Şehir’de “Gezi Parkı Olayları” tartışıldı

3 farklı oturumda 6 konuşmacının katıldığı “Gezi nedir, ne değildir?” başlıklı panelde Gezi Olayları farklı yönleriyle ele alındı. Katılımın oldukça yoğun olduğu gözlenen panelde, öğrenciler de sorularıyla tartışmalara yön verdi.

Atilla Yayla: “Gezi eylemleri amacına ulaşsaydı CHP’nin liderliğinde bir koalisyon hükümeti kurulurdu”

“Gezi ve Siyasal Kültür” başlığında konuşan Prof. Dr
. Atilla Yayla, 31 Mayıs’tan sonra Gezi Olayları’nın sivil şiddete dönüştüğünü belirterek,  bu şiddetin kendini en vahşi şekilde Dolmabahçe ofisi baskınında gösterdiğini söyledi.  Olayların, siyaseti yeniden şekillendirme arayışıyla Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye yönelik bir kampanyaya evrildiğini söyleyen Yayla,  bunun bir anlamda darbe teşebbüsü olarak yorumlandığını da belirtti. Atilla Yayla, bu eylemler amacına ulaşıp Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın devrilmesiyle sonuçlansaydı, Türkiye’nin Özal döneminden sonraki gibi bir döneme gireceğini belirtti. Süreç planlandığı gibi devam etseydi  Ak Parti’nin bir ölüş sürecine gireceğini ifade eden Yayla, 60-70 Ak Partili vekilin istifasından sonra CHP Genel Başkanının Başbakanlığında yeni bir koalisyon hükümetinin kurulacağını söyledi. Böyle bir durumda başta barış süreci olmak üzere Türkiye’nin tüm demokratik kazanımlarını kaybedeceğini belirten Yayla, Başbakan’ın yüzde 50’yi evde zor tutma söyleminde de haklı olduğunu, polisin acziyet içine düşmesi halinde mahalle savunma komitelerinin kurulmasına kadar olayların büyüyebileceğini ifade etti.

Ayşe Böhürler: “Gezi Parkı eylemleri tek başına bir çevre ve gençlik hareketi olamaz”Aynı oturumda konuşan Ayşe Böhürler ise, Ortadoğuda yaşanan olaylarda kullanılan dekorun Gezi Parkı’nda da kullanıldığını, bunun da küreselleşmenin bir sonucu olduğunu söyledi.  Gezi Parkı Olaylarının tek başına bir çevre ve gençlik hareketi olamayacağını söyleyen Böhürler, aynı zamanda burdan bir komplo teorisine de sarınılmaması gerektiğini belirtti. Farklı paydalardaki grupların ortak bir muhalefete nasıl dönüştüğünün üniversiteler tarafından tartışılması gerektiğini  belirten Böhürler, neredeyse hiç bir şey umrunda olmayan bencil bir kuşaktan siyasal bir muhalefet çıkabilir mi sorusunun yıllar sonra cevap bulabileceğini söyledi.

Tarık Arıcı: “Tweet salgınının yayılmasında ve kabulünde  ünlüler etkili oldu”

İstanbul Şehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Tarık Arıcı da üniversite bünyesindeki Yapay Öğrenme Laboratuvarı’nda algoritmalarla belirlenen 500 bin önemli Twitter kullanıcısının herkese açık hesaplarından paylaşımlarını kaydettiği bir laboratuar oluşturduklarını ve Gezi olaylarını da burada analiz ettiklerini aktararak, “Alkol ile ilgili düzenlemeye 24 Mayıs günü attıkları twitler ile tepki gösterenlerin yüzde 66′sı, Gezi Parkı protestoları ile ilgili twitler attığı halde, 24 Mayıs günü alkol düzenlemesine tepki vermeyenlerin sadece yüzde 9′u Gezi Parkı protestolarını destekleyen twitler attığını görüyoruz. 29 Mayıs Çarşamba günü köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesinden rahatsızlıklarını tweet atarak belli eden kesim, diğerlerine göre 5 kat daha fazla Gezi Parkı protestosu tweet’i atmıştır. Mesajın kabul edilmesini sağlayan kesimin içinde ise ünlüler geniş bir yer tutmaktadır” dedi. Prof. Dr. Bekir Berat Özipek de Gezi Parkı üzerine herkesin aktardığı manzaranın farklı olduğunu, herkesin kendisine göze bir gezi tarifi olduğunu belirterek, “Protestolar, ‘varlıklı’ semtlerde daha çok sahne oldu. Daha yoksul semtlerde ise tencere tava sesleri azalıyordu en yoksul semtlerde ise hiç duyulmuyordu. Bu tepkilerin bir sınıfsallığı olduğunu da görüyoruz. Yapmamız gereken ise birbirimizle konuşamayacak duruma gelmemeliyiz. Diyalogu açık tutmak gerekiyor. Bir toplumsal grup uzun süre diğerlerine göre ayrıcalıklı bir hayat sürdüyse bunu bir süre sonra hak olarak görür. Menderes ve Özal’dan sonra Ak Parti de bu sistemi de dur dedi. ‘Mahsus mahalleri’ halka açtı diyebiliriz” şeklinde konuştu.

Bekir Berat Özipek: “Gezi Parkı olaylarında demokratik bir talep oligarşik bir alaşağı etme operasyonuna evrildi”

Yine aynı oturumda konuşan akademisyen Bekir Berat Özipek ise, Gezi Parkı olaylarında demokratik bir talebin oligarşik bir alaşağı etme operasyonuna evrildiğini belirtti. Türkiye’de sınıfsal anlamda bir değişimin yaşandığını belirten Özipek,  tencere tava eylemlerinin Nişantaşı gibi semtlerde ön plandayken daha yoksul semtlerde ise neredeyse hiç yaşanmadığını söyledi. Çıldırma durumuna düşmemek için birilerinin sağduyulu davranması gerektiğini söyleyen Özipek, mevcut siyasi aktörün ancak sandık yoluyla alaşağı edebileceğini söyledi.

Cemil Ertem: “Her darbede konumunu güçlendiren tekelci sermaye hükümetten rahatsız”

Gezi ve Siyasal Gerilim başlıklı son oturumda konuşan Cemil Ertem ise, Gezi olaylarının darbe kalkışmasıyla son bulduğunu söyledi. Gezi eylemlerinin sınıfsal kökenleri olduğunu belirten Ertem, her darbede konumu daha da güçlendiren ve bu olaylarda da rol oynayan tekelci sermayenin bakışının son derece totaliter olduğunu söyledi.  Bireyi öne alan ademimerkeziyetçi bir yapının ihtiyaç olduğunu vurgulayan Cemil Ertem, son yasal değişimlerle eski sermaye yerine girişimci sermayenin önem kazanacağını ve bankaların karlılığının azalacağı için sermayenin hükümetin bu adımlarından rahatsız olduğunu söyledi.

Yıldıray Oğur:”Direniş kültürü, siyaseti yani demokrasi zeminini reddediyor” Direnişin olduğu yerde siyaset olmaz!

Aynı oturumda konuşan Yıldıray Oğur ise, Türkiye’yi değerlendirirken kendine özgü tarihsel hesaplaşmaların da dikkate alınması gerektiğini belirterek, Gezi olaylarının da bu tarihsel kırılma ve hesaplaşmayla anlaşabileceğinin altını çizdi. Çok haklı nedenlerle başlasa bile bu tür siyasal olayların siyaseten yanlış bir yere gitmeyeceğinin garantisinin olmadığını söyleyen Oğur, tarihte tencere tava eylemlerinin ilk yapıldığı yer olan Şili’de de benzer ayaklanmaların darbeyle sonuçlandığını, 1. Dünya Savaşı sonrası Almanya’daki haklı protestoların örgütleyicisi olarak iktidara gelen Nazilerin nasıl bir siyasi tarih oluşturduğunun hatırlanması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de çaresizlikten radikalleşmiş bir muhalefetin olduğunu söyleyen yazar Yıldıray Oğur, direniş kültürünün siyaseti yani demokrasi zeminini reddettiğini belirtti.