Ben yazar olmak istiyorum

İnternette bazı anahtar kelimelerin peşine takılmış dolaşırken rastladım. Güncel değil ama ilginç bir haber:

Önceki yıllarda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeğeni Hümeyra Tekelioğlu, evlendikten sonra kendisiyle röportaj yapmak isteyen gazetecilerden biriyle konuşmuş; “Bugünlerde çok canım sıkılıyor. Birilerine anlatmalıyım. En iyisi kaleme kâğıda sarılmak. Oturuyorum masanın başına. Büyük bir şevkle kalemi elime alıyorum. İlk cümleden sonra tıkanıp kalıyorum. Anlatmam, yazmam, paylaşmam gereken çok şey var ama cümleleri kuramıyorum. Kâğıda kaleme kızıp atıyorum bir köşeye. Başlıyorum ağlamaya. Zaten sulu gözün tekiyim. Olmuyor, yazamıyorum. Benden ‘yazar’, hatta ‘yazmaya çalışan biri’ bile olmaz diyorum. Sonrası aynı… Ben ‘yazar’ olmak istiyorum. Yazar olmak istenir mi? Bu nasıl istektir bilmiyorum. ‘Ben yazar olmak istiyorum; anlıyor musun?’ diye bağırmak geliyor içimden.”

ZENGİNLİK VE ELİF ŞAFAK
İnsanın yazar olmayı istemesi, burada bir sıralama çalışması yapmayı gerektirmeyecek kadar basit ve çeşitli nedenlere dayanabilir. Bu sayımızın sayfalarında göreceksiniz… İlknur Özdemir, romanlarını yazmaya başlamadan önce aldığı avansları bile milyon dolarları bulan, dünyanın popüler yazarlarını anlatıyor.

Tekelioğlu’nun nedeninin bu tür bir şey olmadığı apaçık; tamam, bizim de gözümüz fazla yükseklerde değil ama yazmak için neden ararken üne, çok satmaya, para kazanmaya hayır demeyebiliriz.

Pop yıldızı kadar popüler olan, çok satıp ‘ağzımızı yoran’ yazarlar konusunda biz de az şanslı değiliz. Şu sıralarda en fazla konuştuğumuz ‘edebiyat olayı’, Elif Şafak’ın yeni kitabı ‘Şemspare’ mesela… Gündem, kapak fotoğrafının intihal olup olmadığı tartışmasından, Şafak’ın aslında bu tartışmayı bir çoksatma stratejisi olarak kışkırttığı teorilerine kadar uzanıyor…

Durum böyleyken Şafak’ın yeni kitabını ve halkla ilişkiler çalışmasını, ‘iletişimci’ Ali Saydam’ın yazmasının iyi olabileceğini düşündük. Kendisi de bizi kırmadı.
‘Yazar olma isteği’nde kalmıştık… Belki de entelektüel kaygılarımızı tatmin etmek, yalnızlığımızın acısını çıkarmak ya da Tekelioğlu gibi hislerimizi, düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruzdur. Belki de kendimizi ispatlamak…

KENDİNİ İSPATLAMAK
Yine bu sayımızın sayfalarında karşılaşacaksınız. Kısa bir söyleşi yaptığımız Turgay Anar, bugünlerde çıkacak ‘Mekândan Taşan Edebiyat/ Edebiyat Mahfilleri’ adlı kitabında anlatıyor… Bu ‘kendini ispatlama’ meselesi her zaman fazlasıyla önemliymiş.
Şimdi sayıları epey azalan edebiyat mahfilleri vaktiyle fazlasıyla yaygınken, bu mahfillere uğramak edebiyatçılar için neredeyse bir zorunlulukmuş. Zira yazarlığını, şairliğini ispatlamanın buraya uğramayan büyük bir yolu henüz keşfedilmemiş. Orhan Veli, vaktiyle Nevizade’deki Lambo’ya ‘takılırken’; yalnızca onunla şiir yarıştırmak isteyen diğer şairler değil, şair olma heveslisi onlarca genç de bu mahfili doldururmuş. Kim bilir hangi nedenlerle?

Akşam