Mahyaların Işıltılı Hikayesi

Yusuf Çağlar arşivinden oluşturulan sergide geçmişte mahya kurmada kullanılan yağ kandilleri, modern zamanların mahyalarındaki ampuller, muşamba fenerler, tarihî fotoğraflar, mahya ile ilgili kitaplar ve dergiler yer alıyor.

Sultan I. Ahmed devrinde Fatih Camii müezzinlerinden Hattat Hafız Kefevî namında bir zat, bir çevre üzerine yazılar işleyerek padişaha takdim eder. Yazı ve işlemeleri beğenen Sultan Ahmed, bunların cami minareleri arasında görünür kılınmasını ferman buyurur. Mahya denilen minareler arasına ışıkla yazı yazma sanatı, böyle başlar. Önce İstanbul’un selatin camileri ve semaları Ramazan’da mahya ile şenlenir. Ardından Edirne ve Bursa camileri ile diğer şehirlere yayılır.

Bir Ramazan daha yaklaştı ve büyük camilerin çifte minareleri arasına mahya ipleri gerilmeye başlandı. Elektrik ışıklarıyla senenin bütün gecelerinin gündüze döndüğü günümüzde nostaljik bir güzellik olarak kurulan mahyalar, şehirlerin mum ve kandil ile aydınlatıldığı zamanlarda insanları çok daha fazla etkiliyordu şüphesiz. Ramazan gelmeden mahya ve mahyacılık tarihi, Zaman Gazetesi merkez binasında sergiye çıktı. Yusuf Çağlar arşivinden oluşturulan sergide geçmişte mahya kurmada kullanılan beyaz ve renkli camdan yağ kandilleri, modern zamanların mahyalarında kullanılan ampuller, eski ve yeni yazılarla kurulmuş mahyaların siyah-beyaz tarihî fotoğrafları, kartpostallar, içlerinde Süheyl Ünver’in 1940 tarihli "Mahya Hakkında Araştırma"sının da bulunduğu mahya ile ilgili kitaplar, eski dergiler, Ramazan gecelerinde teravihe gidenlerin yolunu aydınlatan muşamba fener gibi hatıralar yer alıyor.

Sergideki dikkat çeken ayrıntılardan biri de Osmanlı dönemi mahya ustalarından birine ait elyazması defter. Usta, kandillerin ipler üzerinde nasıl yerleştirildiğini çizimlerle göstermiş. Siyah mürekkeple çizilen ipler üzerinde kandilleri altın yaldızdan ufak dairelerle belirtmiş. Hat meşk ettiği anlaşılan mahya ustası, notlarını güzel bir talik hattıyla yazmış. Hangi mahya için kaç kandil kullanılacağını, renklerinin ne olacağını tek tek kaydetmiş.

BİR AY İÇİN BİR SENELİK ÇALIŞMA

Adı ‘aya özgü’, ‘ay gibi’ anlamlara gelen ‘mahiye’den gelen Ahmed Rasim’in "Şehrimizde her çocuk mâh-ı sıyâmı [oruç ayını] minareler arasına gerilen mahiye [mahya] takımlarından der-hâtır eder." dediği mahya, bugün nispeten kolay bir elektrik düzenlemesi olsa da eskiden içinde zeytinyağı yanan kandillerle kurulmaktaydı. Kandillerin her akşam yakılması, bir müddet sonra dinlendirilmesi ve ertesi gün için yağları ile fitillerinin yenilenmesi için mahyalar makaralı düzenek üzerine kurulmaktaydı. Şerefe yanında toplanan kandiller yakıldıktan sonra makaralarla yavaş yavaş yerlerine gönderildikçe cami önünde toplanan halk ya da pencerelere çıkan vatandaşlar da o akşam okuyacakları yazıyı bir bilmece gibi çözmeye çalışırlardı. Selatin camilerin fırtınalara açık o devasa minareleri arasında bu işi yapmak, yağmurdan, kardan sönmeyecek şekilde kandilleri yerleştirmek elbette kolay değildi.

Klasik anlamda son mahya ustası olarak tanınan Ali Ceyhan, geçmişte yapılan bir röportajda bu zorluğu şöyle anlatıyor: "Bir Ramazan içinde yazılan mahyalar için bir senelik hazırlık yapmak lazımdır. Bir aylık mahya için dört-beş yüz kandile ihtiyaç vardır. Bu kandillerin hazırlanması, bağlanması, fitillerin yapılması aylarca iş ister. Mahya kandillerinde kullanılan fitiller dere kenarındaki sazlardan yapılır. Bu sazlar alınır, kurutulur, sonra kıl gibi ince elyafa ayrılır. Bu elyaf pamuklara sarılır. Bir Ramazan’da on bin fitile ihtiyaç vardır. Günde üç yüz fitilden fazla yapmak mümkün değildir. Sonra ipleri hazırlamak kandillerin kutularını tamir ettirmek ayrı bir iştir. Hülasa Ramazan ayında otuz gün yazılan yazı için bir sene çalışmak ve hazırlanmak lazımdır."