. Yarbay Vositlo yalan mı yazacak yani. Diyor ki, “Tabyalarımız dövülmeye başladığında, 281 top aynı tabyayı kökten sarsmak için belli bir müddet namlularını oraya doğrulttu. Bizim de tabyamıza namlular bomba yağdırmaya başlayınca tabyamızın kenarındaki sığınaklara kaçtık, kaçarken de havada cesetlerin uçtuğunu gördüm. -Kollarında fosforlu saat var- Fosforlu saatime baktım, tam 6 dakika tabyamız dövüldü. Sonra bütün toplar karşıdaki Erenköy tabyasını dövmeye başladı, 20-25 dakika sonra toz toprak biraz azaldı, dürbünü gözüme getirdim, o güzelim tabyamız enkaz yığınına dönmüştü. Yerde yatan bir tokmak gibi asker yerinden doğruldu. Sonradan öğrendim ki bu Seyit Onbaşı’ymış. Karşısındaki bir askerle konuşmaya başladı. Tespit ettiğime göre karşısındaki asker de Niğdeli Ali’ymiş.

Seyit Onbaşı ona sormuş, “Kumandanlarımız nerede?” -Çanakkale’de şehit oldu demezler, mertebesine erdi derler.- “Galiba mertebesine erdi, kimse yok etrafımızda.” Seyit Onbaşı ve Niğdeli Ali bayılmışlar ama daha sonra kendilerine gelmişler. Ocean zırhlısı Erenköy tabyasını diğer gemilerle beraber dövüyor. Seyit Onbaşı da, “Gel Ali, biz de buna bir mermi atalım.” demiş. “Mermiler de ağacın dibinde gres yağı olmuş” diyor Vositlo. Ali demiş ki, “Zaten topların içi bozulmuş, içi parçalanmış, kaldıramayız.” Vositlo, “ben dürbünle bakıyorum” diyor, geldi, gres yağıyla yağlı mermiyi kaldırdı, kaldıramadı. Aynen onun Almanca metnini söylüyorum, “Aslan pençesi gibi nasırlı ellerini gerdi, dünyanın kalbini sökercesine asıldı, o mermiyi sırtına vurdu, getirdi ve namluya soktu. Ben bakıyorum ne yapacaklar diye… Attı, vuramadı; üçüncü mermisinde Niğdeli Ali de yanına geldi, Ocean’ı dümeninden vurdu. Ocean harmanlamaya başlayınca diğer gemiler bize çarpmasın diye ‘Karanlık Liman’a doğru kaydılar ve oradaki mayınların üzerine gittiler.” diyor. Bunları yazan Yarbay Vositlo, benim inkar etmem bir şeyi değiştirmez.

İNGİLİZ VE FRANSIZLAR, RUS ÇARI’NI KURTARMAK İSTİYORDU

İtilaf devletleri İstanbul’u işgal edip Osmanlı’ya en büyük darbeyi vurmayı hedefliyorlardı… 

Hayır efendim, bunların alakası yok. İstanbul’u işgal etselerdi, bizim başkentimiz Eskişehir’e taşınmak üzere hazırlanıyordu. Bu savaşın gayesi şu; bunu aklımıza koyalım, bu millet bunu öğrenmeli… 1905’te Rusya’ya komünizmi getirmek isteyen Lenin, Rusya’da darbe yapmaya kalktı, başaramadı. İsviçre’de kitaplarını yazıyordu, makaleler hazırlıyordu. I. Dünya Harbi patlak verince Almanların Geheim Dienst’i ve bizim Teşkilat-ı Mahsusa gittiler, Lenin’i buldular. “Seni işbaşına getireceğiz, sen de savaştan çekileceksin” anlaşması yaptılar. Hatta o dönem Enver Paşa’ya sordular, “Lenin işbaşına gelir, savaştan çekilmezse hangi mahkemeye gideceksin?” Bunun mahkemesi yok, sözünü tutmaz döner. Enver Paşa da dedi ki, “Rus ordusu Çarcı’dır. Komünistler iş başına geldiği zaman zaten iç harp çıkacaktır ve bu çekilmek zorunda kalacaktır. ” Bunu merak edenler Stefan Zweig’ın Mühürlü Tren adlı romanını okusunlar. Orada anlatır, Lenin Alman marklarıyla beraber Rusya’ya girdi.

Bizim Teşkilat-ı Mahsusa bütün Müslümanları, sadece Türkleri değil, harekete geçirdi. Çünkü o zamanlar Rusya’daki bütün Müslümanların ortak bir parolası vardı. Neydi o? “Allah Osmanlı’nın atının ayağına batacak dikeni bizim gözümüze batırsın.” Çünkü dünyada İslam bayrağını doğru dürüst dalgalandıran bir tek Osmanlı vardı. Bir tarafta Alman markları, diğer tarafta Müslümanların gayreti, İmam Mustafa’dan Sultan Galiyev’e kadar herkes Çar’ın boğazına komünizm ilmeği geçmek üzereyken, ölümüne gayret sarf ettiler. İngiltere ve Fransa, Almanya ve Avusturya’ya karşı Osmanlı’nın karşısında Rusya’yı tercih etmesinin sebebi Rus ordusunun kalabalık olmasıydı. Çünkü Rus ordusu komünizm ile çökünce onlar için mağlubiyet mukadderdi, zaten sonradan mukadder oldu. Ama Amerika’nın girmesi İngiliz ve Fransızları kurtardı.

İşte İngiltere ve Fransa, Çanakkale’yi geçerek Rusya’daki komünizme karşı Çar’ı korumak için yardıma gidiyorlar. Enver Paşa’nın o günlerde Beyazıt’ta konuşması vardır, “Çanakkale’de ölüyoruz, Rusya’yı kızıl cehenneme gömeceğiz. Oradan nur topu gibi bir Türk dünyası doğacaktır” diyor. Nur topu gibi Türk dünyası doğdu mu bilmiyorum ama Kızıl Cehennem onları gömdü. Onların gayesi İstanbul’a girmek falan değil yani, Rus Çarı’nı kurtarmak, Rus ordusunun saflarında savaşın devam etmesini sağlamaktı. Bizimkiler tarihsel hikaye, anlatmasalar daha iyi.

ÖLMESİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN VATANI YOKTUR

Siz Çanakkale’yi bir medeniyetler savaşı olarak da adlandırıyorsunuz. Bu bağlamda Çanakkale savaşını nasıl değerlendirirsiniz?

Nasıl bizim Necip Fazıl, Yahya Kemal gibi ünlü şairlerimiz varsa, burada yaşanan kahramanlıkların gelecek nesilleri motive etmesi için, mesela İngilizlerin ünlü şairi vardı, Robert Brock, o Çanakkale’deydi. Orada güneş çarpmasına uğradı ve öldü, Sakız’a gömüldü. Orada çağın Dostoyevski’si sayılan Capri diye ünlü bir romancıları var, o Çanakkale’deydi. Çağın Beethoven’i sayılan ünlü müzisyen Dennis Saraga da oradaydı… Hasılı Çanakkale’de bütün sanatkarlar, Londra ve Paris üniversitelerinin seçme talebeleri oradaydı. Buna karşın bizim de Darül Fünun’daki öğrencilerimiz,  zaten bizim Darül Fünun’daki toplam öğrenci sayımız 2 bin 500’dü ve bunların büyük bir çoğunluğu oradaydı. Lise son sınıf öğrencileri Sivas’tan tut, Ankara’ya kadar değişik illerden pek çok yerden gönüllüler oraya gitti. Tabi bizim kafa yapımız bozuk olduğu için söylemiyoruz, İstanbul’un ve Anadolu’nun değişik yerlerindeki medreselerden on binlerce genç, medrese aydını buraya akın etti. Bunların hepsi kırıldı. Zaten ölmesini bilmeyen milletlerin vatanı yoktur. Bu böyle, bunun kanunu bu.

Çanakkale’de savaş sürerken, gayri müslimlerin de İstanbul işgal edilecek diye büyük bir hazırlığı var.

İstanbul’un işgal edilmesine hazırlık olarak Rumlar, Ermeniler, Yahudiler büyük bir merasim için bütün hazırlıklarını yapıyorlar. Cadde-i Kebir yani Beyoğlu Caddesi’ne bakan bütün camlar büyük paralarla kiralanmış. Çanakkale’deki Osmanlı ordularının Alman komutanı Limon Von Sanders de o komiteye bir telgraf çekmiş, bana da oradan bir yer ayırın diye. Tabi Çanakkale’yi geçemeyince bu sefer buradaki Müslümanların reaksiyonundan endişe ettikleri için Rum, Ermeni ve Yahudiler büyük bir kabusla evlerine sığındılar.

Çanakkale Savaşı son yıllarda çok ön plana çıkıyor. Kurtuluş Savaşı ile kıyaslandığında Çanakkale Savaşı daha büyük bir savaş mıdır?

Çanakkale Savaşı cesamet olarak büyük de, Kurtuluş Savaşı’nı da yermemek lazım. Biz bugün bu sınırları tutuyorsak, bunu Kurtuluş Savaşı’na borçluyuz. Fakat 18 Mart geldiği zaman hepimiz böyleyiz. Abdülhamit’i methederken Abdülaziz’i gümbürtüye götürürüz. Bunların hepsini ayrı ayrı yerine koymak lazım bence. Kurtuluş Savaşı belki kayıp olarak azdır ama savaşın ölçüsü sadece kayıplar değildir, almış olduğu neticelerdir.

ALMANYA BİZİM DOSTUMUZDU, AMA PEK DOSTLUK GÖSTERMEDİ

Şimdi Çanakkale Savaşı’nı kazandık, aslında birçok cephede Osmanlı ordusunun yenilgisi çok az denilebilecek düzeyde. I. Dünya Savaşı bizim çok aleyhimize oldu. Neden kaynaklandı bu acaba?
I. Dünya Harbi’nde Almanya’nın 1 santimetre kare toprağı işgal edilmedi. Tabi Almanya ve Avusturya’nın bizim aleyhimize döndü. Almanya toprak kaybına uğramaması kaydıyla Almanya, Avusturya hatta Bulgaristan Almanya’nın güdümünde anlaşma imzaladılar. Biz o zaman tek kaldık. Zaten harp bizim petrollerimiz üzerine kopmuş idi. O bakımdan biz tek kaldık. Almanlar toprak kaybetmedi. Almanlar anlaşma yaptığı zaman orduları Paris’in 70 km kuzeyindeydi, daha Alman sınırında değildi. Almanya bizim dostumuzdu ama bize pek dostluk göstermedi.

Hocam, bir başka konu da Anzaklar… Her yıl Çanakkale’ye geliyorlar, etkinlikler yapıyorlar. Bunu nasıl yorumlamak lazım?

Tarihleri yok. Avustralya, ve Yeni Zelanda İngiliz İmparatorluğu camiasında birer sömürge devleti. Kendilerine tarih yapmak istiyorlar. Hayatlarında iki tane büyük savaş var. Biri bu, bir de biri bundan biraz önce olan iki tane ihtiyarımızın Avustralya’da açmış olduğu harp var. Harpleri bunlar, başka harpleri yok tarihlerinde. Tarih yapmak, aydınlarına şuur vermek istiyorlar… Tabi biz tarihimizin, ecdadımızın, kahramanlarımızın kıymetini bilmediğimiz için biz onları harcıyoruz. Onlar millet yapmak istiyorlar.

Çok teşekkür ediyoruz.

Ben de teşekkür ederim…
 
on5yirmi5.com

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL