İslam

Öğüt alır mıyız?

Abdullah Yıldız’ın Yeniakit gazetesindeki yazısı… İnsanların çoğu genelde öğüt ve akıl vermeyi severler ama öğüt almaktan pek hoşlanmazlar. Oysa kim olursak olalım, hangi makam ve mevkide bulunursak bulunalım, hepimiz öğüt..

Öğüt alır mıyız?

Abdullah Yıldız’ın Yeniakit gazetesindeki yazısı…

İnsanların çoğu genelde öğüt ve akıl vermeyi severler ama öğüt almaktan pek hoşlanmazlar. Oysa kim olursak olalım, hangi makam ve mevkide bulunursak bulunalım, hepimiz öğüt almaya muhtacız…

Fırsat buldukça bir kenara kaydettiğim öğüt içeren güzel sözlerden bir kısmını bugün siz okuyucularımla paylaşmak istedim. Öncelikle Rabbimizin bu konudaki ebedi talimatını hatırlayalım:

“Öyleyse sen öğüt ver / hatırlat, zira öğüt / hatırlatma fayda verir.” (Zariyât 51/55)

Merhum Malcolm X’in dillendirdiği gibi, öğüt vermenin bir ileri adımı ise iyi ve güzel örnekliktir: “En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır.”

Zira ‘ne kadar okursan oku, bilgine yakışır şekilde davranamıyorsan, cahilsin demektir’ (Sadi Şirazi).

İbrahim suresinin 24-25. âyetlerinde Yüce Rabbimiz, “Kelime-i Tayyibe”nin yani “güzel söz”ün -ki en güzeli “lâ ilâhe illallah”tır- köklü, kalıcı, etkin, yaygın ve verimli olduğunu beyan buyururken; İbrahim suresinin 26. âyetinde de: “Kelime-i Habise”nin yani “çirkin/kem söz”ün -ki en kötüsü hak ve hakikati inkârdır- köksüz, etkisiz, kararsız ve çürük olduğunu ihtar eder!

O halde, güzel sözleri söylemeli, hatırlatmalı; kem sözleri ise dillendirmeyip susmayı tercih etmelidir. Bu yüzden ‘ya söyleyecek sözü olmalı insanın ya da susacak kadar edebi’ (Celaleddin Rûmî).

Şu hikmetli sözü derç etmenin tam zamanı: Saygıda asalet, sevgide şefkat vardır. Hoşgörüde hürmet, susmakta hikmet vardır. Dostlukta minnet, aşkta sadakat vardır” (Tenbihü’l-Ğâfilîn).

Kem söze gelince; Hz. Ali’nin (r.a) öğütlerine kuşak vermeli: “Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme. Çünkü o sözün sahibinde, onun gibi daha nice düşük söz vardır.”

Başkalarını küçük görüp alaya almak ise kem sözdür. Efendimiz (s.) der ki; Kim başkasını alaya alırsa, Allah onu rezil eder. … Kim Allah’a karşı gelirse, Allah ona azap verir” (Camiü’s-Sağir, No: 934).

Şimdi Feridüddin Attar’ın şu öğütlerini dinleyelim: “Dört şeyi dört şeyden temizle: Dilini gıybetten, kalbini kıskançlıktan, mideni haram lokmadan, davranışlarını riyadan”

İbrahim suresinin 21-22. âyetinde Rabbimizin işaret buyurduğu üzere; insanlar, başkalarını, şeytanı ve müstekbirleri suçlamak yerine kendilerini suçlamalı ve kınamalılar; zira günahı kendileri istemiştir!

Kuşeyri Risalesi’nde zikredildiği üzere; ‘Nefsin kendisinde güzel bir hal olduğunu sanması yahut kendinin bir kıymete sahip olduğunu düşünmesi Gizli Şirk sayılmıştır’. Yani kendini beğenme ve kibir

“Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur” diyor Hacı Bayram Veli.

Buna karşılık tevazu sahibi olmalı; iman-amel tezadına düşmemelidir: Zira tevazu sahibi olmak ve mesela, “mütevazı giyinmek imandandır” (İbn Mâce, Zühd 22).

O halde kibir taşından kurtulmak gerekir; Alexsander Soljenitsin’in dediği gibi: “İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir”.

Ve “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibidir.” (İbn Mace, Zühd 30)

Peygamber Efendimiz (s.) şöyle buyuruyor: “Kişinin dünya ve ahiretine faydası olmayan şeyleri terk etmesi, İslâm’ının güzelliğinden ileri gelir” (Tirmizi, Zühd 11). “Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap” (Buhârî, Rikak 2). Hz. Ömer (r.a) der ki: “Âhiret işlerinde zarar etmektense, dünyaya ait işlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha hayırlıdır.”

Öyleyse, dualarımız aşağıdaki dualar ve benzerleri gibi olmalıdır: 

“Rabbimiz! Bize katından rahmet ver ve işlerimizde bizi başarılı kıl!” (Kehf suresi, 10) “Allah’ım! (Haktan) ayrılmaktan, ikiyüzlülük ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr 32)

Ancak, esas olan fiili duadır. Efendimiz buyurur ki: “Allah’a duayı size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Bilin ki Allah gafletle oyalanan kalbin duasını kabul etmez.” (Tirmizi, Daavât 66)

Yüce Rabbimiz, kutlu Rasûlü’nün (s.) şahsında bütün Müslümanlara şu talimatı verir.

“İnkârcılara boyun eğme ve onlara karşı onunla (Kur’an’la) Büyük bir cihad ver.” (Furkan, 52)

“Asla inkârcılara ve ikiyüzlülere uyma ve onların incitici sözlerine aldırma.” (Ahzab, 48)

Rasûlüllah Efendimiz (s.) ise; “fiilî duâ” dediğimiz cihadı, cehdi ve eylemliliği şöyle teşvik eder:

“İlim öğrenmek için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizi, İlim 2)

“Allah yolunda koşturup hizmet etmenin tozu ile cehennem dumanı hiçbir zaman bir arada bulunmaz.” (Tirmizi, Zühd 9) 

“İnsanların en üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihad edendir.” (İmam Ahmed)

“Cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size zilleti musallat eder.” (Ahmed b. Hanbel, 2/84)

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL