İşyerinde Öfke Krizlerine Dikkat!

İş Dünyası
İşyerinde bizi en çok, mobbing, kayırmacılık, görev tanımlarının net olmaması, bütün işi siz yaparken başkalarının yan gelip yatması öfkelendiriyor. Son aylarda yaşanan krizde iş yoğunluğumuz arttı, g...
EMOJİLE

İşyerinde bizi en çok, mobbing, kayırmacılık, görev tanımlarının net olmaması, bütün işi siz yaparken başkalarının yan gelip yatması öfkelendiriyor. Son aylarda yaşanan krizde iş yoğunluğumuz arttı, geçim zorluğu yaşıyoruz, yani öfkelenmek için daha çok sebebimiz var; oysa eskiden tepki gösterdiğimiz pek çok şeyi, şimdi, işsizlik korkusuyla sineye çekmek zorunda kalıyoruz. Bu da patladığında öfkemizin daha şiddetli ve yıkıcı olmasına sebep oluyor. 
 

Kendimizi sıkıştırılmış hissediyoruz. Aynı pozisyonda veya altımızda çalışanlara karşı öfke patlaması yaşarken, üstlerimize olan öfkelerimizi bastırıyoruz. Her iki durumda da hem sağlığımız bozuluyor hem de çevremizle olan ilişkilerimiz.

Kriz nedeniyle yapılan işten çıkarmalar ve işsizlik korkusu işyerlerinde öfke nöbetlerini tetikliyor. Bir yandan rekabet, diğer yandan ekonomik krizin yarattığı finansal sorunlar işyerinde öfke yaratabilecek diğer faktörlerle de birleşince çalışanları kolayca patlamaya hazır öfke bombalarına dönüştürüyor. Son bir senedir ekonomik krizle birlikte işten çıkarmaların yaşanması, maaşların ödenmemesi, motivasyonun düşmesi de öfkeyi arttıran etkenler arasında.

İşyerinde en çok öfke yaratan durumlar

mobbing,

işverenin bir çalışanını kayırması,

yöneticilerin duyarsızlığı,

bir çalışanın diğer çalışanların önünde eleştirilmesi veya aşağılanması

yapılan işin önemsenmediğinin düşünülmesi,

görev tanımının net olmaması,

kişinin yapması gereken işlerin dışında başka işler de yapması,

kazanılmış hakların geri alınması,

verilen sözlerin tutulmaması, yetersiz iletişim,

yöneticilerin liderlik vasıflarının hissedilmemesi,

sonu gelmeyen uzun çalışma saatleri,

kariyer yolunun kapalı olması

takdir edilmemek olarak sıralanıyor.

İş dünyasında öfke genellikle iş arkadaşlarına ve yöneticilere karşı gelişiyor. Özellikle yöneticilerin çalışanlar arasında ayrım yapması, çalışanların birbiri ile çatışmasına, birbirlerine düşmanlık duymasına, dolayısıyla öfkelenmesine sebep oluyor.

Öfke kendisini

agresif davranışlar,

fiziksel şiddet,

doğrudan veya dolaylı yoldan tehdit etme

iğneleyici, alaycı tavırlar, aşırı duyarlılık,

sinirlilik hali,

şirket politikalarına, kurallarına gereğinden fazla tepki gösterme,

diğer çalışanlarla ilişkilerde hassaslık ve kırılganlık,

işe saplantılı şekilde bağlı olma şeklinde de kendisini gösterebiliyor.

İşini kaybetme korkusu öfkelendiriyor

Psikolog Feyza Bayraktar, özellikle son bir yıldır işyerinde öfke problemi yaşayanların sayısında artış olduğuna dikkat çekiyor: "En çok, çalışanların ekonomik krizden sonra işlerini kaybetme korkusu ile daha önceleri tepki gösterdikleri pek çok şeye tepki gösterememeleri öfke yaratıyor. Görevlerinin dışında görevler yüklenmesi, uzun çalışma saatleri ve yükselmeyen hatta azalan, bazen ödenmeyen maaşlar en çok öfke yaratan durumlar arasında. Pek çok kişi işinde yaşadığı tatminsizlikten dolayı istifa etmeyi aklından geçirse bile iş bulmada çekilen zorluk istifa etmeyi engelliyor. Bu durumda kişi kendisini işyerlerinde sıkışmış hissedebiliyor, bu da iş arkadaşları ile ilişkilerinin bozulmasına, iş motivasyonun düşmesine sebep olabiliyor" diyor.

İş dünyasından gelen danışanlarında öfke kaynaklı sorunlara her zaman rastladıklarını söyleyen aile terapisti, yönetici koçu Özlem Altay Özen, kriz ortamının da bu sorunları körüklediğinin altını çiziyor: "Bu ortamda adımlar atılırken iletişime özen göstererek yapılan işlerin iyi anlatılması çok önem taşıyor. Rekabetin öfkeyi artırdığını ancak birçok ortamda iş kaybetme korkusuyla bunun bastırıldığını gözlemliyoruz. Çalışanların arasında pasif agresif davranışların da yer aldığını görebiliyoruz. Kaldı ki bu da saldırganlığın bir türüdür. Örneğin, çalışanın müdürüne öfkesini raporu ona geç verip, onu zor durumda bırakarak göstermesi gibi. Burada öfke, bağırıp çağırarak değil, dolaylı ve saman altından saldırarak gerçekleşir. Bu da sağlıklı bir öfke yaşantısı değildir."

Şirketler çalışanlarını koçlara yönlendiriyor

Özlem Altay Özen, Gerek terapide, gerek koçluk hizmeti alan danışanlarımda gözlemlediğim, çalışanlar astlarına ve yandaşlarına karşı öfke patlamalarını daha rahat yaşayabiliyorlar. Ancak müşteriler veya üstleri söz konusu olduğunda öfkelerini daha çok bastırma eğilimindeler ki her ikisi de yıpratıcı süreçlerdir. Öfkelerini üstleri söz konusu olduğunda da kontrol edemeyip patlayan danışanlarım oldu. Bu durumlarda genelde, şirketler vazgeçemedikleri kişileri öfke kontrolü için koçluk, eğitim gibi çeşitli destekleme programlarına yönlendiriyor" diyor.

Öfke çok doğal bir duygudur ve önemli olan da bu duyguyu uygun bir şekilde ifade etmek. Ayrıca öfkenin bir diğer özelliği de genellikle başka duyguları maskelemesi. Özen, öfkelendiğimizde durup bunun altında yatan nedeni düşünmemizi söylüyor: "Müdürüne çılgınca öfkelenen birinin duygusunu irdelediğimizde o öfkenin altında haksızlığa uğradığını hisseden birini bulabiliriz. Ya da bir çalışanına, bir müşterisine öfkelenen birinin duygusu kendini değersiz hissetme olabilir. Öfkenin altındaki duyguları fark etmek insanları çoğu zaman şaşırtıyor. Ama öfkenin kaynağı aslında o duygulardır. Ve derinlemesine bir çalışmada onlar ortaya çıkarılmalıdır."

Nasıl ifade etmeli?

Öfkelendiğimizde öfke patlamaları yaşamak veya öfkeyi bastırıp hiçbir şekilde ifade etmemek sakıncalı sonuçlar doğuruyor. Öfke patlamaları saldırgan davranışlara yol açıyor. Kişi kendini kontrolünü kaybetmiş gibi hissediyor. Bunun sonrasında da çoğunlukla yaptıklarından pişman oluyor.

Öfkeyi bastırıp hiçbir şekilde ifade etmemek, bunu karşı tarafa belli etmemek, biriktirmek ileride kişinin patlamasına neden oluyor.

Öfkeyi mutlaka ifade etmek gerekiyor. Ancak kime ve nasıl ifade ettiğimiz önemli. Öncelikle bizi öfkelendiren şeyi düşünüp orada bizi neyin rahatsız ettiğini bulmalıyız. Ve bizi rahatsız eden konuyu sakin bir şekilde, uygun bir dilde karşımızdakine iletmeliyiz. Burada, açık ve net olmak ve karşımızdakine saldırmadan kendimizi ifade etmek gerekiyor.

Feyza Bayraktar, "Öfkeyi ifade etmek bağırıp çağırıp içindekini boşaltmak değildir. Bu durum aksine kişiyi daha fazla sinirlendirebileceği gibi kariyer hayatını da riske atmasına sebep olabilir. Ayrıca profesyonel hayatta öfkenin doğrudan ifade edilemeyeceği durumlar var. Bu durumda öfkesini en iyi yönetebilen kazanır. Kişi sakin bir şekilde de olsa doğrudan öfkelendiği olayı dile getiremiyorsa, örneğin patronuna duygularını açıklamak mümkün değilse; iş dışından birine, yakın bir dostuna anlatması veya bir kağıda yazıp saklaması veya yazdığı kağıdı ortadan kaldırması da oldukça etkili olabilir. İşyerinde ifade edilen öfke eğer istenilen sonucu, çözümü getirmezse kişinin daha çok öfkelenmesine sebep olabilir, ardından iş hayatında gelişebilecek olumsuzluklardan bu durumu sorumlu tutup kendisine öfkelenebilir; motivasyonu düşebilir, kendisini sıkışmış hissedebilir ve istifa etmeye kadar giden bir süreç başlayabilir" diyor.

Öfkenizi kontrol altına alın

Öncelikle öfkenin doğal bir duygu olduğunun kabullenilmesi gerekiyor. Öfke çok insani bir duygudur ve herkes öfkelenebilir. Ama öfkeyi kontrol altına almak mümkün. İşte uzmanlardan bazı tüyolar:

İlgi odağınızı sinirlendiğiniz noktadan başka bir noktaya yönlendirin, örneğin başka bir şey düşünmeye çalışın, işinize odaklanmaya çalışın ya da bir şeyler okuyun.

Öfkelendiğiniz zaman bir süreliğine yürüyüşe çıkmak, sizi sinirlendiren ortamdan uzaklaşmak, başkaları ile konuşmak, duyguları bir kağıda dökmek, müzik dinlemek öfke kontrolüne yardımcı olabilir.

Rahatlama tekniklerini öğrenin. Derin nefes alma, gevşeme egzersizleri yapma, sakinleştirici bir iki kelimeyi kendi kendinize tekrarlamak gibi basit yöntemleri öğrenip bunları her gün uygulamaya çalışın. Müzik dinlemek, günlük yazmak ve yoga yapmak da rahatlama konusunda çok etkilidir.

’Time out’ alın. Daha önce de duymuş olabilirsiniz. Ama öfkeden çıldırmak üzere olduğunuzu hissettiğinizde 10’a kadar saymak biraz da olsa sakinleşip olaya daha sağduyuyla bakmanızı sağlayabilir.

Sizi sakinleştiren durumları, yerleri kafanızda imgelemeye çalışın, örneğin en son çıktığınız tatilde kumsalda denizin sesini dinlerken yaşadığınız anı kafanızda resmetmeye çalışın.

Hareket edin. Hemen çok küçük bir yürüyüşe çıkın. Bu alt kata inip çıkmak bile olabilir. O ortamdan çok kısa süre için bile olsa uzaklaşmak size iyi gelebilir. Dönüp tekrar baktığınızda aynı şeyi hissetmeyebilirsiniz. Düzenli spor insanı zaten rahatlatır, mutlu eder. Ama öfkelendiğimiz andaki ufacık bir hareket bile bizi rahatlatmak için çok önemlidir.

Kendinizi sakinleştiğiniz zaman ifade edin. Öfkelendiğiniz anda kendinizi en uygun şekilde ifade edemeyebilirsiniz. O an cevap vermek zorunda değilsiniz. Durup neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünüp sonra kendinizi anlatabilirsiniz.

Öfkelenmenize neden olan durumu değiştirmek için çaba gösterin. ’Bunu bana nasıl yapar’dan çok ’Ne yaparsa durum daha farklı olur’ veya ’Bunu nasıl çözebiliriz’e odaklanıp karşınızdakiyle uygun bir şekilde paylaşın.

İletişim konusunda kendinizi geliştirin. Güvenli davranış tekniklerini öğrenin.

Espri yeteneğinizi kullanın. Yaşama gülerek bakın. Bu her iki tarafı da rahatlatacaktır.

Kin tutmayın. Unutmayın kimse tam olarak sizin beklediğiniz gibi davranamaz.

Bu konuda bir uzmana başvurun. Öfkenizi kontrol etmekte güçlük çekiyorsanız ve bu size ve/veya çevrenizdekilere zarar veriyorsa mutlaka bunu biriyle paylaşın ve uzman yardımı alın.

Öfkelendiğiniz duruma farklı bakış açısından bakmaya çalışın, örneğin karşınızdakinin davranışlarını üzerinize almak yerine kötü bir gün geçirdiğinin ihtimalini düşünmek gibi.

Kadınlar öfkesini daha çok bastırıyor

Kadın ve erkek öfkelerini değişik şekillerde gösteriyorlar. Erkekler öfkesini sözlü veya fiziksel, daha agresif bir şekilde gösterirken kadın öfkesini daha çok bastırma veya pasif agresif şekilde gösterme yoluna başvurabiliyor, örneğin suratını asıp saatlerce oturabiliyor veya öfkelendiği insanla bir daha hiç konuşmayabiliyor. Kadınların öfkesi erkeklere göre daha uzun zamanda geçiyor. Bu da düzenli bir şekilde sürdüğünde, çoğu zaman fiziksel veya ruhsal rahatsızlıklara neden olabiliyor. Öfke, kaygı, baş ağrısı, yüksek tansiyon, sindirim sistemi problemleri, uykusuzluk, depresyon, yeme bozuklukları, madde bağımlılığı, cilt hastalıkları ve kalp krizine sebep oluyor.

Özel hayata da yansıyor

İş hayatındaki öfke aile ve özel hayatı da etkiliyor. İşteki gerginlik, eğer öfkemizi sağlıklı bir şekilde yönetemiyorsak, eve, ailemize, ilişkilerimize de yansıyor. İşyerinde öfkelenen ve öfkesini yönetemeyen kişi duygusunu özel hayatındaki ilişkilerine yansıtabiliyor. Eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, sevgilisine, anne ve babasına karşı tahammülü azalıyor ve sebepsiz yere sinirlenip, kavga çıkarabiliyor, karşısındaki insanlara bağırıp onları kırabiliyor. Öfke, ilişkilerde sadece karşısındakine karşı tahammülsüzlük geliştirip onun kalbini kırmak şeklinde de ortaya çıkmayabilir, karşısındakine ayrılan zamanın azalması, ilgisizlik, üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeme şeklinde de kendini gösterebilir.