Ocak ayında yeni çıkan kitaplar

Kitap
Abdullah Güner’in haberi Yeni yılın ilk ayında yayınevlerinden çıkan kitapları bir araya getirdik. Yayınevlerinin Ocak ayında yayınladıkları kitaplarda ağırlıklı olarak tarih, düşünce, siyaset k...
EMOJİLE

Abdullah Güner’in haberi

Yeni yılın ilk ayında yayınevlerinden çıkan kitapları bir araya getirdik. Yayınevlerinin Ocak ayında yayınladıkları kitaplarda ağırlıklı olarak tarih, düşünce, siyaset konularına eğildikleri görülüyor. Bunun yanında roman, şiir ve hikaye çalışmalarına yer vermeye çalışan yayınevlerini de görmekteyiz.

Ocak (2013) ayında yeni çıkan kitaplar ise şöyle:

AÇILIM KİTAP

İsrail [Güvenlik Politikasında Süreklilik ve Değişim (1948-2008)] Zafer Balpınar
Ortadoğu, tarih boyunca çatışmanın sürekliliğini koruduğu bir coğrafya olmuş, Filistin toprakları da bölgeye hakim olmak isteyen güçler arasında birçok sefer el değiştirmiş ve bölge çoğunlukla çatışma üzerinden tanımlanmıştır. Süreklilik gösteren bir diğer konuda, Yahudilerin yaşadıkları ülkelerde kendilerini sürgün olarak kabul etmelerine neden olan güvenlik yoksunluğudur.

Yahudi bekasının esaslarının, güvenliğinde temellerini oluşturması ve güvenlik politikasının Yahudilerin yaşam döngüsünde belirleyici olması bu çalışmanın çıkış noktasıdır. İsrail’in var olma çabası dâhilinde Filistin topraklarında izlediği politikalar, var olma ve varlığını devam ettirme tanımı çerçevesinde yürütülen İsrail’in Filistin topraklarında varlığını kalıcı kılmayı sağlayacak alt politikaların bir toplamıdır.


Ortadoğu Yıllığı 2011, Kemal İnat, Muhittin Ataman, Fuat Aydın, Bilal Yıldırım
Birçok akademisyen ve yazarın Ortadoğu’daki gelişmeler üzerine yazdıkları makalelerden oluşan Ortadoğu Yıllığı, bu coğrafyadaki ülkelerin sorunlarına eğilmeye çalışıyor.

Oksidentalizm [İki Doğu İki Batı], Abdullah Metin
Oryantalizm ve oksidentalizm dünyayı algılama, anlama, açıklama ve tanımlamada iki farklı bakış açısıdır. Temel olarak oryantalizm Batı’nın Doğu algısı, oksidentalizm Doğu’nun Batı algısıdır. Karşılıklı bu algılama sadece bir düşünceden/tasavvurdan ibaret olmayıp, eylemi de beraberinde getirir. Batı’nın, zayıf ve kendini yönetemeyen Doğu algısı işgal ve sömürüyle sonuçlanırken; Doğu’nun, güçlü ve disiplinli Batı algısı efendiye itaate sebep olur.

PINAR YAYINLARI

Türkiye’de Aydın ve Devlet Adamı Kimliği, Bayram Ali Çetinkaya
Savaş alanlarındaki yenilgiler,  toprak kaybı,  ordunun çağın gereklerine göre modernize edilememesi, yönetim felsefesinin kaybolması, devletin dirayetsiz askerî ve sivil bürokratlarca idare edilmesi gibi sebepler, ülkenin aydın, münevver ve entelektüellerini düşündürdüğü/ kaygınlandırdığı gibi “âkil” devlet adamlarının da gündemlerini meşgul etmiştir Bu kaygı ve sıkıntıların yoğunlaştığı dönemleri, özellikle son iki yüzyıla sıkıştırmak mümkündür Tanzimat ve Meşrutiyet devirleri, Osmanlı aydın ve bürokratlarının problem ve bunlara yönelik çözüm arayışlarının tespit edilip çözümlenmesi için çeşitli fırsatlar sunmuş ve ortamlar hazırlamıştır… Dünya tarihinin en önemli/hızlı gelişmelerine sahne olmuş bu dönemler Türkiye’deki aydın/münevver ve devlet adamı/bürokratları üzerinden ne şekilde bir iz ve işaret bırakmıştır Altı bölümden oluşan bu kitap; ismi geçen fikir siyaset ve bilim insanlarımız üzerinden, Osmanlı’nın son onlu yıllarıyla Cumhuriyet’in -günümüzde dahil- zihniyet ve felsefesini anlayabilme ve okuyabilme fırsatını yakalamaya çalışmakta; bunun sonucunda da bir kimlik tahliline ulaşmayı hedeflemektedir.

METİS YAYINLARI

Dilin Aynasından [Kelimeler Dünyamızı Nasıl Renklendirir?], Guy Deutscher
Dil ile düşünüş tarzı arasındaki bağlantı, dilbilimcileri uzun zamandır meşgul eden bir mesele. Diller zihne birtakım kısıtlamalar getirir mi? Bir kavramın bir dildeki varlığı ya da yokluğu, o dili konuşanların bu kavramı anlama yetisini nasıl etkiler? Her kavram her dilde ifade edilebilir mi? Farklı diller dünyaya dair farklı algılar mı yaratır? Bir toplumun diliyle kültürü arasında nasıl bir ilişki vardır? Bütün diller eşit karmaşıklıkta mıdır? 

Dilbilimci Guy Deutscher bu sorulara ikna edici cevaplar sunuyor. Kitap üç temel konuya odaklanıyor: dilin renk algısına, mekân algısına ve dilin cinsiyet ayrımına ilişkin "düşünce alışkanlıklarımız" üzerindeki etkilerine.

Filmozofi [Sinemayı Yepyeni Bir Tarzda Anlamak İçin Manifesto], Daniel Frampton
Sinemayı başlı başına felsefi bir alan, bir düşünme çabası olarak gören yazar ve sinemacı Daniel Frampton, getirdiği yeni yönteme "filmozofi" adını veriyor ve şimdiden derslere, tartışmalara konu olan bu yöntemi şöyle tanımlıyor: "Filmozofi, filmi bir tür düşünme olarak ele alır, film-varlığa ve film biçimine dair bir teori geliştirir. Filmozofinin film-varlıkla ilgili temel kavramı, deneyimlediğimiz görüntü ve seslerin kuramsal yaratıcısı olan ‘film-zihin’dir. Filmozofinin önerdiği film biçimi kuramı da ‘film-düşünme’dir ve bir biçimin eyleminin film-zihnin dramatik düşünmesi olarak görülmesini mümkün kılar. Dolayısıyla filmozofi, bir anlamda, hem anlatının berisinde kalanlarla ilgili ‘gösterim’ kuramlarının hem de sahneleme estetiği kuramlarının bir uzantısı ve tamamlayıcısı olarak da görülebilir. Filmozofi, film biçimini düşünülmüş bir şey olarak, filmin dramatik kararı olarak görmemizin, filmin anlatabilme ve etkileyebilme yollarını anlamamıza yardımcı olacağını ileri sürer."

Bendeniz Jean- Jacques Rousseau, Edwige Chirouter
Bendeniz, Jean-Jacques Rousseau. Değeri anlaşılmamış bir müzisyen, gezgin bir filozof, dokuz köyden kovulmuş doğrucu bir yazarım. Kalbimi bütün çıplaklığıyla açacağım sana. Cesaretin varsa, haydi düş peşime!

Küçük Filozoflar Dizisi, 8-12 yaş çocukları için filozofların hikâyelerini anlatan çok güzel resimlenmiş kitaplardan oluşuyor.

KÜRE YAYINLARI

Gazali Konuşmaları, Hazırlayan: M. Cüneyt Kaya [İlhan Kutluer, Ömer Türker, Fehrullah Terkan, Fatih Toktaş, H. Yunus Apaydın, Osman Demir, Ekrem Demirli]
Gazzâlî’nin felsefeyle ilişkisinin mahiyeti nedir? Onun felsefeye yönelik eleştirel tavrı, İslâm medeniyetinde felsefenin ve bilimin hayatiyetini kaybetmesine gerçekten yol açmış mıdır? Gazzâlî’nin kelâm ve kelâmcı eleştirisi, onun kelâmî kaygılardan hareket eden felsefe   eleştirisiyle nasıl uzlaştırılabilir? Gazzâlî’nin tasavvufu Sünnîleştirdiği iddiasının dayanakları nedir? Gazzâlî’nin, hakikat iddiasındaki yaklaşımlar içinden tasavvufu tercih etmesinin İslâm düşüncesinin sonraki gelişiminde ne tür etkileri olmuştur?

Bu kitap, Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi tarafından Gazzâlî’nin 900. vefat yıldönümü vesilesiyle Şubat 2011-Kasım 2011 tarihleri arasında, yukarıdaki sorular çerçevesinde düzenlenen “Gazzâlî Tartışmaları” başlıklı yedi oturumluk toplantı serisinin kisve-i tab‘a bürünmüş şeklidir.

KLASİK YAYINLARI

Gazali’nin Felsefi Kelamı, Frank Griffel
Gazâlî, İslâm düşünce tarihinin en dikkat çekici isimlerinden birisidir. Onun kelâm, felsefe, tasavvuf ve fıkıh gibi disiplinlerin tarihinde bir dönüm noktası teşkil ettiği, hatta eserleriyle İslam toplumlarının dini algılayış ve yaşayışlarında da derin izler bıraktığı, bilinen bir gerçektir. Etkileyici hayat hikâyesiyle o, zihinlere, ömrü boyunca hakikatin peşinde koşmaktan vazgeçmeyen bir entelektüel, tarih boyunca filozoflara yöneltilmiş en derinlikli eleştiriyi kaleme almış bir kelâmcı, dinî ilimlere diriltici bir ruh üflemek için uğraşan bir âlim ve tasavvufun sunduğu ilim-amel/bilgi-eylem birlikteliğinden derinden etkilenen bir sûfî olarak kazınmıştır.

Frank Griffel’ın Gazâlî’nin Felsefî Kelâmı adlı eseri, onun bu çok yönlü entelektüel birikimini, kozmolojiye dair öğretilerini merkeze alarak ustalıkla incelemekte. Griffel, Gazâlî’nin hayatı, ilmî mirası ve yorum yöntemi ile âlemin yaratılışı, ilahî, insanî ve tabiî nedensellik hakkındaki görüşlerini hayranlık uyandıracak bir titizlikte ele almakla kalmamakta, bu konularda Batılı ilim çevrelerinde hâkim olan yanlış anlamaları sorgulayarak Gazâlî gibi önemli ve etkileyici bir düşünüre dair tutarlı ve incelikli bir resim sunmayı da başarmaktadır.

İtikatta Orta Yol, Neşir ve Tercüme: Osman Demir
İslâm düşünce tarihinin en etkili isimlerinden biri olan ve Hüccetü’l-İslâm unvanıyla tanınan Gazzâlî, ehl-i sünnet kelâmının önemli kaynaklarından olmakla birlikte geçmişte yeterince rağbet görmeyen İtikadda Orta Yol’da itikadî meseleleri aktarıp lehte ve aleyhte ortaya atılan fikirleri naklettikten sonra en doğru görüşün orta yola (iktisâd) bağlı olan ehl-i sünnet tarafından temsil edildiğinin altını çizer ve konuları hem aklî hem de naklî esaslar çerçevesinde izah eder. Bu bakımdan eser, mantık kurallarının itikadî konulara uygulandığı ilk eserlerden biridir.

Gazzâlî’nin -kendi ifadesiyle- bu eserde ortaya koyduğu deliller, itikâdî/manevî hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar hükmündedir ve bunu uygulayan doktorun (kelâmcı) yetenekli, sağlam görüşlü ve keskin zekâlı olması gerekir. Bu sebeple, eserin girişinde geniş bir metodoloji kısmına yer verir.

Kısacası, İtikadda Orta Yol bir yandan yeterli miktarda kelâm bilgisine sahip olmak isteyenler için sahih itikadın çerçevesini belirlemekte, diğer taraftan, bid‘at ve dalâletlere karşı çıkarak şüpheleri gidermek ve avamın itikadını savunmak isteyenlere kılavuzluk etmektedir.

İZ YAYINLARI

Cemaleddin Efgani [Görüşler-Tartışmalar-Değerlendirmeler], Ali Şeleş
Cemaleddin Efgani, 19. yüzyılın ikinci yarısında ömür sürmüş, bu dönemde öylesine yoğun faaliyetler göstermiş, eserler vermiş ve yaptıkları öylesine karşılıklar bulmuştur ki, bütün bunlar hayatında olduğu gibi, ölümünden sonra da tartışılmış ve halen de tartışılmaya devam etmektedir.  Kendisini büyük bir İslâm kahramanı olarak görenler olduğu gibi, yerin dibine batıran, hatta tekfir edenler dahi mevcuttur. Mısırlı araştırmacı-yazar Dr. Ali Seleş’in, Efgani lehinde ve aleyhinde yazılan eserleri baştan sona tarayarak, hakkında en çok tartışılan hususlara ilişkin her türlü görüşü okuyucuya iletmeyi görev edinen bu kitap, tartışmalı bir konuda en ciddi görüşleri bir arada görme kolaylığı sağlaması sebebiyle bile dikkate değer. Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın Türkçe neşrine takdim yazması, eserin önem ve ciddiyetini göstermesi bakımından okuyucuya ipucu veriyor.

Paranoyak Anne-Babalık, Frank Füredi
Modern zamanlarda anne babalar, çocukları daha emeklemeye başladığında, onlara uygun üretilmiş programları uygulamaya başlıyor. Buna aşırı anne-babalık deniyor. Aşırı kaygılı, çocuğunun üzerine fazlaca düşen ve sınırları "belli" uzmanlarca çizilmiş projelere göre davranan anne-babalar, aslında farkında olmadan çocuklarının hayatını karartabiliyor. Frank Füredi’nin tüm dünyada en çok satanlar listesinde bulunan bu eser, proje çocuğu yetiştirmenin yanlışlığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor, anne ve babanın bir çocuğun büyüyüp yetişmesinde takınması gereken doğru tavır ve yöntemleri anlatıyor.

Ah O Yemedir, Rüştü Paşa
Bu kitap, Rüştü Paşa’nın 1911 yılında basılmış olan Yemen Hatırası adlı kitabının Osmanlıcadan sadeleştirilerek günümüz Türkçesine çevrilmiş hâlidir. Rüştü Paşa, Ahmet İzzet Paşa gibi devlet adamlarımızın da bulunduğu, 1905’te isyan eden ve San’a da binlerce askerimizin kuşatılarak açlıktan ölümüne neden olan İmam Yahya isyanından sonra burada bulunmuş, 1908-1909 tedip hareketlerini yürütmüş olan orduda görev almış bir subayımızdır. Eser, o günkü şartlarda bu uzak topraklara sevk edilen Anadolu evladının bakımsızlıktan, düzensizlikten, sıcaktan, kabiliyetsiz idareciler yüzünden ne çileler çektiğini, binlerce vatan evladının bu uzak diyarlarda nasıl şehit olduğunu, yahut sağlıklarını bu topraklarda bırakıp sakat ve hasta olarak döndüğünü anlatan adeta bir trajedidir. Kitap, 1900’lü yılların başında Yemen’in idarî, askerî, sosyal ve iktisadî şartlarını ortaya koyduğu gibi, o tarihe kadar içerdiği tarihî bilgilerle de Yemen tarihi üzerine bir kaynak niteliğindedir.

General Allenby’nin Hatıraları [Arap Ayaklanmaları ve Filistin’in Osmanlıdan Kopuşu], Hazırlayan Faruk Yılmaz
Bu eser, Birinci Dünya Savaşı’nda Mısır bölgesindeki İngiliz Sefer Orduları Başkomutanı Allenby’nin bu cephede, kimi Alman generallerinin de komuta ettiği 7., 8. ve 4. Türk Ordularına karşı verdiği savaşın ve bir bakıma Arabistan, Filistin ve Suriye’nin İngiliz Generali Allenby’nin anlatımıyla kaybediliş öyküsüdür. Eser, bu bakımdan, Anadolu evladının Arabistan’da Sina’da, Filistin’de ve Suriye’de İngilizler, İngiliz Ordusu içinde görev yapan Hintli, Yeni Zelandalı, Avustralyalı, Mısırlı; İngiliz Ordusuna yardım eden Fransız; Fransa Ordusunda görev yapan Cezayirli ve İngiliz akınlarıyla satın alınmış Arap birlikleri tarafından tard edilmesinin hazin hikâyesidir.

Acı Çekmiş Yüzünde, Cihan Aktaş
Farklı olunduğunun işaretlerini, sebeplerini keşfetmek… Kopuşlar, başlangıçlar, dışlanmalar, umutlar, karşılaşılan zorluklar, yaşanan mutluluklar ve hayal kırıklıkları… Hayatın basit gibi görünen yanlarının bireylere yaşattığı büyük azaplar… Hep eksik olan, yarıda kalıp da tamamlanmayı bekleyen veya geç kalınmış bir şeyler, sorular, hareketler, ilişkiler… Nereden nereye gelindiği, nerede hata yapıldığı, yaşanılan hayatla inanılan hayat arasında fark edilen   geniş açıya dair  sorgulamalar Acı Çekmiş Yüzünde’yi anlamlı ve değerli kılıyor.

Denize Koşan Atlar, Haluk Yüzel
Davul ve tabların sağır eden sesleri arasında altışarlı sıra halinde girdiler içeri. Aman Allah’ım ne çoklar! Binlerce adam kalın ve demir nalçalı çizmeleriyle yeri dövüyor. Daha var mı? Var. Bu sesler Papa hazretlerine kadar gidiyor olsa gerek. Gidiyor. Ellerinde güneş ışıkları altında parlayan iki taraflı baltaları ile devam ediyorlar gelmeye. İsa aşkına! Bellerinde kazma, kürek ve çengler, omuzlarında küçük kargılar…

Kefendeki Misket, Yunsu Emre Özsaray
Yeni nesil öykücülerden Yunus Emre Özsaray’ın "Tahir" karakteri etrafında kurguladığı ilk öykü kitabı Kefendeki Misket, Türk edebiyatının yüz akı olacak bir ismin geldiğinin habercisi…

OTORİTE YAYINLARI

Fena [Mevlana’da Özgürlük], Ekrem Özdemir
Mevlâna, bizi bir yere davet eder; “FENA” bir yerdir burası. Burası, kullukla asla değişilmeyecek hürriyet yurdudur. Burası, insanın sevgilisiyle bir bütün olduğu, varlığını sevgilisine armağan ettiği aşk mabedidir. Burası, ne dinin ne de aklın kalmadığı, sonu olmayan sarhoşluk halidir. Burası, terk etmeyen sevgiliyle buluşma mekânıdır…
Muhacirin İzinde [Boşnakların Trajik Göç Tarihinden Kesitler], Hayri Kolaşinli


KIRKAMBAR YAYINLARI

Aşıklara Ayna ve Terazi, Safranbolulu Mehmet Emin Halveti
“Seyr ü sülûkümüz sırasında makâm ve merâtibi tamamlamak isteğinde olan çoğu sâlikin, yedi seyr ü sülûk makâm ve mertebeleriyle bu mertebelerde yaşanacak olan tecellîleri bilmediğini gördük. Sâlikler, mürşitlerinden halifelik ve icâzet vermesini isterler. İsteklerinde ısrar ettiklerinde, mürşit onlara “sabredin, seyr ü sülûkunuz sırasında görmediğiniz ilâhî fütuhâtlar ve yüksek makâmlar vardır,” der ve onları bu boş isteklerinden vaz geçirmeye çalışır. Ancak, onlar, mürşitlerinin sözleriyle tatmin olmayıp itiraz ederler ve bu isteklerini bırakıp mürşide yönelmezler. Böyle olunca da, terakki edemezler. Helâk olunacak bir yerde dururlar ve bütün gayretleri boşa gider. Bu durumları görünce, bizde bir risâle yazma arzusu ortaya çıktı. Böylece elinizdeki bu risâleyi samimi sâlikler için yazmaya başladım.” diyor Safranbolulu Mehmet Emin Halveti kitabın önsözünde.

Hasan Ünsi Halveti ve Menakıbnamesi, İbrahim Has
Menâkıpnâmelerin önemini anlatan bir eserdir.

Miracü’l Beyan – Mustafa Tatçı
Vahyî’nin, mi’râc kavramını tasavvufî açıdan yorumlayan Mi’râcü’l-Beyân mesnevisi, bu özelliği ile türünün nadir örneklerindendir.

KUBBEALTI YAYINLARI

Yüksek Mimar Dr. İ.Aydın Yüksel’e Armağan
"İ. Aydın Yuksel, 1960 yılından beri başlangıçta Ekrem Hakkı Ayverdi Beyefendi ile birlikte daha sonraları ve günümüzde münferiden Anadolu ve Balkanlar’da Osmanlı mimari eserlerinin tespitinde önemli calışmalarda bulunmuş, Osmanlı mimari tarzını günümüze taşıyarak câmi ve diğer türlerde orijinal ve örnek projeler üretmiştir. Gerek Fetih Cemiyeti bünyesinde gerekse de münferiden Türk kültürüne, sanatına ve mimarisine, yazılarıyla, projeleriyle ve resimleri ile yaptığı çalışmalar ihmal edilmeyecek kadar önemlidir.

Türk toplumunda insanların sağlığında armağan ve/veya hâtıra türünde kitap hazırlamak çok yaygın değildir. Ancak gerek sosyal târih gerekse kurumların tarihçeleri açısından bu uygulamanın yaygınlaştırılmasının faydalı olacağına inanıyoruz. İstanbul Fetih Cemiyeti olarak boyle bir vazifeyi yerine getirmekten dolayı mutluluk duyuyoruz."

EKİN YAYINLARI

Şeyh Said [Bir Dönemin Siyasi Anatomisi], Bahadır Kurbanoğlu
“Resmi İdeoloji ile Yüzleşme” tartışmalarına katkı mesabesinde görülmesi gerektiğine inandığımız “Şeyh Said -Bir Dönemin Siyasi Anatomisi-” başlıklı çalışma Ekin Yayınları’nın 102. kitabı olarak okuyucularla buluştu. Bahadır Kurbanoğlu’nun kaleme aldığı ve 10 bölümden oluşan kitap, arşiv resimlerle birlikte 512 sayfadan oluşmakta. Kitapta Şeyh Said hadiseleri, kronolojik bir tarih anlatımından ziyade, dönemin sosyo-politik yapısı, hadiselerin gelişimi, sonrasında yarattığı etkiler ve cumhuriyet tarihine vurduğu damga dolayımında ele alınmakta. Kitapta, daha önce yapılmış çalışmalarda boşlukta kalmış ve ele alınmamış hususların irdelenmesinin yanında, farklı politik çevrelerin Şeyh Said hadiselerini kimliğinden ayrıştırmalarına, kendi ideolojik yaklaşımlarına malzeme kılmalarına ve serdettikleri tarihsel anakronizm örneklerine delilleriyle birlikte geniş çerçevede itirazlar yer almakta.

AYRINTI YAYINLARI

Esrarname, Feridüddin Attar
Doğu klasikleri arasında yer alan Esrârnâme [Sırlar Kitabı], yazıldıktan sonra birçok Fars ve Türk şairini etkilemiştir. Mevlânâ’nın çocuk yaşta iken edindiği bu kitabın onda bıraktığı izler Mesnevî’ye aynen yansımıştır. Daha önce aynı tarzda yazılan ve İranlı şair Senâî-i Gaznevî’ye ait Hadîkatu’l-hakîkat [Gerçeğin Bahçesi] da bu eserin kaleme alınmasında etkili olmuştur. İşlenen bazı konularda Hayyam etkisi açıkça görülmektedir. Attâr’ın edebî hayatının birinci ve en verimli döneminde kaleme alınan bu tasavvufî mesnevî, sembollerle, üstü kapalı ibarelerle doludur.

Vampirin Kültür Tarihi, E. Gülay Er Pasin
Günümüz sinemasında, edebiyatında, televizyon dizilerinde ve çizgi romanlarında hep başköşeye oturmuş, çarpıcı bir görsellikle sunulan ve çelişkili özellikleri bünyesinde barındıran vampir popüler kültürde her geçen gün artan oranda bir arzu nesnesine dönüşüyor. Bilincini, hafızasını, dolayısıyla insanlığını tamamen yitirmemiş bu şeytani gece yaratığı irade sahibi, acı çekebiliyor, zamanla baş etmeye, ölümsüzlüğüne anlam bulmaya çalışıyor; tanrıyı arıyor ve varoluşunu sorguluyor. Yaşayan bir ölüdür o. Ölümsüzlüğüyle çaresiz, güçleriyle kudretlidir. Gecede yaşamaya mahkûmdur ve her gece yaratığı gibi hem korkuya hem de şehvete, arzuya ve heyecana davetiye çıkarıyor. Zaten vampirin bu kadar ilgi görmesinin nedeni de böylesine derin çelişkilerin yaratığı olmasından geliyor.

Marx, kapitalist sistemde emekçinin sömürülmesini vampirin kan emmesi metaforuyla açıklayarak vampir imgesini olağanüstü zengin bir alana taşımıştır. Vampir gibi sermaye de yaşayan ölüdür, emekçilere geçirdiği dişleriyle artı-değeri emer damarlarından. Kanını emdiği kişi üzerinde hipnotik etki yapar.

Bir Son Duygusu, Julian Barnes
Julian Barnesın son romanı Bir Son Duygusu, yazarın önceki birkaç yapıtında da görüldüğü üzere, Barnesın yazarlığının gitgide başat öğesi haline gelmiş olan anımsama yoluyla hayatı irdeleme izleğinin çarpıcı bir açılımıyla başlıyor. Hikâyenin ana kahramanı Tony Webster, kırk yıl önce yaşadığı bazı olayları anımsar ve onları zihninde gelişigüzel bir sıraya dizer.

Sanat Dünyaları, Howard S. Becker 
Los Angelestaki Watts Kulelerini inşa eden adamın öyküsü öğrencileri o denli büyüledi ki uyumsuzlar ve sanatları hakkındaki bölümün çekirdeği haline geldi. Sanatı kolektif bir eylem olarak ele alan bir klasik sosyoloji ve sanat kitabı diyebileceğimiz Sanat Dünyaları, bir sanat eserini yaratan üreticiler, satıcılar, icracılar, eleştirmenler ve tüketicilerden oluşan işbirliği ağı üzerinde duruyor.

ALTIN KİTAPLAR

Kara Kule – Jericho Tepesi Savaşı, Stephen King
Silahşorların toprakları için kan dökmelerinin ardından dokuz yıl geçmişti. Dokuz yıl önce İyi Adam’ın vahşi ordusu Gilead’ı ele geçirmiş, silahşorları Tanrı’nın unuttuğu yerdeki topraklara sürmüştü. Birlik dağılmış, Roland ve ka-tet’i saldırgan mutantlarla Farson’un paralı askerlerinden canlarını zor kurtarmışlardı.

Ama şimdi Kara Kule’yi ayakta tutan direklerden biri kırılınca durum daha da kötüleşmiş, önce Roland’ın vatanı yerle bir olmuş, ardından Orta Dünya yıkılmanın eşiğine gelmiştir.

Hürriyet [Bir Sevda Masalı], Nur İçözü
Kan, kin ve alev… Balkan Savaşı’nın bir diyardan diğerine savurduğu aileler… Adına mübadele denmiş acılar, umutlar… Serez-İstanbul-Girit üçgeninde serpilen duygular, sevdalar. Çukurova’nın güneşinde kavrulan yaşamlar… Hürriyet… Aşkın ve nefretin gelgitleri arasında yolunu arayan genç bir kadın…

CAN YAYINLARI

Ölmeyi Bilen Adam… Muhsin Ertuğrul!, Ayeşegül Çelik
"Azrail, ölmek sanatını bilen biriyle çok seyrek karşılaşır"
“İnsan yaşamı boyunca Karagöz perdesine oyun öncesi iğneyle iliştirilmiş “göstermelik” gibi kalmamışsa, bırakalım yaptıklarını bize söylesin. O zaman gecesi arkamızda kalır, önümüze gündüzü serilir; böylelikle yoksuldan aşırılan somunun hesabı verilmiş olur.” Muhsin Ertuğrul

Ölmeyi Bilen Adam, Türkiye’nin yetiştirdiği büyük adamlardan birinin, Çağdaş Türk tiyatrosunun, sinemasının babası Muhsin Ertuğrul’un yaşamına odaklanan bir anlatı, okurken edebî tatlar alacağınız bir biyografi. Genç kuşak öykücülüğümüzün önemli isimlerinden Ayşegül Çelik, çok sevdiği, eğitimini aldığı tiyatroya ve Türk tiyatrosunun kurucusuna vefa borcunu, on yılı aşkın bir süre üzerinde çalıştığı bu kapsamlı araştırmayla ödüyor.

Yağmur Kesiği, Uğur Yücel
Sinema tarihine birbirinden güçlü filmler ve canlandırdığı sıra dışı karakterlerle adını yazan Uğur Yücel, ilk kitabıyla edebiyat dünyasını selamlıyor. 1980’lerden bu yana kaleme aldığı öyküleri Yağmur Kesiği adı altında bir araya getiren Yücel, yazdıklarıyla yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.

Kuzguncuk’ta doğup büyüyen Uğur Yücel’in öyküleri, tamamen bu ruhu yansıtan nitelikte; İstanbul’daki bir balıkçı kasabasında geçen öyküler, her biri farklı dinden ve kültürden sayısız karakteri bağrına basıyor. Yahudiler, Ermeniler, Rumlar, Türkler ve her meslekten, her cinsten insan… Hepsi aynı şekilde acı çekiyor, aşık oluyor, yaşamak arzusuyla yoğrulup bükülüyor ve ölümle imtihanları her seferinde yürek burkuyor.

Yağmur Kesiği, İstanbul’un eski sakinleriyle birlikte nasıl yaşlandığını anlatırken, Uğur Yücel’in şiirsel ve eşsiz cümleleriyle tam bir cümbüşe dönüşüyor. 

Ölümle Baş Başa, Petér Nádas
Petér Nádas’ın kitaplarında ölüm ve yaşam iç içedir. Kendisi de ölümün kıyısından dönmüş, o soğuk nefesi ensesinde hissetmiş ve hatta yaşadıklarını Ölümle Baş Başa’da anlatmıştır.


YAPI KREDİ YAYINLARI

Sarayın İmgeleri [Osmanlı Sarayının Gözüyle Resimli Tarih], Emine Fetvacı
Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sarayın İmgeleri/Osmanlı Sarayının Gözüyle Resimli Tarih kitabının yazarı Emine Fetvacı, bu çalışmasında 16. yüzyıl boyunca Osmanlı Sarayı’ndaki kimlik oluşumunda resimli tarih kitaplarının merkezi rolünü inceliyor.

Osmanlı sarayı 16. yüzyılın ikinci yarısında bu türden kitapların daha önce rastlanmamış bir şekilde üretimine tanık olmuştu. Resimli tarih kitapları padişaha yönelik basmakalıp övgü yazmaları olmayıp, dönemin güncel olayları üzerinde yorumlarda bulunmalarının yanı sıra, Osmanlı sarayının mevcut ve müstakbel mevcutlarının perspektiflerini oluşturmada da etkin bir rol oynamıştı. Osmanlılar bu resimli elyazmaları sayesinde kendi kamuoyunda değil, ayrıca İslam dünyası ve Avrupa’da da daha geniş alanlarda yer aldıklarını kanıtlamıştı.

Emine Fetvacı, resimli tarih kitaplarının üretim süreçleri, kullanım alanları ve mesajlarını aydınlatmayı amaçlıyor.

Michelle Perrot /Odaların Tarihi, Michelle Perrot, Çeviri: Şilan Evirgen
Daha önce Özel Hayatın Tarihi serisinde (4. cilt) Georges Duby ve ekibine eşlik eden Michelle Perrot, bu defa çok katmanlı ve çok anlamlı bir uzamı inceliyor: Odaları.

XIV. Louis’nin saraydaki odasından işçi odalarına, sanatçıların mutsuz ve depresif bir halde kendilerini kapattıkları çalışma odalarından işçi odalarına, çocuk odalarından koleksiyoner odalarına, ölüm döşeğindeki hasta odalarından aşk kaçamaklarının yapıldığı otel odalarına varıncaya dek, insanoğlunun bu en minimal uzamının betimlemesi Odaların Tarihi kitabında gözler önüne seriliyor. Peki ya yazarlar? Kafka, Sartre, Proust, Genet, Stendhal, ve Georges Sand’ın odalarla olan ilişkileri ve daha fazlası…

Perrot edebi uslubu sayesinde okurun dikkatini sürekli ayakta tutuyor, bu bağlamda yorulmayı göze alan okurlar için bir şenlik vaadeden Odaların Tarihi, kültür tarihi alanındaki “klasik“ çalışmalardan biri olmayı hak ediyor.

Mozart [Tanrıların Sevdiği], Michel Parouty, Çeviren: Ali Berktay
Salzburg, Viyana ve büyük Avrupa başkentleri arasında geçen bir hayat… Kusursuz yapıtlar: Saray’dan Kız Kaçırma, Figaro’nun Düğünü, Son Giovanni, 40 Senfoni, Cosi fan tutte, Sihirli Flüt… 180 belge.

Wolfgang Amadeus Mozart 6 yaşındayken ilk menuet’ini besteledi. 11 yaşındayken ilk operasının yazdı. Bu pudralı ve perukalı harika çocuk imajının yıkılması uzun zaman alacak ve bunun bedeli bir hayli acılı ve çileli olacaktı… Mozart’ın hayatında gülüşler her zaman gözyaşlarıyla atbaşı gitmişti. Ancak gizem hâlâ varlığını koruyor: Mozart’ın müziği nasıl oluyor da ruha bu kadar etki edebiliyor? Michel Parouty, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Mozart – Tanrıların Sevdiği kitabında ünlü müzik adamının kısa ama çarpıcı hayatını anlatıyor.

Che Guavera [Devrim Yoldaşı], Jean Cormier
25 Kasım 1956’da, gece yarısı, aşağı yukarı bir buçukta, Ernesto Guevara devrime katılır: Fidel Castro ve seksen iki adamla birlikte, Granma’ya biner. Yirmi sekiz yaşındadır, tıp okumuştur, Arjantinli’dir, yine de Küba için savaşacaktır. Ocak 1959’da, zafer kazanılmıştır ama şimdi yapılacak şey yalnızca Küba’da değil, dünya üstünde “İki, üç, daha fazla Vietnam yaratmak” gereken her yerde devrimin gerçekleştirilmesidir. Düşüncelerine bağlı bir uluslararasıcı olan Guevara Afrika topraklarında, Kongo’da bir devrim merkezi yaratmaya çalışır. Ardından yeniden G. Amerika’ya dönüp Bolivya’ya gider. Umudu Küba destanını baştan yazmak ve bu kez tüm anakarayı kucaklamaktır. Guerillero heroico’nun serüveni 9 Ekim 1967’de, Bolivya dağlarındaki küçük bir köyde sona erecek ama Che söylencesi de orada başlayacaktır. Deneyimli muhabir Jean Cormier, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Che Guavera – Devrim Yoldaşı kitabı ile onun izini adım adım sürüyor.

Hanene Huzur Dolsun Sevdalı Bulut, Nazım Hikmet Ran
“Sevdalı Bulut”ta İyi niyetli ve temiz ruhlu Ayşe’nin güzelim bahçesini ele geçirmek isteyen zalim Seyfi’nin kurnazlıkları, Ayşe’ye sevdalanan Bulut’un aklı ve özverisiyle sonuca ulaşamaz. Sonuçta kazanan sevgidir, sevdikleri uğruna kendini feda etmek durumunda kalanların yaşamının sonsuzca sürebilir olmasıdır.

Davul sesleri, komutan, halk, aile gibi simgelerin yer aldığı “Hanene Huzur Dolsun” canlandırma filminde ise üç savaş dönemiyle barış mücadelesi ve her şeyin insanın kendi elinde olduğu anlatılıyor.

Lâle, Gül İrepoğlu
Lâle kitabında sanat tarihçi, mimar ve yazar Gül İrepoğlu, lâlenin imparatorlukları etkileyen, sanata yön veren uzak ve yakın tarihini inceliyor.
 

İTHAKİ YAYINLARI

Cam Kırıkları Parkı, Alina Bronsky [Ingeborg Bachmann Ödülü adayı]
Alina Bronsky’nin, Almanya’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Ingeborg Bachmann Ödülü’ne aday gösterilen ilk romanı Cam Kırıkları Parkı, 17 yaşındaki Sasha Naimann’ın  hayatı üzerine sarsıcı bir roman. 

Üvey babası, annesini öldürünce hayatı tamamen değişen Sasha’nın, bu noktadan itibaren sadece iki hayali vardır: Üvey babasını öldürmek ve annesi hakkında bir roman yazmak.  Berlin’de Rus gettosunda geçen hikaye, bir intikam hikayesinden çok; başına felaket gelen insanların nasıl dışlanıp ötekileştirildiği üzerine bir “kadın” hikayesi.  Dışlanmışlığını üzerinde hissederek karmaşık duygularıyla başa çıkmaya çalışan Sasha’nın hikayesi, göçmenliğin ağırlıkta olduğu bir fonda ilerlerken, Almanya’da göçmen olmaya dair ipuçları da veriyor. Kadına yönelik şiddetin hiçbir yerde biçim değiştirmediğine yönelik bu ilk roman, Almanya, İngiltere, Fransa gibi pek çok ülkede büyük beğeniyle karşılaştı.

Kutup Ayısı Koda, Rury Lee
Bembeyaz karla kaplı kutup ayısı diyarında geçen sıcacık bir hikâye!

Kutup Ayısı Koda açgözlü bir avcı tarafından takip edildiğini bilmeden annesiyle birlikte karın tadını çıkarır. Fakat avcı beyaz karlar üzerinde oynayan iki ayıyı avlamayı kafasına koymuştur. Koda ve annesi peşlerindeki avcıdan kurtulmayı başarabilecekler mi? Küresel ısınma ve izinsiz avlanma gibi sebeplerden soyu tükenmekte olan kutup ayılarının içinizi ısıtacak hikâyesi…

Zoe’nin Öyküsü, John Scalzi
Amerikalı Bilimkurgu ve Fantezi Yazarları Derneği’nin başkanlığını yürüten John Scalzi, Zoe’nin Öyküsü’nde Son Koloni romanındaki olaylara on yedi yaşındaki cesur kahramanı Zoë’nin açısından yaklaşıyor. Jane Sagan ve John Perry yeni koloni Roanoke’nin kuruluşuna yardım etmek üzere görevlendirilir. Bu sırada Zoë, yeni tanıştığı erkek arkadaşı Enzo ile giderek yakınlaşmaktadır. Obin ırkından iki yaratık da hep Zoë’nin yanındadır ve amaçları Zoë’yi korumaktır. Şimdi Zoë ve arkadaşlarının karşısında kurtadamları hatırlatan korkunç yaratıklar ve akla gelmeyecek tehlikeler vardır.
Scalzi, En İyi Roman dalında Hugo Ödülü’ne aday gösterilen bu kitabıyla bizi tekrar Yaşlı Adamın Savaşı evrenine davet ediyor.

NESİL YAYINLARI

Tevbeyi Yaşayanlar, Said Demirtaş
"Pişmanlık tevbedir." Hadis-i Şerif
İblis de hata yapmıştır, insan da.İnsanın farkı, hatasını kabul edip,affı için Rabbine yönelmesi, yani tevbesidir.İşte bu kitap, ‘farkını korumaya çalışanları’ anlatıyor…



Ehl-i Beyt Risalesi, Bediüzzaman Said Nursi 
“Âl-i Beytin efradı, itikad ve iman hususunda sairlerden çok ileri olmasa da, yine teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zayıf ve şansız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. (…) Ehl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle, din-i İslâm lehinde ednâ bir emâreyi kuvvetli bir burhan gibi kabul eder. Çünkü fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir burhan ile sonra iltizam eder.” Said Nursî

Ergenekon’un Şifreleri, Ali Erkan Kavaklı 
17 Mayıs günü Danıştay hâkimi Mustafa Yücel Özbilgin makamında güpegündüz, arkadaşlarının gözü önünde öldürülür, mesai arkadaşları yaralanır. Danıştay’daki kameralar, x-ray cihazları bozuktur, çalışmaz. Katilin yakalanmaması için her tedbir alınmıştır fakat polis katili enseler. Düğmeye basılmış, hükümeti alaşağı edecek bir süreç başlatılmıştır. Hâkimin cenaze töreninde katil hükümet sloganları atılır, bakanlar yuhalanır.Ümraniye’de bir gecekondunun çatısında 27 el bombası bulunur. Sonraki günlerde peş peşe cinayetler işlenir… Türkiye tarihinin en karanlık cinayetlerini işleyen örgütün deşifresi. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Kaos üreterek darbe yapmak isteyen örgütün işlediği cinayetlerin esrarengiz ve nefes kesen hikâyesi… “Derin Çete Serisi”nin 5. kitabında yazar, faili meçhul ve malum cinayetlerin sır perdesini anlatıyor.


DERGAH YAYINLARI

Kur’an İlimleri ve Kur’an-ı Kerim Tarihi, Abdurrahman Çetin
Kur’an-ı Kerim’in nüzulünden sonra geçen yüzyıllar içinde hem İslam dünyasında hem de Hıristiyan dünyada birçok teknik ve akademik çalışmalar yapılmıştır. Kur’an’ın tarihi, aslının muhafazası, tefsir ve meal ilimlerinin uygulanması gibi konular birçok eserin önemli başlıkları olmuştur.

Bu çerçevede bu eser hem Kur’an-ı Kerim’in tarihini okuyucuya sunmakta hem de yıllardır yerleşen ve akademik camiada yer bulmuş yanlış tespitleri düzeltmek yolunda önemli bilgileri barındırmaktadır.
Elinizdeki eser Abdurrahman Çetin’in ilk baskısı 1982 yılında yapılan kitabın gözden geçirilmiş ve ilaveler yapılmış halidir.
 

PROFİL YAYINCILIK

Sirenleri Taşa Tutun!, Selahattin Yusuf
“Sirenleri Taşa Tutun!” 1996-1999 yılları arasında çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış yazılardan oluşuyor. Bu yazılardaki enerji, tipik bir ilk gençlik saflığı barındırıyor. Ama insanın kalbine ilginç bir nabız da yerleştiriyor. Dil burada bilinçsizmiş gibi ilerliyor ve bazen yolunu kaybediyor. Konu ne olursa olsun, dilin kendi iç serüveni anlatının merkezine yerleşiyor. Türkiye’nin zor bir döneminin ruhsal haritasını takip etmek isteyenler için elverişli izler, belirgin işaretler taşıyor. Selahattin Yusuf, döneminin sorunlarını anlamak üzere kendince bir bakış açısı geliştiriyor. Siyasal ve sosyal gelişmeleri kültürel derinliği ve arka-planıyla birlikte ele alıyor.

Rüzgar Avı, Fatma Karabıyık Barbarasoğlu
Fatma Barbarasoğlu’nun beklenen öykü kitabı… Yakın geçmiş ne kadar yakından geçmiş. Neleri yakarak geçmiş. Dünden biz mesul değildik lakin yarınlardan biz mesulüz diyen Barbarosoğlu kalemini yaralarda ve merhemlerde dolaştırıyor.

Herkes Çizim Yapabilir, Barrington Barber
Bu eğlenceli rehberde, Barrington Barber, resim konusundaki deneyimi ne olursa olsun – herkesin resim yapabileceği düşüncesini başlangıç noktası olarak kabul ediyor. Temel çizgilerden başlayarak, çizgi, ton, oran ve dikkatli gözlemi birleştirerek nasıl ikna edici ve gerçekçi resimler yaratabileceğinizi gösteriyor.

ÖTÜKEN YAYINLARI

Diyarbakır Tutanağı, Abdullah Mollaoğlu
"Benim tek başıma gezmem halk tarafından şaşkınlıkla karşılanıyordu. Bunu hem görebiliyor hem de hissedebiliyordum. Esnaf olsun, evinin önündeki kadınlar olsun, çocuklar olsun pek çok kimse, telsizini beline takıp iki elini kâh arkasına atarak kâh göğsünde kavuştururak yürüyen bu üniformalı başkomisere dikkatle bakıyordu."

Çevre Hukuku [Akademik Çalışmalar] H.Güzin Üçışık – H.Fehim Üçışık
Çeşitli hukuk alanlarında olduğu gibi, ilgili kanunların ve yargı kararlarının yanısıra  çevre alanındaki çok sayıda yönetmelikteki ayrıntılı ve önemli düzenlemeleri de içeren bu çalışmamızı, Çevre kanununda ve ilgili yönetmeliklerde çok sayıda kapsamlı değişiklikler yapılması, bazı yönetmeliklerin tümüyle değiştirilmesi, Avrupa Birliği Direktiflerini esas alan yönetmelikler çıkarılması, Türk Ceza Kanunu ile Türk Borçlar Kanunun yenilenmesi ve Bakanlıklar  ve Kamu kuruluşlarında yapı ve görev değişiklikleri öngören bir dizi Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girmesi karşısında, artık yapılacak mevzuat değişiklilerinin eskiye oranla çok daha sınırlı kapsamda  ve zaman itibariyle daha seyrek olacağı düşüncesiyle yayınlamış bir eser.

İstanbul Kütüphanelerine Göre Üç Bibliyografya / Birgili Mehmet Efendi – Ebussuud Efendi – Gelibolulu Âlî, Hazırlayan Atsız
Bu kitap, Süleymaniye Kütüphanesi Yayınları olarak "İstanbul Kütüphanelerine Göre Birgili Mehmet Efendi (929-981=1523-1573) Bibliyografyası" (İstanbul 1966), "İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebussuud Bibliyografyası" (İstanbul 1967) ve "Âlî Bibliyografyası" (İstanbul 1968) isimleriyle M.E. Basımevinde basılarak yayınlanmış olan  Atsız Bey’in üç ilmî çalışmasından oluşturulmuştur. Atsız Bey’in titizliğini ve ilmî ciddiyetini de gözler önüne seren bu üç çalışmayı, sonuna bir de dizin ekleyerek okuyucularımıza sunmakla bir görevi yerine getirdiğimizi düşünüyoruz.

İNSAN YAYINLARI

Lâ Mekana Yolculuk, Henry Bayman
Elinizdeki eserin yazarı Henry Bayman, sufizmi araştırmak üzere ülkemize gelip 25 sene kalmış, tasavvufa ilgi duymuş ve bir tarikate intisap ederek bu alanda eserler vermiş bir bilim adamıdır.
Yazarımızın hem pozitif bilimler hem de sosyal bilimler konusundaki derin bilgisi, Uzak Doğu kültürüne vakıf oluşu, felsefî akımlar hakkındaki malumâtı ve dünya siyasetini takibine ilâveten, Türkiye’de kalışı süresince edindiği tecrübeleri ile yazmış olduğu bu eser, bazen doğrudan ve bazen de tersinden bakıldığında tasavvufu ilgilendirebilecek birçok konuya atıflarda bulunmaktadır.

İslam Düşüncesinde İlimlerin Tasnifi, Osman Bakar
İlimlerin tasnifi, âlemdeki varlık hiyerarşisi bağlamında bilgi, ahlâk, mutluluk teorileriyle ilgili bir konudur. İslâm düşüncesinde kapsamlı bir ilim tasnifi İhsâ‘u’l-ulûm adlı eseriyle ilk önce Fârâbî’de görülür. Akıl gücü esas alınarak inşa edilen varlığa dair bilgi anlayışında ulaşılmak istenen hedef, eşyanın hakikatine dair tahkik edilmiş bilgiye ulaşmaktır. İlimleri daha çok kalp/keşf merkezli olarak tasnife çalışan Gazzâlî’de dinî bilginin önceliği ve ilimlere ahlâkî bir temel kurma düşüncesi bariz şekilde görülür. Kutbeddîn Şirâzî’de ise işrâkî bir bakış açısı vardır. Onun için her üç düşünürün bilgide metot anlayışını ilimler tasnifinde görebilmek mümkündür.

İLETİŞİM YAYINLARI

İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri, Emel Akal
Topu topu bir yıllık bir zaman dilimi: 1920 ilkbaharından, 1921 ilkbaharına kadar… Bu kısa sürede, bu dar zamanda, “Yeni Türkiye”nin iç politik sahnesi, Londra’nın ve Moskova’nın etkileri altında nasıl biçimlendi? Emel Akal’ın kılı kırk yaran araştırması bu soruya ışık tutuyor.

Türkiye’de Anarşizm, Barış Soydan
Kökleri iki asır öncesine uzanan anarşizm, Türkiye’de ancak 1986’da yayımlanan Kara dergisiyle ve peşi sıra şekillenen anarşist hareketle varlık kazanabildi. Neden? Anarşizm Türkiye’de neden bu kadar geç tanındı, yayıldı? Cumhuriyet tarihi boyunca, nasıl oldu da bir tane bile anarşist aydın çıkmadı?

Bu gecikmenin Türkiye solu için anlamı nedir? Anarşizm neden 1916’da, ’76’da değil de, ’86’da doğdu? Bu gecikmenin sebeplerini, akademisyenlerden aktivistlere, dönemin ve bugünün tanıklarıyla enine boyuna konuşan gazeteci Barış Soydan, yakın dönem siyasi tarihimizi ve günümüzün öne çıkan konularını, daha önce ele alınmamış bir açıdan sunuyor.

Eleştirel Bakış, Peter Osborne
Radical Philosophy dergisi 20. yüzyılın son düzlüğünde radikal filozoflarla çeşitli söyleşiler yaptı. Marksizm, feminizm, post-kolonyal teori, edebiyat teorisi, eleştirel teori, radikal siyaset, queer teorisi ve psikanaliz bu “sert” tartışmaların çerçevesini oluşturuyordu. Judith Butler, Cornelius Castoriadis, Drucilla Cornell, Axel Honneth, István Mészáros, Edward Said, Renata Salecl, Gayatri Chakravorty Spivak, Cornel West, Slavoj Žižek’in Radical Philosophy dergisinin editörleriyle yaptıkları söyleşileri bir araya getiren Eleştirel Bakış, 21. yüzyıl için de geçerliliğini koruyan soruları yeniden önümüze seriyor.

Çizgi Açığı, Tanıl Bora, Turgut Yüksel
“Simon Kuper’in ‘Futbol asla sadece futbol değildir’ şiarı bize çok rehberlik etti ama oyunun yitişine karşı, bazen artık ‘Futbol sadece futboldur,’ diyesimiz geliyor.”

Böyle diyor, elinizdeki kitabın yazarı-çizeri. Fakat futbol sadece futboldur derken bile, yeşil sahayı sınırlayan çizgilerin içinde oynanan topla bırakamıyoruz işi. Çünkü bir futbol maçı oynanırken, o maçtaki her futbolcunun, her hakemin, teknik direktörün, o maçı seyreden, yaşayan her taraftarın o 90 dakika boyunca kendi hikâyesi yazılıyor. Tribünde onbir kurgulayanlar, radyo başında takımının gol haberini bekleyenler, meramlarını pankartlarla ifade etmek isteyenler… Tanıl Bora’nın futbolun rekabet merkezinden uzaklaşarak yazdığı bu “yan” hikâyelerin bir kısmını topladık bu kitapta. Ve Turgut Yüksel’in eşsiz çizgilerinin arasına yerleştirdik.

DOĞAN KİTAP

Ben, El Fakir-ül-Hakir Sinan, Mehmet Coral
Uygarlık tarihimizin belki de en büyük sanatçısı olan bu dev kişiliğin romanında, yaşadığı yüzyılın bütün olaylarını, su katılmamış gerçekliği içinde okuyacaksınız. Mehmet Coral, 2002 yılında yayımladığı Işıkla Yazılsın Sonsuza Adım romanını 10 yıl sonra yeniden kurguluyor, gönlündeki ve zihnindeki Mimar Sinan’ı yeniden yorumluyor. Ben El Fakir-ül-Hakir Sinan, o meşhur  yüzyılın ve o muhteşem sanatçının hikâyesinin oya gibi işlendiği benzersiz bir roman. 

BEYAN YAYINLARI

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu
Cahit Zarifoğlu’nun bütün eserlerini yayımlayan Beyan Yayınları daha önce şairin eserlerini bir bütünlük içinde değerlendirilebilmesi adına Hikayeleri, Romanları, Denemeleri, Şiirleri ve Mektupları tek kitap olarak hazırlamıştı. İlk yayınlanış tarihi ve yayınlandığı formata sadık kalınarak hazırlanan İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller ile Korku ve Yakarış isimli kitaplar okuyuculardan gelen yoğun istek doğrultusunda müstakil kitaplar halinde de yayımlandı.

TUDEM YAYIN GRUBU

Sıradana Övgü, Toprak Işık
Farklı türlerdeki yapıtlarıyla edebiyatımızda kendine özgü bir yer edinen Toprak Işık, Sıradana Övgü adlı kitabıyla başta yazar adayları ve edebiyat eleştirmenleri olmak üzere edebiyata gönül vermiş her yaştan okura edebi bir şölen vadediyor. Öykülerinden ve romanlarından alıştığımız samimi üslubunu deneme türünün içtenliği ve öznelliğiyle harmanlayarak çarpıcı bir eser sunuyor.
 

AGORA KİTAPLIĞI

Dağılmış Cumhuriyet [Yoldaşlarla Yürümek],  Arundhati Roy
Arundhati Roy’un bu kitabı, yazarın “Mr. Chidambaram’ın Savaşı”, “Yoldaşlarla Yürümek” ve “Damla Damla Devrim” başlıklı üç makalesinden oluşuyor.

Oyuncunun El Kitabı, Konstantin Stanislavski
“Benim sistemim, ömrüm boyunca sürdürdüğüm çalışmalarımla araştırmalarımın ürünüdür. … Benim bütün ömrüm, oyuncuların bir karakter imgesi yaratmalarını, bir insan ruhuna yaşantı katmalarını ve doğal yollarla onu sahnede güzel ve sanatsal bir biçimde ete kemiğe büründürmelerini sağlayacak bir çalışma yöntemi aramakla geçti. (…)Bu yöntemin temelleri, benim bir oyuncunun doğasıyla ilgili çalışmalarım oldu.”

Bütün Oyunları 1, Bertolt Brecht
15 yaşında, lise öğrencisi iken ilk dramatik eserini yazar: İncil. Eser, 16. Yüzyılda Nederland`ın İspanyol-Katolik birliklerine karşı verdiği özgürlük savaşından bir bölümü sergiler. Oyun, birçok yönden Brecht`in gerek evdeki, gerekse okuldaki kişisel yaşantılarıyla ve öncelikle de okuduklarıyla bağlantılıdır. Baal (1919), Baal (1922), Baal`in Yaşam Öyküsü: Mart 1918`de Brecht, arkadaşı Caspar Neher`e şu haberi iletir: "XV. yüzyılda Bretagne`da katil, sokak soyguncusu ve balad şairi olan François Villon üstüne bir oyun yazmak istiyorum" O sıralar Villon`un yaşamı ve yapıtlarıyla Brecht çok ilgilenmişti, şiirlerinde de ondan esinlendiği hiç az değildir.

TİYO YAYINCILIK
Tahrir Vazifeleri, İsmet Özel
"Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir…”

Waldo Sen Neden Burada Değilsin, İsmet Özel
"Kim olduğumuz sorusuna cevap ararken, aklımız hep, kim olacağımız sorusuyla karışıyor. Kim olacağımızı düşündüğümüzde ise kim olmak istediğimiz sorusu peşimizi koyuvermiyor.
Gerçekte, kim olduğumuzu öğrenme süreci içinde bile kimliğimiz yeniden oluşuyor. Sanki Werner Heisenberg’in belirsizlik ilkesine tâbi olmuş gibiyiz. Nerede olduğumuzu öğrenmeye çalışırken nereye gittiğimizin bilgisi elimizden kaçıyor, eğer nereye gittiğimizi bilme gayretine kendimizi kaptırırsak nerede olduğumuzu unutma tehlikesine uğruyoruz. Ama bütün bu belirsizlik içinde karartılamayacak, önemi azaltılamayacak, vazgeçilemeyecek bir kalkış noktamız var: Bizler, hepimiz birer ürünüz. Hepimiz husule geldik, hepimiz oğullar ve kızlarız."


NEMESİS KİTAP

Ey Hayat – Bütün Şiirleri 5, Yılmaz Odabaşı
Yılmaz Odabaşı’nın bütün şiirlerinin beşinci cildi ve son kitabı olan Ey Hayat, şairin 2000-2002 yıllarında yazdığı ve yine aynı yıllarda Ey Hayat ve Buğulu Atlas adlarıyla kitaplaşan son şiirlerinden seçtiklerinden oluşuyor.

Yılmaz Odabaşı, şiirleriyle: 1990 Cahit Sıtkı Tarancı Şiir Ödülü, 1991 PetroL-İŞ Sendikası Şiir Yarışması İkincilik Ödülü, 1998 Sabri Altınel Şiir Yarışması Birincilik Ödülü, 1999 Orhon Murat Arıburnu 10. Yıl Şiir Özel Ödülü gibi ödüller kazanmış, pek çok şiiri de önemli müzik grupları ve müzik adamları tarafından bestelenerek şarkılaşmıştır.

NUN YAYINCILIK

Hz. Muhammed’in Aile ve Akraba Atlası, Hayati Yılmaz
Son peygamber Hz. Muhammed içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olarak dünyaya geldi, ulvi görevinde başlayıncaya kadar da büyük ölçüde onlar gibi yaşadı. Bu sebeple içinde doğduğu ve yaşadığı ortamın iyice bilinmesi, Hz. Peygamber’in ve mesajının daha iyi anlaşılması ve yorumlanmasına çok önemli katkılar sağlayacağı muhakkaktır. Hz. Muhammed’in içinde yaşadığı ortamı tanımanın en iyi yollarından biri de şüphesiz ki, O’nun "yakınları" olan insanları tanımaktır.

REMZİ KİTABEVİ

Metrestepe, Üstün Dökmen
Kurtuluş Savaşı’nın yapıldığı alanlardan biri de Bozüyük yakınlarındaki Metristepe’dir. Kurgu bu ya, bir inşaat firması, 2000’li yıllarda Metristepe yakınlarında, villalardan oluşan bir site yapar, “Metristepe
Manzaralı Villalar” diye satılır evler. Sitenin adı Metristepe’dir ancak birçok varlıklı erkek metresini bu villalara yerleştirdiği için olsa gerek, sitenin adı zamanla “Metrestepe Villaları”na çıkar. Bu villalarda, Metristepe Savaşı’na katılanların torunları oturmaktadır şimdi. Bu romanın kahramanı Nurşen, Metrestepe villalarına yerleşen sakinlerden biridir ancak hayatın ona neler getireceğini
bilememektedir.

Ardından Yıllar Geçti [Hıfzı Topuz’un 90 yıllık yaşamına bir armağan…], Söyleşi: Öner Ciravoğlu
Cumhuriyetimizle yaşıt bir kişilik, 90 yıla sığan dolu dolu bir yaşam… Hıfzı Topuz için Galatasaray Lisesi’nde başlayan öğrenim, İstanbul ve Strasbourg hukuk fakültelerinde devam etti. Sonra gazetecilik, ünlülerle tanışma ve yakın diyaloglar… Ardından Paris… Unesco’daki görev nedeniyle Latin Amerika’da ve özellikle Kara Afrika’da iletişim uzmanlığı… Ardından İstanbul’a dönüş ve biyografik roman yazarlığı… İşte Ardından Yıllar Geçti, böylesi bir tanıklık ve renkli bir yaşamöyküsü…


YİTİK ÜLKE YAYINLARI

Gebelere Balon – Hamilelik Hurafeleri, Bihter Dinçel ve Elif Ezgi Uzmansel

Bay T., Katerina Ilopoulou (Dünya Şiiri Dizisi)

On5yirmi5.com