Germinal Çevresinde

Kitap
Faruk Duman’ın kitap kritiği; Zaman zaman duyuyoruz, romanın güncel tanımları ile uyuşmayan bir büyük yapıttan söz açtığınızda, “Ama o klasik…” diye başlayan ve çoğunlukla tam...
EMOJİLE

Faruk Duman’ın kitap kritiği;

Zaman zaman duyuyoruz, romanın güncel tanımları ile uyuşmayan bir büyük yapıttan söz açtığınızda, “Ama o klasik…” diye başlayan ve çoğunlukla tamamlanmayan savunmalar, söz konusu yapıtları “konu dışı” tutmalar, onları adeta kitaplığın üst raflarında tozlu uzun bir sessizliğe gömmeler… Pek sık rastlanır durumlar oldu. Neden acaba? Buna karşılık, yine bir klasik, iyi bir edebiyat okurunu bugün de mutlu ediyor. Yine de bunu kendi adıma söylemiş olayım: Bugün yazılmış ortalama uzunlukta bir yapıtı sıkıntı içinde okurken devasa Savaş ve Barış’ı gözümü kırpmadan okumamın nedeni ne olabilir?

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyordum. Arkadaşım, bugün artık edebiyatta uzun tasvirlere, bitmek bilmeyen ayrıntılara yer olmadığını söyledi. Okur artık konu neyse ona bir an önce girilmesini istiyor, diye ekledi. Bu gözlem yerinde olabilir kuşkusuz. Bugünün çoksatar’larına baktığınız zaman –çoksatar okuru olmadığım için, bu yargıları düşünmek bana eğlenceli bile geliyor; bazen bir kitabı okumamak size o kitap hakkında düşünme hakkı da veriyor, gerçekten böyle- bu kitapların boyutlarının da azımsanamayacağını görüyorsunuz. Peki, günümüz okurunun genel eğilimlerine göre yazıldıklarını düşünürsek, bu uzun kitaplar acaba –uzun tasvir ve ayrıntıları dışladıklarını düşünüyoruz- ne anlatıyor?

Bana kalırsa, okurun eğilimleri ile ilgili gözlemler -parlak görünse de- pek doğru değil. Daha doğrusu, okurun bu şekilde genel yargılara yol açacak, açabilecek eğilimleri yok. On dokuzuncu yüzyılın kimi çoksatar’ları bugün klasik. Sözgelimi bir Üç Silahşörler’in uzun tasvir ve bitmek bilmez ayrıntılara girdiğini söyleyebilir miyiz? Dostoyevski’nin kimi kitapları fazlalıktan ve sıkıcı ayrıntıdan bütünüyle uzaktadır. Bana öyle geliyor ki, bu tür sınıflandırma ve kestirimlerle klasikleri devre dışı bırakmak olanaksız. Bugünün “sıkı” edebiyat yazarlarının bu anlamda klasikleri de birer ölçüt olarak değerlendirmeleri kaçınılmaz.

Germinal’i yeniden okuyunca düşündüm bunları. Zola, işçi sınıfının yaşam koşullarını ve sınıf mücadelesini anlattığı bu romanı 1885 yılında yazmış. Avrupa’da Enternasyonal’in büyük heyecanla örgütlenmeye başladığı yıllarda. Germinal, kahramanları aracılığıyla hem olayların geçtiği madenci kasabasını hem de hızla yayılan sosyalist düşünceleri tartışıyor. Zavallı Etienne, işçi liderliğine soyunduğunda deneyimi öyle yetersiz, bilgisi öyle sınırlıdır ki, bir yandan duygularıyla savaşmakta -ve o görkemli Maheu’nun güzel ve çelimsiz kızı Catherine’e bir türlü açılamamakta- bir yandan da olup bitenleri zihninde tartışıp durmaktadır. Catherine’in güvenilmez Chaval’le birlikte olması, Jeanlin’in, “mademki bizden çaldıklarını geri alıyorum, hırsızlık sayılmaz,” diyerek işverenlerin mülklerine gizlice girip çıkması karşısında ne söyleyeceğini bilememektedir. Fakat Etienne’in kişiliğinde zaten yeni yeni ayakta durmaya çalışan sosyalizmi okumaya başlamışızdır; Zola, bütün bu sorunları onun önüne koyarken elbette kendi gözlemlerini de aktarmış olur.

Germinal, çağının teknik olanaklarından sonuna dek yararlanılarak yazılmış bir roman. Olayların anlatılmaya başlanması ve kapanış için ilk ve son cümleleri alıntılayacağım:

“Yıldızsız gecenin zifiri karanlığına gömülmüş dümdüz ovada bir adam, pancar tarlalarının arasından geçerek dosdoğru Marchiennes’den Montsou’ya uzanan on kilometrelik anayolda tek başına yürüyordu.”

“İnsanlar bitiyordu topraktan; karıkların arasında ağır ağır filizlenen, gelecek yüzyılın hasadı için boy atan ve yakında toprağı çatlatacak olan, intikamcı, kapkara bir ordu yetişiyordu.”

Roman, birbirinden güzel ve kesinlikle atlanmaması gereken “tasvir” cümleleriyle başlıyor ve yine aynı güzellikte, olayların yükünün verdiği coşkuyla yazılmış tasvir cümleleriyle bitiyor. Fakat bugün küçümsenen giriş-gelişme-sonuç şablonu insanı hiç de rahatsız etmiyor. Germinal, görsel zenginliğiyle, sahnelerin işlenişiyle, sağlam karakterleriyle neden unutulmaz bir yapıt olduğunu da gösteriyor.

Gide, pek severmiş Germinal’i, Fransız edebiyatının en güzel yapıtlarından biri olduğunu düşünürmüş. Haksız değil.

Zola’nın yapıtını okurken işçi sınıfının Avrupa’da verdiği büyük, kanlı mücadeleyi düşündüm. Bugün imrenerek baktığımız Avrupa’nın kurulabilmesi için nasıl bir boğazlaşmanın yaşandığını… İki olayı vurgulamak gerekiyor galiba, burada; birincisi, laik toplumsal düzen, ikincisi toplumsal adalet… İkisi için de kan gövdeyi götürmüştü. Ve tabii kadın haklarının elde edilmesi de aynı sıkı kavgayı gerektirmişti. Bilmem, bizimle ilgili olarak ne düşündürüyor bu size? [sabitfikir.com] 

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme