15-16. Yüzyılda Zorlu Bir Viraj: Şark Politikası

Tarih
Özet Osmanlı Devleti ilk doğu sorununu diğer bir Türk devleti olan Timurlu Devleti ile yaşamıştır. İki Türk devletine ek olarak iki İslam devleti karşı karşıya gelmiş ve Osmanlı karşılaşmanın bedelini...
EMOJİLE

Özet

Osmanlı Devleti ilk doğu sorununu diğer bir Türk devleti olan Timurlu Devleti ile yaşamıştır. İki Türk devletine ek olarak iki İslam devleti karşı karşıya gelmiş ve Osmanlı karşılaşmanın bedelini ağır ödemiştir. 1402 Ankara Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nde “Fetret Devri” başlamış, zorlu bir sürece girilmişti.Böylelikle Osmanlı Batı cephesine önem verdiği kadar Doğu cephesine de önem vermek zorunda kalmıştır.

Ankara Savaş’ından sonra sürekli dini ve siyasi ayaklanmalar baş göstermiştir. Yükselme dönemi padişahı olan II.Mehmed Doğu’dan gelebilecek tehlikelere kesin bir çözüm almasa da bölgedeki devletler üzerinde otorite kurmaya çalışmıştı. Şark sorununu kesin çözen padişah ise torunu I. Selim olmuştur. Şehzadelik zamanından beri takip ettiği ve gözlemlediği sorun başarılı olmasını sağlamıştı. Safevileri etkisiz bırakarak Memlüklüleri ortadan kaldırmış, kutsal emanetleri ve hilafeti Osmanlı Devleti’ne taşımıştır. Bu sayede oğlu Süleyman’ın Batı’da muzaffer olmasını sağlamış ayrıcadevlete altın çağını yaşatmıştı.

Sorunların asıl temeli Türk devletlerinin karşı karşıya gelmesinden doğan olaylar bütünüdür. Dini ve siyasi çıkarımlar sonucu birbirleri ile etkileşim halinde münasebette bulunmuşlardır. Sorunların köküne inilerek bir sonuç oluşturacaktır. 15-16. yüzyılı konu alan bu çalışmada Osmanlı’nın şark politikasını ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler:Şark Politikası, Doğu, Yavuz Selim, İran.

GİRİŞ

  1. Yüzyılda olmamıza rağmen ülkemiz coğrafi ve stratejik olarak kritik bir noktada bulunması hasebiyle hala şark sorunları ile ilgilenmektedir.Bu sorunlar siyasi, dini, kültürel görüş ayrılıklarından dolayı alışılagelmiş bir durum halini aldı.Türkiye’nin bulunduğu konum, ilkçağdan itibaren dünyanın gözbebeği halini almış ve bunun yanı sıra çok fazla medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, bir o kadar kültürü de kendi himayesi altına almıştır. Bu topraklarda her türlü milletten insan yaşamakta ve onca insanın bu topraklarda bulunması Osmanlı Devleti’nin bize mirasıdır.

Osmanoğullarının bu coğrafya da gelişmesinin nedeni Anadolu’daki beyliklerin çekişmelerine dahil olmayıp, zayıflayan Bizans’a yönelmesi olmuştu.1243 yılında gerçekleşen “Kösedağ Savaşı” ile Anadolu da Türk siyasi birliği bozulmuş, bu birliğin sağlanması ise uzun bir müddet almıştır. Osmanoğulları beylikten devlete geçtikleri zaman  Anadolu’nun zafiyetini fark etti ve civardaki beylikleri kendi bünyesine dahil etti. I. Murad zamanın da  teşkilatlanan Osmanlı Devleti  müesseselerinin temelini oturtmuş ve düzenli bir devlet yapısı halini almıştı. I.Murad’ın Kosova Savaşı’nda şehid edilmesi üzerine oğlu I. Bayezid tahta geçmiştir.I.Bayezid şark sorunu ile karşı karşıya kalan ilk padişah olmuştur. Bu sorunla karşılaşmasının sebebi , Osmanlı ile paralel olarak büyüyen diğer bir Türk devleti olan Timurlu Devleti ile rekabete tutuşmasıdır.

I.Murad’ınşehid olması üzerine saltanat değişikliği Anadolu’daki husumeti tekrardan gün yüzüne çıkartmıştır.Bunun üzerine Bayezid Sırplar ile anlaşıp yönünü Anadolu’ya çevirmişti.

Karamanoğlu Alaüddin Bey kayınpederi I.Murad’ın ölümünü fırsat bilip güya şehzade Yakub’unkatlini vesile yaparak Osmanlılar’ın Hamidoğulları’ndan satın almış oldukları yerleri işgalekalktı ve ibtida Beyşehri’ni aldı ve aynı vesile ile Saruhan, Aydın ve Menteşe ve Germiyan beylerini de teşvik etmek suretiyle Osmanlıları Anadolu da müşkül duruma düşürmek istedi(Uzunçarşılı, 1998, s.261).

Osmanlıdan topak koparmaya başlayan beylerle mücadele etmek için Kastamonu hükümdarı, Rum kuvvetleri ve Sırplardan bir birlik oluşturarak bu kalkışmaları önledi.Bayezid Menteşe, Saruhan, Germiyan ve Aydın beyliklerini kendi topraklarına kattıktan sonra 1391 yılında Karamanoğulları üzerine bir sefere çıktı. Karamanoğulları’nın başkenti kuşatılmıştı, bunun üzerine Kadı Burhaneddin ve Candar hükümdarından yardım istedi,istediği yardım gelmeyince Osmanlı’dan sulh istedi. Osmanlı bu sulh isteğini kabul edince anlaşma sağlandı Karaman Beyi aldığı yerleri geri verdi.

Fakat bu olay üstünden çok geçmeden Kastamonu hükümdarı Candarlı Süleyman Paşa  Bayezid’e karşı bir ittifak kurmaya çalışıyordu. Bayezid’in Rumeli de olduğu haberini alınca Kadı Burhaneddin ve Karamanoğulları ile görüşmeler sağladı. Bayezid bu durum üzerine 1392 yılında Candaroğullarına son vermiştir. Süleyman Paşa’nın öldüğünü bildiren bir name Kadı Burhaneddin’e yollanmıştır. Kadı Burhaneddin’in altındaki beyler Osmanlı’nıngüçlü olduğu kanaatine varıp Osmanlı yanında saf tuttular.Bunun üzerine 1392 yılında Kırk Dilim Savaşı gerçekleşmiş, burada Osmanlı ordusunun başında Bayezid’in oğlu vardı. Savaşı Kadı Burhaneddin kazanmış, şehzade ölmüştü. Mehmed Çelebi Amasya sancakbeyi olarak tayin edilince bölgedeki hadiseler azalmaya başladı, Burhaneddin’in ölümüne kadar o tarafa odaklanılmamıştır. Başkaldırısından dolayı Alaüddin Bey ile de bir çarpışma gerçekleşmiş.1397 yılında gerçekleşen bu çarpışma Osmanlı’nın zaferi ile sonuçlanmıştı. En büyük bozgun 1397’de Kara Yölük Osman, Kadı Burhaneddin’i öldürmüş ve beyliğin sahibi olmak istedi fakat halk Osmanlıdan yardım istemişti. Bunun üzerine 1399 yılında Bayezid Osmanlı kuvvetlerini yollayarak Sivas’ı ele geçirmiş böylece Memlük Devleti ile sınır komşusu olmuşlardır.  Anadolu’da siyasi birliğin sağlanması için söz sahibi olan beyler ortadan kaldırılması diğer büyük devletlerin Anadolu hakimiyet üstünlüklerini bozmuştu.

Anadolu’dan Hindistan’a  kadar uzanan topraklara sahip olan Timur, Anadolu üzerinde hak iddia etmesi üzerine hem Memlüklüleri hem de Osmanlıları karşısına almıştı.” Diğer taraftan Memlük Sultanı Berkuk’un ölümü, Timur’un kendisine rakip olarak gördüğü  Mısır ve Anadolu’daki bu iki devleti ortadan kaldırmak için uygun bir zemin hazırlamıştır (Halaçoğlu,1991,s.210). 1399 yılında Bağdat’ı ele geçiren Timur, Celayirli Ahmed ve Karakoyunlu Kara Yusuf’un Osmanlı’ya sığınmasına neden oldu. Timur bu durumdan hoşnutsuzluk duyarak iadeleri için mektup yazmıştır, fakat Bayezid bu teklifi kabul etmeyince iki hükümdar arasında hakaret içeren mektuplaşmalar gönderildi. Aralarında ki husumeti iyice harlayan olay Erzincan Emirinin vergi vermeyerek Timur egemenliğine girmesi olmuştur.   Bunun üzerine Timur yanına Kara Yülük Osman ile Erzincan Emirini alarak Sivas’ı ele geçirdi. Buradan  Elbistan, Malatya’yı da alarak 1401’da Suriye seferine çıktı.

I.Bayezid Timur’un Suriye seferini öğrendiği vakit ,yanına  Kara Yusuf ve Ahmed Celayiri’yi alarak Erzincan üzerine yürüdü. “Kemah ve Erzincan kalelerini Timur’un müntesiplerinden olan Taherten’in elinden aldı”(Müneccimbaşı  Ahmed İbn Lütfullah,2014,s.168). Timur Bayezid’e defalarca elçi göndererek dost olup Rumeli’de beraber akın yapmak istediğini belirtti fakat Sultan her seferinde sert bir dil ile yanıt verdi. Savaşı başlatan taraf Timur olmak istemedi bu yüzden savaş sorumluluğunu Bayezid’in üstüne yükledi. Teklif ettiği şartlar ağır olmasından dolayı Bayezid anlaşmayı kabul etmedi, bunun üzerine Timur ordusunu toplayarak yönünü Anadolu’ya çevirdi.

Timur ordusu ile Anadolu ya gelip en son Ankara’da Çubuk Ovası’nda konaklamaya karar verdi. Bayezid ile Timur 20 Temmuz 1402 Cuma günü Çubuk Ovası’nda karşı karşıya geldiler. “Kaynaklara göre Timur’un ordusu 160.000, Osmanlı ordusu ise Timur Fetihnamesi’ne göre 70.000, Behişti’ye göre ise 90.000 kişi idi (Halaçoğlu, 1991, s.211).  Anadolu beylerinin yer değiştirerek Timur’un yanına geçmesi Osmanlı askeri’nin gücünü kırmıştı.Savaş’ın gidişatı iyi olmadığı için şehzadeler savaştan çekilmeye başladılar, Sultan Bayezid ise esir düşünceye kadar çarpıştı ve esir düştü. “Muhakkik ve münakkidlerin (araştırmacı ve eleştirmenlerin) dediklerine göre; Sultan’ın mağlup olmasının en önemli sebebi, ecdad-ı  kiramının yolundan ayrılmış olmasıdır “(Müneccimbaşı  Ahmed İbn Lütfullah, 2014, s.170).I.Bayezid 1403 yılında esir durumunda ölmüştür.

Ankara Savaşı’ndan sonra zor mücadeleler ile kazanılan siyasi birlik bozulmuştu. Diğer bir yandan iki Türk ve Müslüman devletin savaşması ortada ikilik çıkarttı, kimisi Timur tarafını tuttu,kimisi Osmanlı tarafını tuttu.Bu hadiseler üzerine 11 yıl süren “Fetret Devri” başlamıştır.Sene 1413 yılına gelindiğinde Süleyman Çelebi’nin adamları intikamını almak için Musa Çelebi’yi öldürmüşlerdir. Kardeşinin ölümünden sonra I.Mehmed kesin bir suretle tahtın sahibi olmuştu.

Mehmed Çelebi saltanatı’nın ilk yıllarında Anadolu’da otoriteyi sağlamak için Türkmen beyleri ile mücadele etmiş kimisini kendi toprağına katmış, kimsini idam etmiştir. Bu suretle Anadolu’da Osmanlı otoritesi tekrardan hakim olmuş siyasi birliği sağlamıştı. Osmanlı’nın doğu sınırları içersinde iki Türkmen devleti olan Ak Koyunlu ve Kara koyunlu devletlerinin çekişmeleri devam ediyordu. Kara Koyunlu hükümdarı Kara Yusuf Timur’un karşısında saf almış, Ak koyunlu Kara Yölük Osman ise Timur’un yanında bu sebeple Kara Yusuf Timur’un topraklarına akınlar yaparak yıpratmaya çalışıyor Timurlu Şahruh ise Ak Koyunluları yollayarak iki Türkmen devletini birbirine kırdırıyordu. En son Kara Yusuf Erzincan bölgesini ele geçirerek Osmanlı ile sınır komşusu olmuştur. Kara Koyunluların başarısından sonra Şahruh Batı’ya geniş çaplı bir sefer düzenleyecekti, Kara Koyunlu ile Osmanlı arasında olası bir savaş için elçiler gönderiliyordu. Şahruh, Osmanlı Devleti’ni uyararak Kara Yusuf ile anlaşma yapmasını istemedi, nitekim Kara Koyunlular ile yapılan savaşta Osmanlı yardım etmemiş sakin bir politika izlemişti. “Bu ortamda I. Mehmed, Şahruh tarafından tehdit edilen Memlükler’le dostane ilişkilerini sürdürmeye devam ediyordu(İnalcık, 2003, 394). 1421 yılında Mehmed’in hastalığının artması üzerine, büyük oğlu Murad tahta çıkmasını temin etmişti. Bunun sebebi olası bir krize sebebiyet vermeyerek tekrar taht kavgasını ortadan kaldırmak istedi. Fakat Mehmed’in kardeşi Mustafa Bizans’ın elindeydi ve sultanlık iddiası ile ortada dolaşıyordu.Bizans ile anlaşmalar yapılarak oğullarını Bizans’a gönderecekti, 25 Haziran 1421 yılında ölümü ile anlaşma sağlanamamış Murad kardeşlerini göndermeyi reddetmiştir.

  1. Murad dönemi, babasının döneminin ki gibi belirsizdi. Çünkü Rumeli de amcası Mustafa’nın hükümdarlık ilan etmesi, diğer yandan küçük kardeşi Mustafa’nın hükümdarlık iddaa etmesi ile tahtını ilk iki yılı mücadeleler ile geçti. Önüne sultanlık iddiası ile çıkanları bertaraf ederek Anadolu’da siyasi birliği sağlamıştı. Beylikler ile daha farklı bir yol izleyerek dostane bir tutumla yaklaşmıştır.II. Murad dedesi I. Bayezid gibi sert bir merkezi tutum yerine Türkmenler, tımarlı sipahiler, kapıkulları arasında bir denge kurmaya özen göstermiştir. Timur’un oğlu Şahruh babası gibi Anadolu politikasını sürdürmeye devam etmek istese de Sultan Murad Oğuz gelenekleri ile bunların önüne geçti. Kayı boyunun üstünlüğü vurgulanarak Timurlular’ın gücü kırılmaya çalışıldı. “15 ve 16. Yüzyıl Osmanlı tarihine dahi akseden  bu Oğuz-Türkmen an’anesine bağlılık ve Türk dilinin ileri bir edebi dil haline getirilişi hep bu çabaların bir sonucu olmuştur(İhsanoğlu, 1999, s.21).5 Şubat 1451 yılında vefat etmil olan Sultan Murad vasiyet olarak tahtını Sultan II. Mehmed’e bırakmıştır.

Sultan II. Mehmed 1451 yılında  tahta çıktığı vakit karşına muhalefet olarak Karaman beyliği çıkmıştır.  Gücünü yitirmiş olan Karaman beyliği Osmanlı ile mücadele edemeyeceğini anlayınca sulh tarafını tercih etmişlerdir. Karamanoğulları bu tarihe kadar Osmanlı aleyhine Balkan devletleri, Anadolu beylikleri, Haçlı kuvvetleri ile işbirliği yapsa da bu yapılan işbirliğinden sonuç alamamış. Diğer tarafa yönünü değiştirerek yükselmekte olan Türkmen devleti olan Ak Koyunlulardan medet ummak aklına yatmıştı. Anadolu’da iki süper güç olan Ak Koyunlu ve Osmanlı sürekli karşı karşıya geliyordu. Osmanlı Devleti Candaroğulları’nı kendi topraklarına katmasıyla Trabzon İmparatorluğu’nu gözüne kestirmişti. Daha önceden babası II. Murad buraya gemilerle akın yapmış olsa da fırtına nedeniyle yarım kalmıştı, II. Mehmed ise babasını yarım kalan işini bitirmek istiyordu. Trabzon İmparatoru David Komnenos ise yanına müttefik olarak Uzun Hasan’ı almıştı. Diğer bir yandan İmparator Avrupalı devletler ve Fransa kralından yardım almak istiyordu, II.Mehmed’in İmparatorluk hakkında düşünceleri daha da kesinleşmişti.Çünkü İstanbul ve Mora’yı fethetmesi Latinlerin tek hakimi olmasını sağlamıştı, fakat ortada olan Trabzon İmparatorluğu Latinler için hala ümit kapılarını kapatmıyordu. 1461 yılının ilkbaharında gemiler Karadeniz’e yelken açmış II. Mehmed ise Anadolu’ya geçerek sefere başladı. “Sultan Mehmed ordusu  ile birlikte  Osmanlı- Ak Koyunlu sınırında bulunan ve Ak Koyunluların elinde bulunan Koyulhisar kalesine geldi(İnan, 2002, s.290).Üç gün içerisinde kale ele geçirildi. Yönünü İmparatorluğa çeviren II. Mehmed müthiş ordusu ile kaleyi hem denizden hem karadan kuşattı. Çaresiz kalan İmparator sulh teklifi ile yanaşmak zorunda kaldı, kale kan dökülmeden alınmış böylece 1461 yılında İmparatorluk tarih sahnesinden silinmişti.

Anlattığımız gibi Osmanlı tahtına çıkan II. Mehmed tahtın ilk yıllarında Karamanlıların muhalefeti ile uğraşmışlardı Trabzon’un fethinden sonra Karaman beyliğinde bir taht mücadeleleri başlamıştı .Osmanlı bu mücadeleye destek vermiş Pir Ahmed’i Karaman beyliğinin başına geçirmişti. Pir Ahmed daha sonra kendisine yeni müttefikler bulmak isteyince Uzun Hasan’ın yanına gidiverdi. II. Mehmed Karaman beyliği üzerine sürekli sefer yaparak gücünü kırmıştı, bunu öğrenen Pir Ahmed Uzun hasan ile II. Mehmed’i karşı karşıya getirmeyi amaçlıyordu. 1472 yılında Uzun Hasan birliklerini Anadolu’ya göndererek akınlar yaptı.1473 yılına gelindiğinde Uzun Hasan Yakındoğu coğrafyasında oldukça güçlü bir devlet olmayı başarmış ve II. Mehmed’in karşına çıkmaktan korkmayacak kadar güce sahipti. Bunun sebebi ise Avrupalı devletler ile müttefik olmuştu. Ateşli silahlar taleb etmiş Venedik senatosu bunu onaylamış ancak silahlar Uzun Hasan’ın eline geçmemişti. II. Mehmed Ak Koyunlular’ın yaptıkları bu eylemleri aleni bir savaş sebebi olarak algıladı ve sefere hazırlandı. “İşte bu suretle Fırat havzasını Çoruh suyu menbalarından ayıran ve Otlukbeli diye şöhret bulan mevkide iki büyük Türk devletlerinin orduları arasında meşhur muharebe yapıldı(Uzunçarşılı, 1998, s.101). Muharebe sonucu Osmanlının zaferi ile sonuçlanmıştı. Böylelikle Avrupa ve Doğu sınırında Osmanlı egemenliği mevcuttu. Yavuz’dan önce doğu hudutlarını sağlamlaştırmak ve Osmanlı egemenliğini benimseten padişahtır.

Osmanlı-Memlük münasebeti II.Mehmed döneminde Hicaz su yolları için bir anlaşmazlık olmuş ve iki devletin arası açılmaya başlamıştı. Diğer bir münasebet ise Memlüklüler’e tabi olan Dulkadiroğulları’nınakranalık yoluyla iç işlerine karışmaları olmuştur. Sefere hazırlanmış Üsküdar’a geçtiği sırada hastalanarak 1481 yılında ölmüştür, böylece Memlüklüler üzerine sefer ertelenmiştir.

II.Mehmed’in ölmesi üzerine kardeşler arasında taht kavgası gerçekleşmiştir.Halk Cem  Sultanı isterken askerler ise II. Bayezid’i istiyordu.Nitekim öyle oldu 1481 yılında kardeşi cem sultan birçok savaş yapan II. Bayezid taht kavgalarından galip ayrılarak tahtın sahibi olmuştu, fakat Cem sultan Memlüklür’e sığınmıştı buda Memlüklüler ile ilişkilerin daha çok açılmasına neden olmuştu. Cem  Sultan’ın daha sonradan papalığa gönderilmesi Osmanlı Devleti’ni çıkmaza sokmuştur. Sürekli Avrupa’ya yapılan akınlarda Cem Sultan öne sürülerek, fetih ve gazalar gerçekleştirilememişti.

Memlüklüler’le, Osmanlı Devleti’nin savaş sürecinin gelişmesinde ki en büyük sebep Memlüklüler’e bağlı olan DulkadiroğullarıOsmanlıdan  destek alarak bağlı oldukları devlete karşı kendilerini müdafaa etmişlerdi. Daha sonradan iki devlet arasında barış teklif edilse de olay git gide büyümeye başlamış, Güdek kalesinin alınması ile savaş kaçınılmaz olmuştur. 1485-1491 yılları arasında gerçekleşen bu savaş Memlük lehinde gidiyordu, fakat daha sonra savaşların uzun sürmesi neticesinde  mali sıkıntılar baş gösterdi. Bu sıkıntı neticesinde Memlük Sultanı sulh yapmak istedi ve bu sulh onaylanmıştı.“Çukurova diyarı tekrar Şam’a ilhak edilirken Gülek Kalesi iki devlet arasında sınır olarak kabul edildi” (İnan, 2002, s.387).

Bu dönem de palazlanan ve Osmanlı Devleti hem dini hem siyasi şekilde sürekli mücadele eden Safevi  Devleti şekillenmeye başlamıştı.Bu hanedan adını, Safeviyye  tarikatı reisi Şeyh  Safiyüddinİshak’dan almıştır(Kılıç, 2006, s.25).Kendilerini peygamber soyundan ilan edip etraflarına mürid toplayarak  Azerbaycan bölgesine yerleşmişlerdi.

Uzun Hasan’ın ölümüyle devlet zayıflamış ve bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştı. Bu otorite boşluğunu Şah İsmail kendi lehine kullanarak 1501’de hükümdarlığını ilan etmiş, yönünü Anadolu’ya çeviren bu Şii mezhepli devlet yanına Alevi Türkmenleri toplayarak daha da güçlenmişti. Şah İsmail’in mezhep üzerinden yaptığı bu politika Osmanlı için endişe uyandırıyordu. Nitekim öylede oldu, 1511 yılında gerçekleşen Şiilik amacı güden ŞahKulu Baba Tekeli isyanı Osmanlıya büyük bir darbe indiriştir. Büyük bir zorlukla bastırılan bu isyan da  Osmanlı çok büyük kayıplar vermişti. “Trabzon Valisi Şehzade Selim , memleket işlerinin iyi gitmesi sebebiyle  babasının saltanatı terk edeceğini haber almış ve buna göre hazırlıklar yapmıştır(İnan, 2002, s.390).1512 yılında Şehzade Selim babası ile anlaşma yaparak tahtın sahibi olmuştur. Selim taht süresince hep şark politikasına önem vermiş ,ülkenin doğusundaki sorunları tamamen çözmeye yönelik faaliyetleri olumlu sonuçlanmıştır.Bu tarihten itibaren Şark politikasını daha kapsamlı ele alacağız.

Şark politikasında Zirve: Yavuz

Selim tahta geçtiği vakit Avrupa ile dostane ilişkiler kurmak zorunda kalmıştı. Çünkü Anadolu’da kendini hissettiren Safevi devlet, Memlüklüler ile işbirliği yapmıştır. Şah İsmail Şiiliği bir din olarak benimsetmiş, Osmanlı ve Özbek hanlıklarına yaptığı akınları din için yaptığını vurgulamıştı. “Bu nedenle 16. Yüzyılda Sünniler ile Şiiler arasında Ortaçağ boyunca görülmemiş bir mücadele yaşanmıştır (Kılıç, 2006, s.61).

Şah İsmail’in halifelerinden olan Nur Ali, Şah İsmail tarafından görevlendirilerek Anadolu’da Şii  Türkmenleri kendi etrafına toplamasını istedi. Nitekim öylede oldu kendi etrafına topladığı Türkmenler ile bir birlik oluşturmuş ve Anadolu’da Osmanlı hakimiyetini kırarak kanlı istilalar gerçekleştirmişlerdi.Sultan Selim’in kardeşinin oğlu olan Şehzade Murad Kızılbaş olup Nur Ali’nin yanında saf tutumuştu. Böylece Anadolu’da daha özgür hareket eden kızıl başlar Anadolu’da bulunan halkı Safevi Devleti’nin himayesine girmesini kolaylaştırıyordu.“Osmanlı aydın kesiminde, dinî çevrelerde Safevîler’in düşüncelerine karşı oluşan büyük tepkiler meselenin artık çok ciddi boyutlara ulaştığını gösteriyordu (Emecen, 2009, s.411).

Bundan dolayı  Sultan Selim  hükümdar olduktan sonra Şah İsmail’in üzerine gitmeden evvel bilhassa  Orta-Anadolu’daki Kızılbaşlar hakkında inceden inceye tahkikat yapılmasını arzu ederek bu hususta bir karar alınması için bizzat kendi riyasetinde bir divan akdiyle bu husustaki mütalaasını beyan etmiş, memleket içindeki bu tehlikeyi önlemedikçe Şah İsmail’e karşı harekete geçilemeyeceğini, çünkü muharebe esnasında bunların ordunun gerisinde ayaklanabileceklerini beyan etmiş ve bu suretle yediden yetmiş yaşına kadar Kızılbaş oldukları sabit olanları tahrir ettirerek bunların kimini katl ve kimisini hapsetmiştir (Uzunçarşılı, 1998, s.257).

Selim dönemine kadar garp politikası güden Osmanlı Devleti bu sefer şark politikası olarak yönünü değiştirmişti. Bu politikayı izlemesinin sebebi, doğu hududlarındaki otorite boşluğundan faydalanan Safevi Devleti Şiilik ideolojini yayması Sünni olan Osmanlı Devleti için büyük bir tehlike anlamına gelmekteydi. İran ile ticaret, ziyaret ve seyahat gibi durumları askıya alarak savaş hazırlıklarına başlamıştı.

Edirne’de toplanan olağanüstü Divan-ı Hümayun’da alınan savaş kararıyla, Sultan Selim, 19 Mart’ta(920 senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı günü) İstanbul’a gelerek eski bir ananeye uyup, otağını Eyüb’teki Fil Çayırı’na kurdutmuştu(Kılıç, 2006, s.77).

Mayıs ayının ilk günlerinde karargahını Bursa yakınlarına kurmuştu ve 14 Mayıs’ta İstanbul’a, Safevilerin şahlarının komutası altında yaklaşmakta oldukları ve “yüzyıllardır görülmeyen” bir savaşın beklendiği haberi geldi(Jorga, 2009, s.280).Sultan Selim, Şah’ın dinden çıkmış ve ortadan kaldırılması gerekilen biri olarak görüyordu.Son bir defa daha “sünnet-i seniyye”yi kabul edip ve tövbe etmesi halinde savaşa gerek olmayacağını mektubunda bildiriyordu.

 

Çaldıran Savaşı

23 Ağustos 1514’te iki ordu Azerbaycan’ın kuzey batısında bulunan Çaldıran ovasında karşılaştılar.Osmanlı’nın müthiş bir yaya ordusu (yeniçeri) vardı, şah’ın ise altmış bin atlı süvarileri mevcuttu. Osmanlı ordusu yorgunluk neticesinde Şah’ın ordusun bir kademe gerideydi. Fakat Şah’ın aklına getiremediği bir şey vardı, Osmanlı ordusunda ateşli silahlar varken Şah’ın ordusunda yoktu.

Sultan Selim, Çaldıran mevkiine geldiğinde derhal bir harp meclisi topladı. Harp meclisinin kararı ile 24 Ağustos 1514 yılında savaş olmasına karar verilmişti. Osmanlı’nın sağ kolu Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa ile Zeynel Paşa’nın emrindeki Anadolu kuvvetleri, sol kolu ise Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa’nın komutasındaki Rumeli birlikleri bulunuyordu. Sultan Selim ise ordunun merkezinde olup etrafında vezirler, sipahiler, silahdarlar bulunuyordu. Padişahın ön tarafında ise ateşli silahlar buluyordu. Savaş başlamış, Safeviler Osmanlı’nın sol kuvvetini bozguna uğratmışlardı. Osmanlı’nın sağ kuvvetleri oldukça cengaver olup, Şah’ın sol kuvvetini bozguna uğrattı. Diğer bir yandan savaş stratejini belirleyen Sultan Selim ateşli silahlarını kullanmaya başlamıştı. Şah’ın başarılı olan sağ kuvvetleri bile bozguna uğratılmış, Şah İsmail ise bir mürid tarafından verilen asker ile savaş alanından kaçtı. “Bu savaşa Sofu-Kıran veya Sufi-Kıran da denilmiştir(Kılıç, 2006, s.96). Savaştan sonra kış geçiren Sultan Selim Amasya’ya dönerek Şah’ın sonunu getirmeyi hedefliyordu. Şah sulh istemek için elçi gönderdi fakat İran seferine devam etmek isteyen Sultan selim tarafından bu sulh onaylanmamıştı.

Tarih 1515 yılını gösterdiğinde  Kemah kalesi Osmanlı topraklarına katıldı. Aynı sene içerisinde Dulkadiroğulları üzerine bir sefer düzenlendi. Bu seferin sebebi ise Çaldıran muhaberesinde kuvvetleri ile yardıma gelmemesi, Osmanlı kervanlarını yağmalaması ve Memlük Sultanlarına biat etmesi olmuştur.12 haziran 1515’te Turnadağ bölgesinde yapılan savaşta Dulkadir Beyi Alauddevle  Bozkurt yenilmiş ve Dulkadir beyliği Osmanlı topraklarına katılmıştı.

Çaldıran savaşı ile doğudaki en önemli rakibini sindiren Yavuz Sultan Selim’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hakim olmak için giriştiği faaliyetler, aynı bölgede önemli bazı şehirleri elinde bulunduran Memlük Sultanı Kansu Gavri’yi endişelendirmeye başlamıştı (Emecen, 2004, s.174).

Sultan Selim, Anadolu’da hakimiyet kurabilmek için gerekli olan çareyi Memlüklüler’i ortadan kaldırmak olarak görüyordu.Bu bölgeyi ele geçirme istediği İslam’ı tek bir sancak altında toplamak, ticaret yollarının ele geçirmek ve kutsal yerlerde nüfuz sahibi olarak İslam’ın hamiliğini üstlenmekti. Sultan Selim’in Memlük üzerine bir sefer yapmaktan kaçındığı dönemin Osmanlı kaynaklarında belirtilmiştir. Çünkü iki Sünni devletin karşı karşıya gelmesinden oluşacak tepki büyük olurdu, fakat Memlüklüler Osmanlı aleyhinde Şah İsmail ile birlik edince Sultan Selim’in politikası değişmişti. Sultan’ın Memlük-Safevi ilişkisinden dolayı Mısır üzerine seferi kaçınılmaz oldu.

Mecidabık Savaşı

İki ordu 24 Ağustos 1516 yılında Mercidabık bölgesinde karşı karşıya geldiler.Osmanlı’nın Çaldıran Savaşında olduğu gibi ordusu yorgundu ancak ateşli silahları yorgunluklarını örtüyordu. Savaş beş-altı saat içerisinde sonuçlandı ve Memelük ordusu büyük bir yenilgiye uğramıştı. Savaşta Memlük sultanı ölmüş, ülke yeni bir Sultan seçecekti. Mercidabık muharebesinden sonra Memlüklüler’in elinde bulunan Arap Yarımadası’ndaki toprakları Osmanlı tarafından teşkilatlalndırılmış, yeni sancakbeyleri tayin edilmişti.

Memlüklüler’in başına geçen Tomanbay yeni hükümdar olmuştu. Yavuz bir mektup göndererek teslim olmalarını, kan dökülmeden Mısır’ı Osmanlı’ya bırakmalarını istedi. Tomanbay, Mısır üzerine gelmeyeceği düşüncesindeydi, Anadolu’ya döndüğü vakit aldığı yerleri geri alma ümidi vardı. Fakat Sultan Selim Mısır alınmadan zafer kazanılmadığı düşüncesindeydi.Bunun üzerine fetih kararı alınarak Mısır üzerinde ordu ilerledi.

Ridaniye Mücadelesi

“MemlükSultanlığı’nın sonunu hazırlayan ve Mısır’ın Osmanlılar’ın eline geçmesine yol açan savaş, Kahire önlerinde Matariye ile Cebelülahmer arasında Ridaniye/Reydaniyedenilen mevkide meydana geldiği için bu adla anılır”(Emecen, 2008, s.87).Memlüklüler bu savaş çok önem vermişlerdi ve her bölgede önlemler almak istiyordu. Sultan Selim ise işbirliği yapan beyler ve casusları vasıtasıyla bu önlemleri önceden öğreniyor ona göre strateji belirliyordu. 22 Ocak  1517 tarihinde Osmanlı ordusu saldırıya başladı. Memlük ordusu kurduğu tuzaklara çekmeye çalıyor, fakat Osmanlı ordusu bu tuzaklara gelmeyerek Memlük ordusunun mevzilerini bozuyordu. Osmanlı topları ve tüfengleri yağmur gibi atışlarına başladılar. Yedi- sekiz saat sürek savaş sonucunda Osmanlı ordusu Memlük ordusunu büyük bir yenilgiye uğratmıştı. Toamanbay yanındaki emirler ile birlikte Kahire’ye kaçtı. Burada çarpışmalar devam etti , Osmanlı’nınMemlük topraklarının sahibi olmasının tairihi 13Nisan 1517 yılıdır.Bu tarihten sonra Mısır ve kutsal topraklar Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Sultan Selim, dedesinin döneminde olan Ak Koyunlu tehlikesinden daha büyük olan Safevi sorunun kökünden halledip, Orta Asya’ya kadar gidip oradaki Sünnileri hakimiyeti altına almak istiyordu.Sürekli Şah İsmail’in barış istediği cevapsız bırakmasının nedeni bu yüzdendir. Nitekim ömrü bu istediği politikaya yetmemiştir. Devletine kazandırdığı Memlük Sultanlığı ile İslam dünyasının manevi hükümdarlığı yani halifeliği kazandırmıştır.Diğer yandan ise Dünya ticaretini etkileyen ticaret yollarını ele geçirerek Osmanlı hazinesi iyice gelişmişti.

Yavuz Sultan Selim, Avrupa’daki vaziyeti olduğu gibi muhafaza etmiş ve asıl tehlike’nin Asya’dan geleceğini takdir ile saltanatı müddedince bütün enerjisini o tarafa sarfetmiş ve böylece kendisinden sonra oğlunun Avrupa’da ve Akdeniz’de daha emniyetli faaliyette bulunmasını temin eylemiştir(Uzunçarşılı, 1998, s.306).

Her ne kadar Selim döneminde olmasa da Kanuni döneminde de Şark meseleleri olmuştu. Kanuni SultanSüleyman’ın vezirlerinden olan Ahmed Paşa Mısır’a vali tayin edildiği vakit Memlük kalıntılarını kendi etrafına toplayarak kendini sultan ilan etmişti. Yaptığı bu faaliyet ile kendi ölümünü hazırlayan Paşa 1524 yılında öldürüldü.

Şah İsmail’in ölümünden sonra oğlu Tahmasb  Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki en büyük düşmanı olan  Alman İmparatoru Şarlken ve  Avusturya Arşidükü Ferdinand ile ittifak kurdu. Bunun üzerine Kanuni Acem diyarına üç sefer düzenledi. Birinci seferinde Bağdat’ı, ikinci seferinde Tebriz, Nahçivan ve Van’ı aldı. Üçüncü seferinde Safevi kuvvetleri ile karşılaşılmadı böylelikle Erivan ve Karabağ ele Osmanlı toprağı oldu. Bunun üzerine Şah barış istedi ve 1555 yılında Amasya da anlaşma yapıldı. Safeviler ile yapılan ilk  resmi anlaşmaya göre Bağdat, Tebriz ve Doğu Anadolu Osmanlı toprağı olacaktı.

Şehzadeler arasında gerçekleşen mücadeleler neticesinde Kanuni’nin oğlu Bayezid, kardeşi olan Selim’in üzerine birlikleri ile yürüdü böylece babasının gözünde asi olarak gözüktü. Üstüne yapışan bu sıfatı kendine yakıştıramayarak dört oğlu ile İran’a sığındı. İki devlet arasında Bayezid için sürekli heyetler gönderildi. Nitekim 1561 yılında dört oğlu ile beraber boğduruldu ve naaşları Sivas’a defnedildi.

SONUÇ

Osmanlı Devleti Avrupa siyasetinde ilerleyerek güçlenmiş ve diğer beyliklerin dikkatini çekmiştir. Kısa sürede hızlı büyümesinin nedeni kurduğu müesseselerin kusursuz işlemesi olmuştur. Balkanlara yaptığı gazalar neticesinde İslam dünyasının gururu oldukları için Anadolu’daki beylikler ve devletler çekememeye başlamışlardır. Anadolu’da hakimiyet kurmak istemelerinin sebebi Osmanlı’ya karşı muhalefet olarak Memlük ve Timurlu gibi büyük devletlere iltica ediyorlar, destek birlikler alarak Anadolu’da hakimiyetlerini kırmak istiyorlardı. Nitekim Timur bu sorulara cevapsız kalmadı Anadolu’da oluşan otorite boşluğu eticesinde hem Memlük hem Osmanlı topraklarına girerek beylikleri kışkırtıyordu.

Timur, Bayezid’e Rumeli’de akınları beraber yapmak istediğini birlik yollayabileceğini söylese de  Bayezid bu talebini sert bir şekilde reddetti. Ayrıca Türk geleneğine göre Doğuda bulunan devletin söz hakkı daha büyüktü. Bu hususta Osmanlı devleti ile iş birlik yapmak istiyordu. İki taraf analaşamadığı için gerçekleşen Ankara Savaşında Osmanlı’nın yenilmesi devleti yıkım aşamasına götürmüştü. Toparlanma sürecinden sonra Anadolu’da hakimiyet’i ancak Fatih döneminde tekrardan yakalaya biliyoruz. Trabzon’un alınması gerçekten önemli bir hadisedir hem Rumların tamamen Osmanlı’ya bağlanması sağlandı hem de olası bir ittifakı önlemişti. Ancak Uzun Hasan, Venedikliler ile ittifak kurarak Osmanlı’nın sonunu hazırlamayı amaçlıyordu. 1473 yılında gerçekleşen Otlukbeli Savaşında bu gayesi suya düşmüştü.

Uzun Hasan’ın topraklarında gelişen, büyüyen ve Şiilik politikasını güden Şah İsmail Osmanlı Devletini dini politika üzerinden bitirmek istiyordu. 1511 yılında Şahkulu isyanı ile Osmanlı’ya ağı bir yenilgi vererek icraatlerine devam etti. Anadolu’daki Alevi Türkmenleri kendi etrafına toplayarak Anadolu’da Osmanlı egemenliğini kırıp daha çabuk nüfuz edebilme çabasındaydı. Fakat Trabzon’da sancakbeyliği yapan Şehzade Selim bu gelişmeleri çok yakından incelediği için tahta geçtiği ilk vakit bu sorunlar ile ilgilenmişti. Şah İsmail ile gerçekleştirdiği savaşta aldığı galibiyet Sultan Selim’e yememişti. Çünkü amacı Şii kökenli olan bu devleti ortadan kaldırarak Orta Asya’da bulunan Sünnileri Osmanlı’ya dahil etmek istiyor, ticaret yollarında ki ele geçirmek istiyor. Ticaret yollarını denetim altına alması ise Memlüklüler’i ortadan kaldırarak başarmıştı. İlk olarak Memlüklüler ile savaşmak istemiyordu, fakat Safeviler ile beraber olmaları savaş fitilini ateşlemişlerdi. Memlüklüler’i bozguna uğrattıktan sonra İslam dünyasının hamiliğini Osmanlı’ya taşımıştı. Böylece Osmanlı Padişahlarında İslami bir statü elde etmiş oldu. Yaptığı bu seferler sayesinde Doğu’da oluşabilecek tehlikeleri önleyerek Kanuni döneminde Avrupa fetihlerini daha başarılı gerçekleşmesini sağlamıştır.

 

KAYNAKÇA

Anonim Tevarih-İ Al-İ Osman. (1992).(nşr. F. Giesse, hzr. Nihat Azamat). İstanbul:Marmara Üniversitesi Yay.

Aşıkpaşazade. (2013).Aşıkpaşazade Tarihi(Osmanlı Tarihi 1285-1502.(hzr. Necdet Öztürk). İstanbul:Bilge Kültür Sanat Yay.

Emecen, F. (2004). Mercidabık Muharebesi, İslam Ansiklopedisi,29.Ankara:TDV. 174-176.

Emecen, F. (2008).Ridaniye Savaşı.İslam Ansiklopedisi,  45. İstanbul: TDV.87-88.

Emecen, F. (2009).“Selim I”,İslam Ansiklopedisi,46. İstanbul: TDV .407-414.

Halaçoğlu, Y.(1991).  Ankara Savaşı. İslam Ansiklopedisi,3. İstanbul:TDV.  210-211.

İnalcık, H. (2017).Devlet-i ‘Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I.İstanbul:İş Bankası Yay.

İnalcık, H. (2018).Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ(1300-1600).(Çev. Ruşen Sezen). İstanbul:Yapı Kredi Yay.

İnalcık, H. (2003). Mehmed I. İslam Ansiklopedisi,28. Ankara:TDV .391-394.

İnan,K.(2002). II.Bayezid Dönemi. Türkler,9. Ankara: Yeni Türkiye Yay. 383-392.

İnan,K.(2002). Fatih Sultan Mehmed- İstanbul’un Fethi ve Etkileri. Türkler,9. Ankara:Yeni Türkiye Yay. 279-311.

Jorga, N.(2009).Osmanlı İmparatorluğu Tarihi. (Çev. Nilüfer Epçeli), 2-3.  İstanbul:Yeditepe Yay.

Kılıç,R. (2006).Kanuni Devri Osmanlı-İran Münasebetleri(1520-1566). İstanbul:IQ Sanat Yay.

Müneccimbaşı  Ahmed İbn Lütfullah (2014).Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi Camiü’d-düvel(1299-1481).(Çev. Ahmet Ağırakça). İstanbul: Akdem Yay.

İhsanoğlu, E.(edt.) (1999). Osmanlı Devleti Tarihi , 1.İstanbul: Zaman.

TURAN, O. (2014).Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi.İstanbul:Ötüken.

Uzunçarşılı, İ.H.(2011).Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri. Ankara: TTK.

Uzunçarşılı, İ.H. (1998). Osmanlı Tarihi, 1-2. Ankara: TTK.

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme