Atatürk soyadı nereden geliyor?

Tarih
Ayşe Hür’ün yazısı Soyadı Kanunu çıktıktan sonra bir grup milletvekili Mustafa Kemal Paşa için bir isim listesi hazırlamıştı. Etel, Yazır, Beşer, Çogaş gibi soyad, önerilerini beğenmeyen Mustafa...
EMOJİLE

Ayşe Hür’ün yazısı

Soyadı Kanunu çıktıktan sonra bir grup milletvekili Mustafa Kemal Paşa için bir isim listesi hazırlamıştı. Etel, Yazır, Beşer, Çogaş gibi soyad, önerilerini beğenmeyen Mustafa Kemal tesadüfen bulunan Atatürk’te karar kıldı.

Maarif Vekâleti tarafından yayımlanan Çocuk Sesi adlı derginin 10 Nisan 1933 sayısındaki bir habere bakılırsa İstanbul’da Galata İlkokulu’nda okuyan 45 öğrenci öz adlarını Türkçe adlarla değiştirmişlerdi. Yazara göre Mustafa, Fahrettin veya Haydar gibi Arapça kökenli isimler Çetin, Yıldırım veya Damar gibi Türkçe adlara çevrilmişti. Yahudi ismi olan İsak, Mişon, Avram ve Sabatay, sırasıyla Orhan, Selçuk, Ertuğrul ve Sümer olmuştu.

Bu tür haberler, Gökalp soyadını alarak Türkçe soyadı modasını bir anlamda başlatan Ziya Gökalp’in homojen bir Türk ulusu yaratmak için atılması şart olan adımların başında saydığı ad ve soyadların Türkçeleştirilmesi konusunda nihai adımın atılmasına az kaldığını gösteriyordu.
 

Nitekim 21 Haziran 1934’te kabul edilen Soyadı Kanunu ile ‘her Türk’ün kendine yeni bir ad alması zorunlu kılındı. Yeni adlarda ‘yan’ gibi Ermenice, ‘ov’ gibi Slavca kökenli ‘is’, ‘pulos’, ‘aki’ gibi Yunanca kökenli ‘zade’ gibi Fars kökenli, ‘veled’, ‘bin’ gibi Arapça kökenli, son ekler bulunmayacaktı. Ayrıca ‘Arnavutoğlu’, ‘Kürdoğlu’ gibi etnik köken belirten isimlerle, aşiret isimleri de yasaktı. Halkın kendine nasıl yeni soyadlar bulduğunun hikâyesini başka zamana bırakıp, devletin başına nasıl soyadı bulunduğuna bakalım.

‘Atatürk’ soyadını kim buldu?

Kanun çıktığında bir grup milletvekili de Mustafa Kemal için bir soyadı listesi hazırlamıştı. 1973 yılında M. Şakir Ülkütaşır’ın kamuoyuyla paylaştığı isimler ve anlamlarını gösteren liste şöyleydi:

“1) Etel-Etil (Türk kahramanının adı. Atilla’nın asıl adı Etel’dir. Etel-Büyük nehir, ırmak demektir. Bugün yaşayan şekli İdil-Volga),

2) Etealp Oğuzname’deki şekliyle. Bu da Altaylılarda),

3) Korkut,

4) Arız (Türk kahramanlarından birinin adı: Alp Arız);

5) Ulaş (Bir Türk kahramanının adı: Ulaş oğlu Salur Kazan),

6) Yazır (Bir Türk kahramanın adı: Yağlıkçı oğlu Yazır),

7) Emen (Bir Türk kahramanın adı: Ucen oğlu Emen Beg),

8) Çogaş (Güneş, ışık),

9) Salır (Türk Kahramanlarından birinin adı: “Salur” Kazan),

10) Begit (Sağlam, Kavi),

11) Ergin (İrfan sahibi, mütekâmil demektir. Tarama Dergisi Cilt:2), 12) Tokuş (Bir Türk büyüğünün adı: Ertokuş-Cengâver, sahib-i seyf) ve

13) Beşe (Mümtaz, Seçkin, Tarama Dergisi)”

Ülkütaşır’a göre, Mustafa Kemal bu isimleri beğenmedi. Çankaya’da bir yemek sırasında CHP Genel Sekreteri Saffet Arıkan’ın kullandığı “Türk Ata” ve “Türkatası” adlarını yemekte bulunanların görüşüne sunmuştu. Yemekte bulunanlardan Konya Milletvekili Naim Hazım Bey (Türk Dil Kurumu’nda çalışmış bir dilbilimciydi) sözü almış ve bu iki sözcüğün yazılışta ve söylenişte tuhaf olduğunu “Türk’e her alanda atalık etmiş, Türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan Büyük Gazi’mize ‘Atatürk’ diyelim. Bu soyadını verelim. Bu bana şivemize de daha munis, daha uygun gibi geliyor” demişti.

Soyadını kendi mi seçti?

Herhangi bir kayda dayanmayan bu hikâye, daha sonra pek çok kaynakta tekrarlanacaktı.
Halbuki, Saffet Arıkan’ın kardeşi Baha Arıkan, 26 Kasım 1949 tarihli Ulus gazetesinde ‘Atatürk’ soyadının ağabeyi Saffet Arıkan tarafından tesadüfen bulunduğunu, seçimi ise Mustafa Kemal’in yaptığını yazacaktı. Baha Arıkan’a göre ağabeyi kendisine hikâyeyi şöyle anlatmıştı:

“Maarif Vekili olmadan evvel, 1934 senesi Dil Kongresinde, Dil Tetkik Cemiyeti Başkanlığına getirildim. Kongreden bir müddet sonra, 26 Eylül tarihi, dil bayramı idi. Bunun için bir nutuk hazırlamam lazım geliyordu. Bu nutuk, müsveddede görüldüğü gibi ‘Ulu Önderimiz Atatürk Mustafa Kemal’ diye başlıyordu.

Atatürk o tarihe kadar, Soyadı Kanunu çıktığı halde henüz soyadı almamıştı. Nutku kendisine gösterdim. Atatürk kelimesini görür görmez üzerinde durdu. Birçok kereler bu kelimeyi tekrar etti. ‘Çok güzel bir buluş, yalnız fazla iddialı’ dedi. Ancak müsveddede tashihler yaptığı halde Atatürk’e dokunmadı. Müsveddenin sonlarında bir de Türk Atası diye bir terkip kullanmıştım. Bunu daha fazla iddialı bularak Atatürk tarzında tashih etmemi emretti. Başka bir şey söylemedi. Ben nutkumu verdikten epey sonra, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk’ü soyadı olarak aldı.”
 

Bunu ölümüne kadar Mustafa Kemal’in uşağı olan Cemal Granda da doğrulayacaktı. Granda’ya göre, Atatürk soyadını almasında Prof. Afet İnan’ın “Paşam bu çok güzel…’ demesinin rolü büyüktü.
Vahram Çerçiyan’ın eseri Sıra olayın kanunlaştırılmasına gelmişti. 7 Kasım 1934 günü Malatya Milletvekili İsmet Paşa ve arkadaşları “Kemal Öz adlı Cumhur Reisimize verilen soyadı hakkında” kanun teklifini verdiler. Teklif 24 Kasım’da alkışlar arasında oybirliğiyle kabul edildi. Kanunun kabul edilişi radyo tarafından ülkeye duyurulmuştu ancak duyuruda bir hata yapılmış, Atatürk adı ‘Anatürk’ olarak okunmuştu. Cemal Granda’nın belirttiğine göre bu yanlışlığın nedeni kanunun yazıldığı Arap harflerinde ‘t’ harfi ile ‘n’ harflerinin (bir nokta dışında) birbirine çok benzemesiydi. Neyse ki yanlışlık hemen fark edilmiş ve düzeltilmişti.

Soyadı seçimi yapıldıktan sonra bu milletvekilleri Atatürk’e imza bulmak için kolları sıvamışlardı. Günümüzde bazı kaynaklar imzayı manevi kızı Sabiha Gökçen’in tasarladığını iddia ederlerse de, imza Robert Kolej’in efsanevi matematik ve kaligrafi hocalarından Hagop Vahram Çerçiyan’ın eseriydi.
Gazi iyi de Ata olmadı Mustafa Kemal, 1916’da aldığı ‘Paşa’ unvanı ile 1921’de aldığı ‘Gazi’ unvanını severek kullanmıştı. Soyadı değişinceye kadar Gazi M. Kemal adını kullandı, 26 Kasım 1934 tarihli “Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun” ile bunu da kullanmayı bıraktı. Bir süre sonra, kanun metninde Atatürk soyadının başkaları tarafından alınmasını engelleyecek bir hüküm olmadığı fark edildi. Bunun üzerine 17 Aralık 1934 tarihli ikinci bir kanun daha kabul edildi. Bu yüzden Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule Hanım, ‘Atadan’ soyadını aldı.

Bu tarihten sonra, Atatürk, çocukluğundan hiç sevmediği Mustafa adını da, Askeri Rüştiye’deki matematik öğretmeninin verdiği Kemal adını da unutturmaya çalıştı. Bu süreci uşağı Cemal Granda şöyle anlatmıştı:

“Ona Gazi Mustafa Kemal Atatürk deniyordu. Fakat bunun söylenmesi ve yazılması oldukça zordu. Giderek ‘Gazi M. Kemal Atatürk’ diye anılmaya başladı. En sonunda başındaki Mim de atılarak sadece ‘Kemal Atatürk’ denildi. Nüfus hüviyet cüzdanında da resmi adını ‘Kemal Atatürk’ olarak yazdı. Fakat bunu yazmak güç, imza atmak zordu. O zamanlar Atatürk’ün imzalarını K. Atatürk diye attığını hatırlarım. Zamanla baştaki ‘K’ harfi de kayboldu. Bütün dünya ve Türklük evreni onu sadece Atatürk olarak anmaya başladı. Giderek halk ve yazarlar, içli ve duygusal konular olduğu zaman ‘Atatürk’ü de kısaltarak ‘Ata’ diye seslenmeye başladılar. Ozanlar ‘Atam’ deyimini çok sık kullanmaktadırlar (…) Fakat Atatürk nedense bu ‘Ata’ sözcüğünü beğenmemiş (…) Bir gün Şükrü Kaya’ya dönüp:
‘Benim adım Ata değil, Atatürk’tür. Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?’ dedi…”

Soyadı Kanunu, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi, İskân Kanunu, “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyaları ve bir dizi başka kanun ve uygulama ile birlikte ‘Türk-ulus devletine Türk vatandaşı yaratma’ projesinde önemli bir aşamaydı. Kanunun bir de yan ürünü vardı. Bu furyada savaş yıllarında başta 1915 Ermeni Kırımı olmak üzere çeşitli suçlara karışanlar yeni soyadlarıyla izlerini kaybettirmeyi başarmışlardı!

Kemalizmden Kamâlizme

Dilde özleştirme akımının zirveye çıktığı 1935 yılının başlarında iki dilbilimci Yusuf Ziya (Özer) ve Naim Hazım (Onat) Atatürk’ü, Kemal adının Arapçadan Türkçeye geçtiği ve sözcüğün orijinal halinin Kamâl olduğuna ikna etmişlerdi. Nitekim 2-3 Şubat 1935 günlerinde Atatürk başkanlığında Dolmabahçe’de seçimlere katılacak adaylar belirlenmiş, kamuoyuna yönelik bildiride ‘Kamâl Atatürk’ adı iki kez kullanılmıştı.

O dönemde merkezin tüm bildirileri Anadolu Ajansı’na gönderilir, virgülüne bile dokunmadan yayımlanırdı. Dolayısıyla, bir yanlışlık olması ihtimali azdı. Bildiriyi okuyanların yaşadığı şaşkınlığı tahmin edebiliriz. Aynı şekilde yayımlayanlar da şaşırmış olmalı ki, 4 Şubat 1935 tarihli Anadolu Ajansı bülteninde durum açıklanıyordu: “Bugünkü tebliğde Önder Atatürk’ün özadının Kamâl olarak yazılmış olduğunu gördük. Bu hususta yaptığımız tahkikten böyle yazılışın sebeb ve temeli anlaşıldı. İstihbaratımıza nazaran, Atatürk’ün taşıdığı Kamâl adı Arapça bir kelime olmadığı gibi Arapça Kemal kelimesinin delalet ettiği manada da değildir. Atatürk’ün muhafaza edilen özadı, Türkçe ‘ordu ve kale’ manası olan Kamâl’dir. ”

Bu yazı çıktıktan sonra her yerde Kemal yerine Kamâl adı kullanıldı. 9-16 Mayıs 1935 tarihli son CHF kurultayında, sadece CHF adı CHP’ye dönüştürülmedi, parti programının giriş bölümündeki ‘Kemalizm prensipleri’, ‘Kamâlizm prensipleri’ oldu.

“Kamâlizm bir dindir!”

III. Dil Kurultayı 24 Ağustos 1936’da “Önder KAMÂL ATATÜRK’ün yüksek patronajı altında ve kendi yüce huzurlariyle” açıldı. 1936 yılında Edirne Milletvekili Mehmet Şeref Aykut tarafından yayımlanan, üst başlığı ‘Kamâlizm’, alt başlığı ‘CHP Partisi Programının İzahı’ olan kitapta Kamâlizm’i şöyle tanımladı: “Türk devrimini son asırların değişikliklerini hazırlayan fikirlerle ve daha sonraları yürüyen göğdelen Rasyonel, Sosyolojik, Marksist, Faşist rejim ideolojileri ile izaha çalışmak da fazla iş olur. Kamâlizm bunların üstünde yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir.”

1937’de, özleştirme çalışmaları kapsamında, CHP’nin 1935 programını elden geçiren Atatürk, program taslağının üzerine el yazısıyla şöyle not düştü: “Bunlardan başka 1935 Kurultayı’nca saptanan fikirler de bu programa ulanmıştır. C.H. Partisi’nin güttüğü bütün bu esaslar, Kamâlizm prensipleridir.”
Kamâl sevdası tam da bu tarihlerde sona erdi. Mayıs 1937’den itibaren Atatürk özel yazışmalarında ‘Kamâl’ın yanı sıra ‘Kemal’ adını da kullanmaya başladı. Nutuk’un 1938 yılı baskısı “Kemal Atatürk” imzasıyla çıktıktan sonra da karışıklık bitti. Ancak, Atatürk ölümüne kadar hem Kemal Atatürk hem de Kamâl Atatürk yazılı iki adet nüfus cüzdanını muhafaza etti. Kemalizm de günümüze kadar capcanlı devam etti!

Özet Kaynakça:

Mehmet Ö. Alkan, “Mustafa’dan Kamâl’a Atatürk’ün İsimleri”, Toplumsal Tarih, S. 204, Aralık
2010, s.56-64;

a.g.y., “’Atatürk’ Soyadı Nasıl Bulundu?”, Toplumsal Tarih, S. 205, Ocak 2011, s. 48-53;

Cemal Granda, Atatürk’ün uşağının gizli defteri, Anekdot Yayınları, tarihsiz, s. 39- 43;

M. Şakir Üllkütaşır, “Atatürk’e bu soyadı nasıl verildi ve bunu kim buldu?”, Cumhuriyetin 50. Yılına Armağan, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1973, s. 3- 4;

Şeref Aykut, Kamâlizm, Muallim Ahmet Halit Kitabevi, 1936 (2. Basım: Kaynak Yayınları, 2008).

Radikal

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme