Doğulu Sherlock Holmes

Kitap
Ebüssüreyya Sami’nin, Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü olarak bilinen kahramanı Amanvermez Avni’nin serüvenleri günümüz okuruyla buluşuyor. 1913’te yayımlanmaya başlayan ser...
EMOJİLE

Ebüssüreyya Sami’nin, Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü olarak bilinen kahramanı Amanvermez Avni’nin serüvenleri günümüz okuruyla buluşuyor. 1913’te yayımlanmaya başlayan seri, bugünün polisiyelerinden geri kalmayacak nitelikte.

Yalçın Küçük’ün Türk aydınına yönelttiği eleştiri oklarından biri, polisiye okumuyor olmasıdır. Türk aydınındaki analitik ve eleştirel zekanın eksikliğini buna bağlar Küçük. Polisiye en basit tanımıyla, birbiriyle ilintisiz gibi görünen ve hatta çoğu birbiriyle çelişen olgular arasında seçim yapmak ve onları anlamlı bir bütünlüğe eriştirmektir. Yani felsefi yöntemlerin bir kurgu içinde yoğunlaştırılıp sınanması. Yoğun bir felsefi alt metin içeren bu tür, içerdiği merak ve sağaltım duyguları nedeniyle geniş halk kitlelerinin büyük ilgisini çekmiş, bu yüzden de “ağır” edebiyat sularından uzun bir müddet sürgün edilmiştir.

Van Dine’ın ünlü formülüne göre polisiyenin ilk kuralı, okur ve dedektifin olayı çözümleme olanak ve şanslarının eşit olmasıdır. İpuçları dedektifle okura aynı zamanda açıklanır. Bu, klasik polisiye roman için geçerlidir. Kısaca polisiye olarak adlandırılan ancak bir başka tür olarak kabul edilmesi gereken macera romanlarında ise bu kural dikkate alınmaz. Macera romanlarındaki dedektifler, ellerinde bulunan ipuçlarından anlamlı bir bilgiye ulaşma değil; önce ipuçlarını sonra da suçluyu kovalama çabasıyla romanı okuturlar. Merak duygusu yerini heyecan duygusuna bırakır. Okurun zihinsel etkinliği askıya alan bu tür, tüketiminin kolaylığı vesilesiyle çok daha geniş kitlelere ulaşmıştır. 19. yy’ın sonlarında ABD’de, bu tür öyküler yayınlayan on binlerce dergi olduğu rivayet edilmektedir.

Türk aydını polisiyeye meraklı olmasa da Türk okuru fazlasıyla meraklıydı. 1884’te ilk kez bir polisiye Osmanlıcaya çevrilecek; bundan sadece 3 yıl sonra Ahmet Mithat Efendi ilk telif polisiyeyi yazacaktı. Klasik polisiyeler Osmanlıcaya çevrilse de, asıl ilgiyi toplayan macera romanları oluyordu. Bu ilgi, Türk yazarları da bu türde eserler vermeye heveslendirdi. İlk naif denemelerin ardından 1913 yılında Ebüssüreyya Sami, Osmanlı’nın Sherlock Holmes’ü adını verdiği Amanvermez Avni’nin Serüvenleri’ni yayınlamaya başladı. Amanvermez Avni halk tarafından öylesine sevildi ki kitabın ikinci baskısı yapıldı ve Amanvermez’e benzeyen Osmanlı dedektiflerinin başrolde bulunduğu başka dizilere de önayak oldu.

Doğulu bir dedektif

Gerçek bir insandan esinlendiğini rivayet ettiği Amanvermez Avni’nin serüvenlerine yazdığı önsözde Ebüssüreyya Sami maksadını açıkça ortaya koyar; “Sherlock Holmes, Nat Pinkerton, Nick Carter, Lecoq, Harry gibi batının zabıta yaşamında harikalar yarattıkları söylenilen fevkalade zeki kişilere ait öykülerin ne kadar merakla okunduğunu gördükçe Doğu ülkelerinin de bu gibi zekalardan yoksun olmadığını kanıtlayacak, saklanmış ve doğru olan belgelerin yayınlanmasını ulusal ve vatani görevlerden saydım”. Amanvermez Avni de tıpkı batılı meslektaşları gibi görece müstakil çalışma alanı olan bir polis müfettişidir. Serüvenleri, klasik polisiyeyle macera romanlarını birleştiren bir yapıya sahiptir. Macera romanlarındaki heyecan öğesiyle klasik romandaki analitik çaba bir aradadır. Amanvermez’in evindeki laboratuvar, Holmes’ün laboratuvarından esinlenmedir. Diğer yandan Amanvermez, robot resim çizmek gibi, Holmes’ün beceremeyip Nat Pinkerton’un kıvırdığı teknik işleri de başarır. Üstüne üstlük Avni, suçlunun kim olduğunu açıklayıp arkasına yaslanan sinameki bir dedektif değildir; suçluyu yakalamak için gerekirse Romanya’ya kadar gider. Kahramanının gerçek olduğu tezini güçlendirmek için Ebüssüreyya Sami, dedektifinin nasıl öldüğünü bile önsözde anlatır. Avni, “o kadar çok çalıştı ki sonunda vücudu, dayanılmaz iş yükünü kaldıramayarak kırk iki yaşında yıprandı. Saçında sakalında bir tane siyah tel kalmayarak yaşamı sona erdi”.

Ebüssüreyya Sami’nin vurguladığı gibi Amanvermez tam bir doğuludur. Farz-ı muhal İngiliz bir Sherlock Holmes yardımcısı ve sadık dostu Dr. Watson’u ha bire aşağılayıp kalayladığı halde Amanvermez yardımcısı Arif’e daima şefkatle muamele eder. Yardımcısıyla Avni arasındaki işbölümü de adildir; ikisi de koşturur. Yine Holmes’ün tersine Avni, kadınlarla ilişkisi sıkı fıkı bir dedektiftir. Gayrimüslim bir sevgilisi vardır ve serüvenleri sırasında karşılaştığı kadınlara saygıyla muamele eder, sırlarını saklar, kusurlarını örtbas eder. Dedektifimiz zekasının tüm haşmetine rağmen doğulu bir tevazuu elden bırakmaz. Holmes her fırsatta zekasıyla böbürlenirken Avni tersine, övüldükçe utanır. Ebüssüreyya, kahramanına insani zaaflar eklemekten de geri durmaz; Avni’nin sigaraya ve kahveye zaafı vardır, dalgındır. Dalgınlığı, onun açığını yakalamak için pusuda bekleyen hınzır suçlularca sık sık kullanılır; Avni birkaç kez ölümlerden döner, bir seferinde evi yakılır. Bu ufak tefek kusurlar Avni’yi soluk, kitabi bir kahraman olmaktan çıkarır, serüvenlere insani bir zemin döşer ve dizinin edebi tarafını güçlendirir.

Kılık değiştiren Avni

Ebüssüreyya Sami önsözde, Osmanlı dedektiflerinin Batılı meslektaşları karşısında oyuna 1-0 yenik başladıklarını söyler; “Amerikalı bir Nat Pinkerton’un, Parisli bir Lecoq’un ellerinde var olan çok sayıdaki maddi araca dayanan başarılarını ısrarla alkışlayan okuyucular hiç şüphe etmem ki bütün süre giden mahrumiyetleri içinde -yalnız sahip oldukları Doğu zekasını kullanarak- başarılar kazanan bir Türk polisini daha çok beğeneceklerdir”. Teknik ve mali mahrumiyetten Avni de sık sık yakınır. Avni’nin tüm teçhizatı bir gardırop dolusu değişik kılıktır. En büyük kozu da sürekli kılık değiştirmektir. Suçluları izlerken kâh Arnavut muhallebici, kâh Rum palikarya, kâh Ermeni garson, kâh Laz işçi kılığına girer. Tüm teknik imkansızlıklara rağmen Avni, çağdaş kriminal yöntemlere denk hassasiyetler gösterir; delilleri kağıt torbalarda saklar, en ufak ipucunu çeşitli deneylere tâbi tutar. Ki bu deneylerden biri, bir iğnenin zehirli olup olmadığını anlamak için yavru bir sokak köpeğinin denek olarak kullanılması ve ölmesiyle sonuçlansa da yöntem takdire şayandır.

Avni mesleki gururu gelişmiş bir dedektiftir. Sanıkları tek başına çapraz sorguya tâbi tutar. Kendisine direnen bir sanığı “hapishane yöntemiyle söyletmek mümkünse de bu yöntem hiçbir zaman bizim görev duygularımıza uygun düşmez, çünkü dayağa, şiddete başvurmak bir sorunun hallinde aciz. kalanlara özgü bir davranış biçimidir”.

Bir İstanbul mozaiği

Amanvermez’in serüvenlerinde hırsızlığa, dolandırıcılığa rastlansa da esas suç, cinayettir. Amanvermez’in serüvenlerini bugünün okuru için daha da ilginç kılan otantik İstanbul mozaiği, katillerde de mevcuttur. Amanvermez, katilin uşak olduğunu varsayan sınıfsal ve ırksal aşağılamaya yüz vermez. Bir paşa da bir esnaf, bir hamal da katil olabilir. Aynı biçimde bir Rum bir Ermeni ya da bir Türk de katil olabilir. Bu bakımdan serüvenler son derece demokratik ve çok sesli bir içeriğe sahiptir.

Merkez Kitaplar tarafından Erol Üyepazarcı tarafından düzenlenerek yeniden basılan Amanvermez Avni’nin serüvenleri aradan geçen bir asra rağmen ayrıntılarındaki titizlik ve insan portrelerindeki canlılıkla kendini okutmayı başarıyor. Polisiyenin değişen yöntemleri ve suçun gelişimi serüvenlerdeki entrika düzeyini cılızlaştırsa da, kurgunun sadeliği ve mantığa uygunluğu onu gülünç olmaktan kurtarıyor. Serüvenler beşer öykülük iki ciltte toplandı ve ilk cilt polisiye meraklılarının ilgisine sunuldu. Hâlâ, “bizde bir Nat Pinkerton, bir Nick Carter, bir Sherlock Holmes olamayacağını” düşünenler varsa bu mahrumiyetler dedektifinin serüvenlerini mutlaka okumalı.

Amanvermez Avni’nin Serüvenleri
Ebüssüreyya Sami
Merkez Kitaplar

Meryem ALGAN
Zaman Kitap

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme