Film bitmiş, Yazılar Geçiyor ama Adım Yok!

Etkinlikler
Krek Tiyatrosu’nun son seyirliği ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ bu replikle bitiyor. Taraf mevzusuna ince ayar bir bakış atan Berkun Oya, biz tiyatro izleklerine yine tadında bir oyun ...
EMOJİLE

Krek Tiyatrosu’nun son seyirliği ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ bu replikle bitiyor. Taraf mevzusuna ince ayar bir bakış atan Berkun Oya, biz tiyatro izleklerine yine tadında bir oyun çıkarmış…

2011’e adrenalin dopingi yaptıracak bir oyun. (Bu arada mail kutuma düşen “nerelerdesin?” diyenlere; -keşfetmekle ve tüketmekle- meşgulüm, döküleceğim nasılsa buradan da. İşte ilk keşif rotası…) Heyecanlı bir güzergâh üzerindeydim geçtiğimiz hafta… “Op’la Zo’nun Dramı”, “Yangın Duası” ve “Bayrak” gibi oyunlarıyla havsalada “işte budur”un üstünü kırmızı kalemle çektiren Berkun Oya’nın son seyirliği “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” için Santralistanbul’daki Krek Tiyatrosu’ndaydım. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği, oyunun prodüktörlüğünü Nisan Ceren Göknel, ışık tasarımını ise Cem Yılmazer üstleniyor.

(Berkun Oya ve Ali Atay’ın 1999’da, hayata geçirdiği Krek Tiyatro Topluluğu’nun yeni mekânları Krek’te, ajandaya not düşülesi oyunlar arasında; “Hoop Gitti Kafa” ve “Bomba” da var! Oyun sonrası Tamirane’nin rahat koltuklarına yayılıp, nefis lezzetleri eşliğinde, iki lafın belini kırabilirsiniz.) Tiyatroya başka bir boyut getirdiğine inandığım Berkun Oya’dan yine dehşetengiz bir izlence bekliyordum ki üstat yapmış yine yapacağını, bu sezonun “en”leri arasında bir oyun “Güzel Şeyler Bizim Tarafta”. Günümüzde “taraf” yahut “bertaraf” olmak üzerine apaçık söylencelerin yapışık bir hal aldığını düşünürsek, Oya’nın “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” anlatımının alt metnini iyi okumakta fayda var. Bakarsınız tarafsızlığınızın ya da taraflılığınızın da bir taraflarda ezildiğini görürsünüz neme lazım.

MODERN ZAMANLARDA AŞK
Tiyatro kapısında verilen kulaklıklarla anlıyoruz ki bu defa da başka bir alemin kapısını aralayacağız. İçeri girdiğimizde bir akvaryumla karşılaşıyoruz. Oyuncular yekpare camın arkasında, bizlerin kulağında ise kulaklık. Modern bir apartman dairesindeyiz. İki sevgili; Bartu Küçükçağlayan ve Tülin Özen giriyor, kilidi kırılmış kapıdan içeri. Oda darmadağan… Eve hırsız girmiş ama evden hiç bir şey almamış. Onlarda telaş, bizlerde ise merak tavan yapıyor. Eski bir fotoğraf makinesi etrafında dönen sorular olayı doruk noktasına taşırken bizler de anlıyoruz ki bu darmadağan oda gibi bu çiftin de aslında hayatları darmadağan. (Kadın ve erkeğin bir kez daha başka kafada, aynı gökyüzü altını şereflendirdiğini görüyoruz ki; bu biraz hüzünlü gelse de deja-vu deyip, gülüyoruz hepimiz… Modern zamanlarda aşk böyle oluyor; çabuk unutturuyor. Yaşarken değil de izlerken komiğiz ama itiraf edelim.) Kulaklıklar sayesinde oyundaki en ufak sesi bile çok net duyuyoruz; kadının erkeğin saçını okşamasını, asansörün sesini, yere saçılan kitapları toplarken yere düşen anahtarlığın sesini, nefes alışlarını. Bizler de sahnedeymişçesine hepsi kulağımızda, sinemadaymış gibi… İşte tam öylesine bizler dingin halde sakinde izliyorken oyunu; “güm” diye bir gürültü yükseliyor ve diğer odadan kafası kanayan, eli bıçaklı bir genç Ali çıkıyor-Ozan Çelik. Sonra oyunculuğuna-duruşuna saygılar mütemadiyen kategorisinden şapka çıkardığım, sevgilisi olduğunu anladığımız türbanlı Ayşenur çıkıyor- Öykü Karayel. (Yüzünü görmediğimiz, kısa süreliğine sahnede beliren Ayşegül, ikinci gelişinde muhteşem araf sorularıyla fani (ev sahibi) Orhan’ın (Bartu Küçükçağlayan) çok canını yakıyor. O taraftakileri hep küçümseyen Orhan’a biraz ders niteliğinde; bu yakada da işlerin aslında farklı olmadığının fotoğrafını çektiriyor.) 
Berkun Oya, objektif olunması zor bir yere odaklatıyor biz izlekleri; “Korkaklar ülkesinde sevmek suç, sevenler tutsak. İki farklı çift, dört farklı insan, tek bir kurban. Sevmek, ahlâk, özgürlük ve bedelleri.”

Sizin o tarafta da güzel şeyler oluyor mu bilmiyorum ama bedel ödemeye hazırsanız; bu taraftan payınıza düşen nasibinizi alacaksınız. Emin olabilirsiniz. Ne diyelim o vakit, kahramanımız Orhan’ın sonunda anlamaya çalıştığı o tarafın bünyesi Ayşegül’e dediği gibi; “Film bitmiş, yazılar geçiyor ama adım yok…” Rezervasyon için: (212 311 78 24)

★★★

AJANDAYA NOT EDİYORUZ!
** NE DİNLİYORUZ?  / The Notwist’ten gelsin “Neon Golden”

** NE OKUYORUZ?  / Punk ikonu Patti Smith ve fotoğrafa bir haller getiren Robert Mapplethorpe’nin bir aşk hikâyesi olarak başlayıp, bir ağıt olarak sona eren hikâyesi “Çoluk Çocuk” adıyla ve Yiğit Değer Bengi’nin çevirisiyle, Domingo Yayınları’ndan çıktı. Beat kuşağına hayranlığınızı ve ruhunuzun tozlanmış köşelerindeki rock’n roll hissiyatını yeniden yüzeye çıkarmak için; masada “Çoluk Çocuk”, fonda da “Dancing Barefoot”.

** NEREYE GİDİYORUZ?  / Siemens Sanat, Özlem Gök, Melike Kılıç, Tunca Subaşı ve Johannes Vogl’un desen, yerleştirme, heykel ve video gibi farklı türde yapıtlarından oluşan “Ham Hâller” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, 25 Ocak’ta sona erecek.

BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com