Mayıs ayında yeni çıkan kitaplar

PINAR YAYINLARI

Bir Yıldız Tut,Nebir Aydın Gökduman, 168 Sayfa, 10 TL

Sanki eksiktim yarımdım… İki arada bir derede… Arafta Oysa içimde devcileyin ırmaklar çağıldıyordu.

Gün ışıklarını hain bir sevgili gibi çekiverince yeryüzünden yüreğimin sol köşesindeki cevher ağrıyordu biteviye ağlıyordu.Gün aldatıyordu ama karanlık rahat komuyordu adamı. Dertler bulut bulut üzerime yağıyordu.

Bir başıma zaman ve mekanın, yeryüzünü parselleyen tüm kirli sınırların ortadan kalktığı dehlizlere savruluyordum.Her köşe başında tanıdık tanımadık yüzler,simalar…Öncüler, arkadakiler, ortadakiler, kıyıdakiler,kenardakiler…Kah umut doluyordum kah ürküyordum.

En çok da içine evrilenlere benzemekten korkuyordum.İnsan olanın duyarsız kalamayacağı karelere sürüyordu asude yolculuk.

Çağlar içinde tebdili kıyafet insanlığımı arıyordum…

 

Eylülle Gelen, Nebir Aydın Gökduman, 168 Sayfa, 10 TL

Dilerse neleri başaramaz ki! Geçmişin eli eteği kol kanat germiyor da acıyı çoğaltıyorsa üzerine sünger çekebilmeli insan!

Denize ulaşmak için devinip duran ırmaklara, asırlardır yeryüzüne ışık saçan yıldızlara, bütün nahifliklerine rağmen özgürlüğün simgesi özgürlüğün simgesi olabilen güvercinlere baksa bir…

Ya da içindeki çaresizliği öldürse ve geç değil hiç bir şey için diyen yürek serinliğine kulak verse. Hiç istemediği kadar istese bugünü, hiç meydan okumadığı kadar dirense maziye ve duyumsamadığı kadar yakınlaşsa yarına. O gücü bulabilir, o adımı atabilir, o çok önemli saydığı parçasını da öldürebilir; bahçesinde fesleğenler, karanfiller, ortancalar yetiştirmeyi düşlediği o sessiz sakin evi özlemeden nefes alabilir istese…

İstemeyi de öğrenebilir, başarmayı da. Yaşama sakınımsız tutunabilir, umuda pazarlıksız sokulabilir; yüreğinin tüm dokularına yayabilirse istenci…

CHİVİYAZILARI YAYINEVİ

Sufiler, İdris Şah, 336 Sayfa, 34,50 TL

Sûfîler kendilerini maşuktan gayrı her şeye kapatmış aşk erleridir. Leyla yüzlü yârin peşinden çöller aşan Mecnun misalidirler. Kimisi hakikatin özünü bilmek, eşyaya gönül bağlamamak gerek demiş, kimisi “İllâ edep illâ edep” diyerek yol sürmüştür.

Sûfî yolunun temel gayesi içte olanı dışarı çıkarmaktır. Öz insanda olan ve Tanrı’nın her birimize bahşetmiş olduğu kıymetleri bedene ve zaaflarına rağmen ulaşmaktır, yani ‘Kamil İnsan’a. Denizden alınan bir bardak suyun deniz olduğunu idrak etmek serüvenidir Sûfîzm. Hallac-ı Mansur’un Enel Hak kavramı aslında bu kavrama değinen en kadim olanı, Tanrı herkestir, herkes de Tanrı. O, yarattıklarının bir ayinesi ve bu ayine de yansıyanlar da yaratıcısının aşkı ile yanan tek tek kandiller, meşalelerdir.

Kitapta, Türkçe okurun yakından tanıdığı, Nasrettin Hoca, Hallac-ı Mansur, Mevlana Celaleddin Rumi, İmam Gazzalî, İbn-i Arabi ve Ömer Hayyâm gibi önemli isimlerin eserleri, hayatı ve kişilikleri mercek altına alınıyor…            

Şah tarafından 20. yüzyıl içerisinde Sûfî kimliğinin ve geçmişinin derinlemesine kaleme alındığı bu eser, modern zamanların İslam sûfî geleneğini ve felsefesini kapsamlı olarak Batı’ya aktarmada önemli bir işleve sahiptir. Peştu kökenli Amerikan vatandaşı olan Şah, Batı kürsülerinde Arap ve Farsî dillerinde yazılmış birçok tasavvuf ehlinin kült kitaplarından beslenerek İslam’ın parlak yüzü Sûfîler’i, aşk erlerini Batı’nın insanlarına en yalın bir o kadar da etkiyici bir dilde aktarmasını bilmiştir.

Günümüz Ortadoğu’sunda, eskinin Sûfîleri’nin diyarlarında yer alan Radikal İslam sürtüşmeleri, iktidarı uğruna kendisinden olmayanı öldüren, kesen; iktidarını sağlamlaştırmak adına her yolu mubah gören, saltanatlar kurarak, kardeş kanıyla abdest alanların yolu değildir Sûfîzm. Bu kitap, Sûfîleri, İslam’ı doğru ve hakkaniyetle anlamak için bir büyük fırsattır.

AKIL FİKİR YAYINLARI

Dallar Kuşlara Tutunmayı Unutmamıştı, Cansaran Kızıltaş, 114 Sayfa, 10 TL

‘incelirse dallar kırılır en ince yerinden” 
”pırıltılı kanatlara uçmak ışığın gücüyledir” 
”kırılma eğil dallar gölgen olsun” 
”oysa Nuh’un gemisi herkese yeter de artardı bile”

 

Aslından Hüzün Ve Hep İstanbul, Cansaran Kızıltaş, 112 Sayfa, 10 TL

Aslında Hüzün ve Hep İstanbul; yazarın içinde yaşadığı kent ile yaptığı söyleşilerin insanı bir iç yolculuğa çıkarışıdır. İnsanlar yaşadıkları kentlerle bütünleşirler. Her gün yürüdüğümüz yollar ,otobüs durakları, İskeleler eğri büğrü taş sokaklar hepsi bir şeyler söyler bize. Bakmadan bir keşmekeş içinde yaşadığımız yerdir dünya ve şehir.  İstanbul dünya kentleri arasında ayrı bir yere sahip yorgun ve yaşlanmış yüzüyle bir hüzündür.Ve hep bir şeyler anlatmak ister. Değişen mimarisi,tarihi ve içinde gizlediği sırlarıyla bu güne bakar ve yeniden yeniden keşfedilmeyi bekler. İstanbul işte bu kitapla okuyucuyu yeniden buluşturmayı diler. Her gün yeni bir başlangıçtır her gün yeni bir keşif yolculuğudur. Yolculuğunuz bu günden yarına bir köprü olsun.

 

Efendinin Ölümü, Mürsel Ağaç, 368 Sayfa, 20 TL

“Efendi’nin Ölümü”; istila korkusu ile Bayburt-Köse arasında uzanan Mormuç Ovası’nın kuzey yakasında bulunan Örenşehir köyünden ayrılarak; ücra bir dağ köyü olan Yukarı Hur’a sığınan Ağacık Ailesinin muhacirlik hikâyesidir.  Yeni toprağında kök salan ve büyüyen ailenin kollarının birisinde trajik bir ölümle sonuçlanan olaylar serisi otantik köy kültürü arka planında ve Mesnevi ilhamlı bir formda romanlaştırılmış. Geçen yüzyılın ortalarında kültürel dönüşme şafağında bulunan köy hayatını en iyi temsil eden yüksek bir dağ köyündeki olağan hayattan kesitler…  Nezahet ve yüksek ahlaki değerleri koruyarak yaşanan aşk ve sevda imalı vuslatsız masumane bir sevginin sadece yürek burkan son perdesi… Hepsi bu köyün hayatında olan ve olabilecek vakıalar. Saf ve değerli olanı koruyarak, mekruh ve merdut olanı bilerek tasvir etmeme hassasiyeti ile anlatılmıştır. Mahalli hafızanın koruduğu bariz rivayetler ve alegorik temaları ile zihinlerde iz bırakmış olayların bu romanesk takdimi, iddiasız ama Türk Edebiyatında yeni bir tarz denemesidir.

 

Günümüzün Karacaoğlan’ı Mehmet Zeki Akdağ, Mehmet Nuri Yardım, 248 Sayfa, 15 TL

Mehmet Zeki Akdağ, ömrünü şiirin güzellikleriyle donatmış bir kültür sanat adamı. 60 yıldan beri ruhunun imbiğinden süzdüğü incelikleri mısralara yükleyerek şiir dünyamıza değer katıyor. Yarım yüzyılı aşkın süredir şiirleri, edebiyat sanat dergilerini süslüyor. Kitapları gerçek şiirseverlerin zarif kütüphanelerinde çoktan yerini aldı bile. Türkiye’de popülizm hastalığına yakalanmayanlar, eski ve yeni şiirin özünü kavrayanlar, Mehmet Zeki Akdağ’ın şiirlerine uzun zamandan beri yüreklerinde yer açıyorlar. Şair ve yazarlarımız, O’nu Günümüzün Karacaoğlan’ı kabul ettiler. Bu unvanı hak etmek kolay değil, her şaire de nasip olmaz. Akdağ, Karacaoğlan’ın izinden giden bir âşık. 
Eserleriyle ölümsüzleşen yazarları ihmal etmeyen Akıl Fikir Yayınları, yaşayan değerlerimize de sahip çıkıyor ve onları yeni nesillerle buluşturuyor. Edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım, yakından tanıdığı Mehmet Zeki Akdağ’ı yazdı. Şairin hayatını, sanat anlayışını ve eserlerini kaleme aldı. Bütün şiirlerini inceleyerek sizin için iyi bir seçme yaptı. Ve Akdağ hakkında edebiyat tarihçilerinin, şairlerin, yazarların, gazetecilerin ve kültür sanat adamlarının görüşlerini bir araya getirdi. İnanıyoruz ki, Akdağ’ı tanımayanlar bu kitap sayesinde yeni bir şairle tanışmanın doyumsuz güzelliğini yaşacak, onun şiirleriyle yeni ufuklara açılacaklardır. Şairimizi tanıyanlar ise kitabı okuduktan sonra sevgilerini çoğaltacak ve böyle bir sanatkârla çağdaş olmanın anlamını bir kez daha düşüneceklerdir. İyi bir şairin gönül yolculuğuna eşlik etmek istiyorsanız buyurun öyleyse, sayfaları çevirebilirsiniz…

MANA YAYINLARI

/

Laiklik Ve Sivil Toplum, Raşit El Gannuşi, 167 Sayfa, 12 TL

Tunus Nahda Hareketi’nin lideri Raşit Gannuşi’nin “Laiklik ve Sivil Toplum Üzerine” adlı kitabının müsveddesini okuduğumdan dolayı şu günlerde mutluyum. Çünkü ben, bu çağda kültürel özgünlükten ve çağdaş ve kadim felsefe okumalarından büyük ölçüde nasibini almış, seçkin bir İslami yazarla karşı karşıyayım. Bütün bu meziyetler onu, asrı kuşatabilmeye ve saf İslami değerlerine zarar vermeksizin bu asrın farklı kültürlerini hazmetmeye hazır hale getiriyor.Elimizdeki bu kitap laiklik, devlet ve sivil toplum haklarını ele alan değerlendirmelerden oluşmaktadır. Bu haklardan her biri, kapsamlı bir araştırma olarak ele alınmasa da, bir ya da birçok açıdan değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Yazarın amacı, İslam toplumlarında bariz bir etkisi olan bu açılara okuyucunun dikkatini çekmektir.İslam’da uygar toplumdan bahsetmek; İslami sistemin, devletin vatandaşlara zulmetmesine karşı çıkan ve halka daha fazla hak ve özgürlük tanıyan uygar toplumun inşasındaki öncül konumunu ortaya çıkarır. Kitabın içindeki on ana başlıktan her biri belirli bir fikri açıklarken yeni bir noktaya da dikkat çekmektedir. Ayrıca bu değerlendirmeler, İslam kültürünü daha köklü ve çağın yeniliklerini özümseyecek hale getiren önemli eklerden oluşmaktadır.

İNKİLAP KİTABEVİ

/

İnsanın Özgürlük Arayışı, Ali Bulaç, 224 Sayfa, 14 TL

Albert Camus, “Dünya anlamsız, insan saçmadır”; Jean-Paul Sartre, “İnsan beyhudedir” diyor. Michel Foucault ise insanın  ölümünü ilan ediyor. İnsan gerçekten mümkün değilse, onu kim bu kadere mahkûm etti?  Ali Bulaç, modern insanın özgürlük sorununa İslâmi bir bakış açısı sunarken, iletişimle küçülen bu dünyanın sistemleştirilmiş insanını da eleştiriyor. İnsanın varoluş çabasının saçma ve beyhude olup olmadığını tartışıyor.  Peki, insan gerçekten mümkün mü? Mümkünse özgürlüğü de mümkün mü?  Modern insanı özgürlüğe götürecek bir yol gerçekten var mı?Modern dünyanın karmaşık toplumsal ilişkileri içerisindeki insanın dramını ele alan İnsanın Özgürlük Arayışı, ehlileşme ve kapatılmanın hangi süreçlerden geçerek mutlaklık kazandığını irdeliyor. Modern tıp, sosyoloji, psikoloji, felsefe, sanat ve ateizm… Bunların hiçbirinin insanın özgürlük arayışına katkıda bulunmadığını söyleyen Ali Bulaç, insanın özgürlük sorununu farklı bir düzlemde ele alıp insanın ve özgürlüğünün mümkün olduğunu göstermeye çalışıyor.

 

/

Size 28 Gün Yeter, Merve Bilge Atalay, 160 Sayfa, 20 TL

Elinizdeki bu kitap sadece bir diyet kitabı değil, aynızamanda sağlıklı yaşam kitabı, mutluluk kitabı, huzur kitabı, sevgi kitabı, spor kitabı, bir nebze hayat kitabı… Ve şu bir gerçek ki bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, kendinizden başka sihirli bir değneğe sahip değilsiniz. Bu yüzden içinizdeki sihirli güce iyi bakın ve inancınızı kaybetmeyin. Başaramayacağınızı, değiştiremeyeceğinizi, değişemeyeceğinizi söyleyenlere aldırış etmeyin -ki bu içinizdeki kötü ses bile olsa. Sadece 28 gün verin kendinize. Size garanti veriyorum her şey daha güzel olacak. Sadece 28 gün yeter! Değmez mi denemeye? Kendinize bir şans verin. Herkese verdiğiniz yüzlerce şanstan sadece bir tanesini kendinize verin…

PENA YAYINLARI

/

Küçük Cesur Kalp, Daniella Carmi, 160 Sayfa, 13,50 TL

Filistinli Samir, hayatta hiçbir zaman katlanamayacağını düşündüğü bir durumla karşı karşıyadır: İsrail hastanesinde, kardeşinin ölümünden sorumlu gördüğü insanların arasında yalnız ve yaralıdır. Ancak burada Samir hem kendisinin hem de İsrailli Yonatan ve diğer çocukların küçük cesur kalplerini keşfeder. Büyükler kolaylıkla savaş çıkarırken onlar dost olmayı başarır. Filistinli küçük Samir geçirdiği bisiklet kazasının ardından bir İsrail hastanesinde ameliyat olmak zorundadır. Evini ilk kez terk etmek zorunda kalan Samir, kendisini hastanedeki İsrailli çocuklar arasında bulur. Yemek yemeyen Ludmilla, devamlı yatağının altında saklanan Razia, hiperaktif Tzahi ve en önemlisi de bir kolu sakat olan Yonatan’la tanışır. Kardeşinin ölümünden ve ailesinin çektiği acılardan sorumlu tuttuğu çocuklar Samir’i yıldızlar, bilgisayar oyunları ve acıların üstesinden gelecek bir hayal gücü ile tanıştırırlar. Zamanla birbirlerini destekleyen mükemmel bir takım haline gelir, düşmanlığı dostlukla yenerler.

NESİL YAYINLARI

/

Aşkın Gül bahçesi, Nurdan Damla, 160 Sayfa, 11 TL

Aşkın gül bahçesinde yediveren sevdalar boy verir. 
Renk renk güller ve kokular devşirilir.
Aşktır o güllerin adı…
Takvadır, adanmışlıktır, zühddür, sevgidir ve dahi selamdır.
Varoluş tarlasını gül bahçesine çevirenlerin, kor ateşin nârı içinden gül toplayanların öyküsüdür bu.
Aşkın gül bahçesine girenler gül koklar ve gül kokarlar. 
Ferah esintilerle…
Nurdan Damla, Aşkın Gül Bahçesi’nde bizi kıssalardaki aşkın gül kokulu esintilerine çağırıyor.Her daim aşk ile…

/

Sevgili Peygamberim Boyama, Ercan Polat,  Sayfa 32, 2,50 TL

Benim Peygamberim insanların en iyisi,
Çocukları çok seven, dünya tatlısı birisi.
İşte rengârenk boyama kalemlerim,
Ve birbirinden sevimli boyama sayfalarıyla,
Sevgili Peygamberimin hayatını öğreneceğim!

Değerli anne-babalar, Peygamber sevgisi oluşturmayı amaçlayan bu kitapla, çocuklar Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatını boyama eşliğinde eğlenerek öğrenecekler.
Okul öncesi çocuklar için hazırlanan kitapta, 
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğumundan vefatına,
aile hayatından çocuk sevgisine,
mucizelerinden eşsiz ahlakına kadar birçok konu işleniyor.

HAYYKİTAP YAYINLARI

/

Annenin Ruh Halleri, Mehmet Teber, 256 Sayfa, 18 TL

Sadece anne, anne olamayan anne, üvey anne, boşanmış anne, çalışan anne, blogger anne, helikopter anne, mükemmeliyetçi anne, benmerkezci anne, koruyucu anne, bağımlı anne, kaygılı anne, stresli anne, demokratik anne, kafası karışık anne, hijyenik anne, organik anne, blender anne… Siz hangi annesiniz? Eşiniz hangi anne? Anneniz hangi anne? “Anneler neler yaşar ve neler hisseder?” diye merak ediyor musunuz? Anneleri ve anneliği gerçekten anlamak istiyor musunuz? O zaman doğru yerdesiniz!

Annelik… Her kadının tatmak istediği ‘güzel’ duygu… Kadını ‘kadın’ yapan olgu… Yaradan’ın kadınlara ‘özel’ lütfu… Kadına Cennet kapısını açan anahtar! Annelik kutsal olmasına kutsal ama, günümüzde anneler çok da mutlu değil! Kimisi eşleri, çocukları tarafından anlaşılamamaktan şikâyetçi, kimisi hazır olmadığı bir yükün altına girdiği için tedirgin ve hatta pişman.Uzman Pedagog Mehmet Teber, 10 yılı geçkin bir zamandır binlerce anneyi gözlemlemiş, onlarla görüşmüş. Anneliğin ardında nice duyguların, hayallerin, arzuların, zorlukların, çilelerin barındığını görmüş! Yaşananların annenin ruh halini nasıl etkilediğini, annenin davranışlarına nasıl yansıdığını tespit etmiş.Teber, bu kitapta anneye ve anneliğe dair edindiği bilgileri bizlerle paylaşıyor. ‘Ben nasıl bir anneyim?’, ‘Eşim nasıl bir anne?’, ‘Annem nasıl bir anne?’ diye merak edenlere duygusal bir yol haritası sunuyor.Bu kitabı okuyan anneler kendilerinin, duygularının, ruh hallerinin farkına varacak! Anlaşılmış olmanın mutluluğunu yaşayacak… Babalar da eşlerinin dünyasına yolculuk yapacak, erkekler bu kitapla kadını daha iyi anlayacak, anneliğin dışarıdan göründüğü gibi kolay olmadığını görecek! Annenin Ruh Halleri yazarın anneye ve anneliğe dair edindiği bilgileri önce annelerle sonra da tüm toplumla paylaşmak isteğinin bir ürünü. Annelerin kendilerine bile tarif edemediği acıları, yaraları, yalnızlıkları onlar için yazmayı arzu etmiş yazar. Yazarın öncelikli hedefi, kitabı okuyan annelerin, daha çok kendilerinin farkına varmaları, anneliği, acılarını, duygularını daha iyi fark etmeleri. Kitabın bir hedefi de annelere onları anlayan birilerinin varlığını bildirmek. Çünkü anlaşılmak kadar insana iyi gelen bir şey olmadığını belirtiyor yazar. Dolayısıyla kitabın sonunda annelerin yaşayacağı “anlaşılmış olmak” duygusu yazarın bir diğer hedefi.İkinci hedef babalar ve erkekler; kadınların dünyasına dair az şey bilen, buna karşın çok şey bekleyen erkekler. Bu kitabı okuyan erkekler, anneliğin dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını görebilecekler.Üçüncü hedef ise annelerle çalışan doktor, öğretmen ve psikologlar gibi uzmanlar. Onların anneye ve anneliğe bakışını biraz da olsa zenginleştirebilmek. Siz de anneleri ve anneliği gerçekten anlamak istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun!

/

Yazmak Karanlığa İyi Gelir, Mehmet Okçuığlı, 224 Sayfa, 15 TL

“Yazmak, karanlığa iyi geliyor. Mutsuzluğu, yaşanmayanları ve kayıpları örtbas etmek için de birebir yazmak ve belki de bilincimin derinliklerinde, yazıyı kullanarak kurmaca bir hayatın varlığına kendimle beraber birilerini de inandırmak istemekteyimdir. Güzel mi? Bence evet!” Mehmet Okçuoğlu, hikâye, anı, mektup gibi farklı edebi türlere yer verdiği kitabında yer yer denemeler kaleme alıyor, yer yer de güncel politikaya değinerek siyasi değerlendirmelerde bulunuyor. Yazarın, onu yazmaya iten dürtüsüyle yazdıkları birebir örtüşüyor. Bu anlamda, yazar, yazma serüveni için şunları söylüyor: “İçimde bir an önce akmak, dışarıya çıkmak isteyen bir şey vardı, şey! Orada, içimin de içinde bir yerde o şey varken ve duruyorken ve o şey günden güne aklımı, ruhumu ve bedenimi alev alev sararken, ben yerimde duramazdım ve biraz bu yüzden ve birazcık da eğlencecikten, tuttum size 4×4 ölçeğinde kıssadan hisseler yazıverdim. Acaba olup biteni tam olarak anlatabilmem ve onu sizin kafanızda canlandırabilmem için çok mu uzaklara gitmem gerekiyordu? Ah, keşke elimden gelse; keşke bunu yapabilecek gücü bulabilsem kendimde! Bir de şöyle düşünmek lazım. Bunlar benim hikâyelerim sonuçta… Tıpatıp gerçek ile aynı da olsalar, kafadan uydurulmuş da olsalar… Yer yer olağanüstü, yer yer dikkate değer, yer yer arzulu ve ilgiye layık olarak anlaşılsa ve değerlendirilseler de; kaç kişi bilir, bilebilir kanlı canlı, sınırsız, tesadüf ve şanssızlıklarla dolu, gizemli veya berrak olan hikâyenin tamamını? Yanılıyor muyum? Sonradan ve de yavaştan ayıklamayı ve de seçmeyi öğrendim ve böylece de pek çok kişiden daha fazla bütünü gördüm galiba ve artık biliyorum ki aramızda derin ve onarılmaz ayrılık ve farklılıklar olsa da biz hepimiz aynı kaynaktan geliyoruz ve salt bu nedenle dahi olsa hâlâ birbirimizi anlayabiliyor ve birbirimiz hakkında yorumlar yapabiliyoruz.” Mehmet Okçuoğlu, yazarken ve düşünürken, aldığı felsefe ve hukuk eğitiminden bolca yararlanıyor. Yazar, hayat bütün ciddiyetiyle akarken, duyarlılığını koruyarak yazıya mizah ve kara mizah penceresinden bakmayı da ihmal etmiyor.   “Hayat denen sıkıcı dersi bir gözün aralık kollarsın hep ‘Gördün mü?’ demek için sıra arkadaşına. Mesela hep eteği sarkar iktidarın. ‘Gördün mü?’ deyip iki kişilik gülersin. Mesela sıra dayağına çeker sizi hayat. ‘Acıdı mı?’ dersin. Acıyan yerlerini gösterirsin birbirine. Geçince ya da geçti sanınca da ‘Gördün mü? Bak geçti,’ dersin. Yokluklarda, yoksulluklarda yoklama yapacağı tutar hayatın. Eksik yazılmasın diye o, atarsın kendini ortaya. Yalanlar, masallar, hikâyeler; oyalarsın zamanı. Ne yapar yapar eksik dedirtmezsin sıra arkadaşını. Sonra bir aralık bulup yine ‘Gördün mü, iki kişi olunca nasıl da idare ediyoruz birbirimizi,’ dersin. Herkesten gizli, hınzır şeyler yaparsın birlikte. Düşersin diye çıkarmadıkları yükseklere çıkıp, boğulursun diye göndermedikleri dehlizlere dalarsın birlikte. Maceraların arasından parmaklarınız uçuşur ve güzel ve tuhaf şeyleri işaret etmek için ‘Gördün mü? Görecek daha çok şey buluyoruz iki kişiyken,’ dersin. Gün gelir bir rüya görünce ‘Gördün mü?’ dersin. Çünkü iki kişilik yıllanmış uykularda akıllar birleşip karışır birbirine.”

LAZİ KÜLTÜR YAYINLARI

/

Küçük Prens Lazcaya Çevrildi

Küçük Prens, 2007 yılında UNESCO tarafından unutulmaya yüz tutmuş diller kategorisinde Dünya Kültür Mirası sayılan Lazca’ya çevrildi. Çok eski bir dil olan Lazca, sözlü bir gelenekten gelen ve ne yazık ki biraz da bu nedenden ötürü kaybolmaya yüz tutmuş bir dil.  Küçük Prens’in birçok farklı lehçesi olan Lazca’ya çevrilmesi bu anlamda büyük bir önem taşıyor. 

 

Kelebek Yüreğimin Şiirleri Kanatlandı, Selma Koçiva, 160 Sayfa, 15 TL

Tanınmış Laz kadın yazar, şair ve aktivist Selma Koçiva’nın Lazca şiirlerini topladığı son kitabı “Guri Parpali” (Kelebek Yürekli), anadil bilincini geliştirmeyi asıl hedefine koyarak kadın hakları, eşitlik ve özgürlük gibi temaları Laz dilinde yeniden işliyor. Lazca – Türkçe şiir çevirilerinin yer aldığı kitap “Selma Koçiva Kitaplığı” projesinin de en yeni ürünü olma özelliğini taşıyor.