İbrahim Kalın’ın yeni kitabı “Akıl ve Erdem” çıktı

Kitap
Bir tarafta sağlam ve derin kökleri olan ve böylece dünyada bir var-olma noktası (“merkezi”) bulunan, diğer tarafta açık ufuk perspektifiyle dünyaya bakan ve yeni imkanlara kapı aralayan bir özne...
EMOJİLE

Bir tarafta sağlam ve derin kökleri olan ve böylece dünyada bir var-olma noktası (“merkezi”) bulunan, diğer tarafta açık ufuk perspektifiyle dünyaya bakan ve yeni imkanlara kapı aralayan bir özne olmak mümkün müdür? Bu soru, elinizdeki çalışmanın temel sorunsallarından birini oluşturuyor.

Bir yanda dünyayla entegre olmak ve modernleşmek adına kendi varlığına sırtını dönmek, öte yanda kendi olmak adına her şeyi ötekileştirmek ve küçük milliyetçiliklere hapsolmak, Türk modernleşmesinin ürettiği sonuçlardan biri. Küreselleşme ve çoğul-modernite çağında Türkiye bu yüklerinden kurtulmaya çabalıyor.

Akıl ve Erdem, modernitenin ve aydınlanmanın temel iddialarını sorgularken, bunların Türkiye tecrübesinde tekabül ettiği yeri tespit etmeye çalışıyor ve mevcut ikilemlerin yerine “biz ve onlar” gibi yeni dikotomiler inşa etmektense, moderniteyi de aşan bir varolma ve düşünüş biçiminin imkanlarını araştırıyor.

İÇİNDEKİLER

Türkiye’nin Yeni Toplumsal Muhayyilesi: Muhasebe

Türkiye’nin Yeni Toplumsal Muhayyilesi: İnşa

Dünya Görüşü, Varlık Tasavvuru ve Düzen Fikri: Medeniyet Kavramına Giriş

İslam, Şiddet ve Barış: Temel Kaynaklara Bir Bakış

Çokkültürcülük, İslamofobi ve Bir Arada Yaşama Ahlakı

Kültürel Daralma, İrfan ve Açık Ufuk

Mevlana’da Felsefe, Akıl ve Özgürlük

Molla Sadra, Heidegger ve Derrida: Tefekkür Üzerine

Davud el-Kayserî ve Osmanlı Düşünce Geleneğinin Teşekkülü

Osmanlı’dan Cumhuriyete Beş Müellif, Beş Eser

Kaynakça

Dizin

Kitap Adı             : Akıl ve Erdem

                               Türkiye’nin Toplumsal Muhayyilesi

Yazar                   : İbrahim Kalın

Yayına Hazırlık    : Nermin Tenekeci

Dizi                      : Düşünce 4

Tasarım/Kapak     : Salih Pulcu

Sayfa                   : 416 sayfa, 3. Hamur, karton kapak

Basım Tarihi        : Kasım 2013

Dağıtım Tarihi      : 15 Kasım 2013

Fiyat                     : 24 TL.

ÖNSÖZ’den

Türkiye yirmi birinci yüzyılda kendisine nasıl bir varlık alanı inşa edecek? 

Bu soruyu cevaplandırmak için hangi değerleri ve atıf çerçevesini esas alacağımızı tespit etmek, temel kavramların ve sorunların yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin çarpık modernleşme tarihinin ürettiği travmalar, korkular ve krizler, siyasetten sanata, akademiden medyaya hayatımızın her alanını şekillendirmeye devam ediyor. Ne kendisi kalabilen ne de başkası olabilen bir öznenin yaşadığı varoluşsal sorunların ağırlığı altında zihni ve ahlaki bir duruşa sahip olmak kolay bir iş değildir. Türkiye’nin gelenek ile modernite, ahlak ile hukuk, anlam ile özgürlük, bireysel kimlik ile kolektif aidiyet arasında yaşadığı gerilim, tepeden inmeci, yüzeysel ve zecri modernleşme politikalarının da etkisiyle Türkiye’nin bir özne olarak kendisine, tarihine, kültürüne, dinine ve nihai kertede dünyaya yabancılaşmasına neden olmuştur. Bir tarafta dünyayla entegre olmak ve modernleşmek adına kendi varlığına sırtını dönmek, öte tarafta kendi olmak adına her şeyi ötekileştirmek ve küçük milliyetçiliklere hapsolmak, Türk modernleşmesinin sağ ve sol versiyonlarının ürettiği bir sonuçtur. Küreselleşme ve çoğul-modernite çağında Türkiye bu yüklerinden kurtulmaya çalışmaktadır.

Elinizdeki çalışma esas itibariyle bu yüklerin ürettiği maliyetin Türkiye’nin zihni, ahlaki ve siyasi ufkunu nasıl daralttığını tahlil etmekte ve bu yüklerden kurtulmanın yollarını araştırmaktadır. Mesele, yeni bir modernleşme yoluna girmek yahut yeni ittifak sistemleri içinde yer almak değildir. Mesele, akli ve ahlaki ilkelere dayanan bir varoluş biçimi inşa etmek ve bunu aynı anda hem kendimiz kalarak hem de evrensel ilkeler manzumesi üzerinden yapmaktır. Varoluşumuzu anlamlı kılmak için sahip olduğumuz imkanları harekete geçirmek bu yolculuğun ilk adımıdır. Ama bunun için hangi kaynaklara ve değerlere sahip olduğumuza dair bir şuur ve idrak geliştirmemiz gerekir. Varlık ile bilgi, var olmak ile bilmek arasındaki asli irtibatı akılda tutarak “Ne olmalıyım?” ve “Ne yapmalıyım?” sorularına muhatap olmak, bu idrak yolculuğunun başlangıç noktasıdır. “Düşünüyorum o halde varım” diyerek varlığı bilgiye indirgeyen Kartezyen düşüncenin tersine kadim gelenekler, “ancak gerçek manada varolabilen insan, hakikatin bilgisine ulaşabilir” ilkesinden hareket etmişler ve varolma biçiminin, bilme melekelerini ve süreçlerini belirlediğini vurgulamışlardır. Buna göre gerçek bilgiye, ancak gerçek manada varolmaya başladığımız zaman ulaşırız. Bu kitabın ana tezlerinden biri, bu önermenin sadece bireyler için değil, kolektif yapılar, toplumlar ve gelenekler için de geçerli olduğudur.

“Nasıl bir var-olma biçimi” sorusu, bilimden felsefeye, sanattan siyasete, ekonomiden eğitime, kültürden dış politikaya hayat alanımızın temel unsurlarının şekillenmesinde ve yaşanmasında merkezî bir role sahiptir. Türkiye’nin herhangi bir meselesini tartışmak, aynı zamanda bu hayat alanlarına ait temel kavramları, kabulleri ve kategorileri de eleştirel bir gözle ele almak anlamına gelmektedir. Dahası Türkiye’nin çarpık modernleşme tarihiyle hesaplaşmak, modernitenin temel kabullerini, vaatlerini ve krizlerini de tartışmaya açmak demektir. Zira Türk modernleşmesinin başarıları ve hezimetleri, modernitenin sınırlarını da ifşa eden bir nitelik arz etmektedir. Moderniteyle ve Türk modernleşmesiyle böyle bir zeminde yüzleşmek ve hesaplaşmak, sadece Türkiye’nin var-olma sorununa ışık tutmayacak, aynı zamanda bir düşünme ve yaşam biçimi olarak modernitenin iç çelişkilerini ve boşluklarını da ortaya koyacaktır.

Kitap boyunca yaptığımız tartışma ve tahlillerde bu iki bağlam arasındaki ilişkiyi hep gözönünde bulundurduk. Akıl, ahlak, hukuk, siyaset, çoğulculuk, birey, toplum, anlam, özgürlük, kültür, medeniyet gibi kavramları ele alırken, bir tarafta modernitenin ve aydınlanmanın temel iddialarını sorgulamaya, diğer tarafta bunların Türkiye tecrübesinde tekabül ettiği yeri tespit etmeye çalıştık. Mevcut ikilemlerin yerine “biz ve onlar” gibi yeni dikotomiler inşa etmek yerine, moderniteyi de aşan bir varolma ve düşünüş biçiminin imkanlarını araştırdık. Bu araştırmayı yaparken kök ile ufuk metaforundan istifade ettik: Bir tarafta sağlam ve derin kökleri olan ve böylece dünyada bir var-olma noktası (“merkezi”) bulunan, diğer tarafta açık ufuk perspektifiyle dünyaya bakan ve yeni imkanlara kapı aralayan bir özne olmak mümkün müdür sorusu, elinizdeki çalışmanın temel sorunsallarından birini oluşturmaktadır. Kendisiyle barışık ve dünyaya yabancılaşmamış, kendi ben-tasavvurunu ortaya koyabilmiş ve dünyanın farkında bir düşünme biçiminin neticelerini farklı konu başlıkları altında ortaya koymaya çalıştık.

İbrahim Kalın Kimdir?

Doç. Dr. İbrahim Kalın, İ.Ü. Tarih Bölümü’nden mezun oldu (1992). George Washington Üniversitesi’nde beşeri bilimler ve mukayeseli felsefe alanında doktorasını tamamladı (2002). College of the Holy Cross, Georgetown Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde İslam düşüncesi ve İslam-Batı ilişkileri üzerine dersler verdi.

2005-2009 yılları arasında SETA Vakfı’nın kurucu başkanlığını yaptı. 2009 yılında Başbakan Başdanışmanlığı, 2012 yılında Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevine atandı.

Yazarın, İslam felsefesi, İslam-Batı ilişkileri ve Türk dış politikası üzerine yayımlanmış kitap ve makaleleri bulunmaktadır. Çalışmalarından bazıları şunlardır: İslam ve Batı (İSAM Yay., 2007); Knowledge in Later Islamic Philosophy: Mulla Sadra on Existence, Intellect and Intuition (Oxford University Press, 2010); Mulla Sadra (Oxford University Press, 2013);  John Esposito ile birlikte hazırladığı, Islamophobia: The Challenge of Pluralism in the 21st Century (Oxford University Press, 2011); M. Ghazi bin Muhammad ve M. Hashim Kamali ile birlikte hazırladığı, War and Peace in Islam: The Uses and Abuses of Jihad (Cambridge: The Islamic Texts Society, 2013).

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme