Orhan Kemal’in Kayıp Romanı: ‘Yüz Karası’

Kitap
Pakize Barışta’nın kitap kritiği Edebiyat, kalıcı izler bırakır! İnsanın içine işleyerek, onda adeta yeni bir insanın oluşumuna yol açar. Bu insan bu coğrafyanın insanı ise şayet, durum biraz da...
EMOJİLE

Pakize Barışta’nın kitap kritiği

Edebiyat, kalıcı izler bırakır!

İnsanın içine işleyerek, onda adeta yeni bir insanın oluşumuna yol açar.

Bu insan bu coğrafyanın insanı ise şayet, durum biraz daha farklıdır bana göre; sistemlerin, modernitenin üstünü örttüğü –hatta yok etmeye çalıştığı- vicdanın kalkanı olur edebiyat.

Edebiyat, insanın ve toplumun –dışarıdan müdahaleli- büyük altüst oluşları içinden, büyük acıları içinden; umudu, haysiyeti ve vicdanı kurtarır adeta.

Edebiyat, insanın kapalı halini açık hale dönüştürür; ki, aslında bu kapalı hâl, insanın zorunlu, dayatılmış halidir çoğunluk olarak.

Yazar denen kişi, kalemiyle hepimizin adına, hatta dünyada yaşayan bütün insanlar adına vicdan muhasebesi yapan kişidir.

Edebî bir güçten ve sıra dışı bir duyarlılık hassasiyetinden damıttığı yazısı da, her şeye rağmen umudun yazısıdır.

Orhan Kemal, Türkiye’nin, bu coğrafya edebiyatının umut yolunu açan en önemli yazarlarından biridir.

O, başka ellerde ve zihinlerde projelendirilmiş olan dayatmacı bir hayatın –hayat araçlarının ve ilişkilerin-, insanları (ve insanlığı) ezmesine karşı çıkmıştır edebiyatıyla.

İnsan, Orhan Kemal’e sığındığında, insanlığa da sığınmış olur bence. İnsanın varlık sebebinin özüne temas eder çünkü o.

Orhan Kemal’in edebiyatı, bu nedenle adeta ‘şifacı’ bir edebiyattır benim için.

Yüz Karası, Orhan Kemal’in yeni bir romanı.

Yeni oluşu, bu romanın 51 yıl sonra, adeta keşfedilerek, kitap olarak basılmasında.

Yüz Karası, 1960 yılında İstanbul Son Saat gazetesinde 60 gün süreli bir tefrika roman olarak yayımlanmış. Sonra da unutulmuş; bu unutulmaya yazar da katkıda bulunmuş sanki.

Orhan Kemal, Yüz Karası’nın konusunu şöyle anlatıyor bir röportajında: “Yüz Karası, fakir bir ailenin iki çocuğuna zaman zaman ailesi tarafından verilmiş bir vasıftır. Haylaz, işsiz güçsüz bir delikanlı, ailesi tarafından bu türlü nitelendirilmiştir. Buna karşılık yüksek tahsilini ikmal etmiş, ailesi tarafından tutulan, üstüne titrenen ağabey, uzun yıllardan sonra asıl yüz karası vasfını alacak işler yapmıştır. Roman fakir bir ailenin ümitlerini, ıstıraplarını; hayal kırıklıklarını belirten hümanist bir eserdir.”

Orhan Kemal’in edebî gücünün kaynağı, bu romanda da olduğu gibi konularını, ana temayı ve içeriğin ağını şaşmaz bir biçimde halkın yaşadıklarından ve özünden almasında yatıyor bence. Bu durumun doğal sonucu olarak; her biri birer hayat kahramanı olan karakterler de çoğunlukla fakirlerden seçiliyor.

Bu karakterlerin edebî inşasındaki hiç şaşmayan sağlamlık ise, yazarın, fakirlerin ve fakirliğin gayrı insani mağduriyetinin içindeki gizli güçle olan ilişkisinden kaynaklanıyor bana göre.

Bu fakirler, bu halk, fakirliğin erdemini de, hak etmedikleri bir hayatın içine yerleştirmişlerdir çünkü!

Yüz Karası’nda, Adanalı çok fakir bir dondurmacı ailesi, İstanbul’da olağanüstü yoksul şartlar içinde tıp fakültesinde okuttuğu oğulları Ahmet’e, ailenin kurtuluşu olarak bel bağlarlarken; ailenin küçüğü Mehmet’i de, okumadığı, futbolcu olma hevesi taşıdığı ve haytalığı nedeniyle yüz karası olarak kabul ederler; ama hayat sanki dalga geçercesine durumu tersine çevirir; gözden çıkarılmış olan Mehmet, ağabeyi Ahmet’in erdemsizliği karşısında –beklenmedik bir biçimde- kale gibi durur. Yazar, erdem denen şeyin aslında ne eğitimle ne de moderniteyle elde edilemeyeceğinin gizli mesajını da verir böylece.

Bu romanda, bir edebî dilin olabilecek en yalın halini sergiliyor Orhan Kemal; dil ve duygu birliği, en mütevazı ama aynı zamanda kendi içinde çok iddialı bir edebî anlatım örneği sunuyor; bu anlatım, Latinlerin dediği gibi yavaşça hızlanıyor sanki. Ve dramatik bir yapıya sahip görünen Yüz Karası, sonunda açık bir yapıya kavuşuyor; artık her okur, kendisine göre de yorumlayabilir oluyor bu romanı.

Günümüzde olup bitenler irdelendiğinde; Orhan Kemal’in Yüz Karası romanının gerçekliğinin hem ne kadar sahici olduğunu, hem de bugün için ne kadar daha derin manalar kazandığını görüyoruz. Bu edebiyat, Orhan Kemal’in edebî varlığının güncelliğini hem koruyor, hem de ölümsüzlüğünü ifade ediyor bir bakıma.

Orhan Kemal, bu romanıyla ilgili bir röportajında: “İktidardaki hiçbir partiyle menfaat ilişkim olmadı. Prensiplerimin esiriyim. Böyle olunca bol para kazanmak, avantürler yapmak gayesiyle yüksek zengin tabaka arasına katılmadım. Bundan dolayı varlıklıların hayatını pek bilmem. Yakından tanıdığım insanlar fakir fukara! Onları çok iyi tanıyorum. Tanıdığım için de onları anlatıyorum.” Demiş.

Orhan Kemal, bu söylemi ve yaklaşımıyla bana Necib Mahfuz’u hatırlatıyor biraz. [Taraf]

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme