Gökdelen Dikmek Caiz midir?

Dinsel Tartışmalar
Demir kafesler ve gök delenler İstanbul’un siluetine zarar veriyor.  İslam asırlarında İstanbul’un silüetini minareler süslüyor ve belirliyordu. Şimdi ise gökdelenler belirliyor. ...
EMOJİLE

Demir kafesler ve gök delenler İstanbul’un siluetine zarar veriyor.  İslam asırlarında İstanbul’un silüetini minareler süslüyor ve belirliyordu. Şimdi ise gökdelenler belirliyor.  İstanbul Adnan Menderes döneminde genişletilmeye ve yenilenmeye başlandı. Sur içinde müthiş çalışmalar yapıldı. İstanbul zamanla sur dışına da taşındı.  Mihr Ali Süleyman gibi arkadaşlar fitneden uzak bir biçimde Medine’ye sığınma ihtiyacı hissetmişler ve daimi ikamet mekanı olarak orasını seçmişlerdir. Rahmetli Nusret Özcan da mesele İstanbul olunca sur içinden ayrılmayı uygun bulmazdı. Öylece de hakkın rahmetine kavuştu. 

Özellikle muhafazakar iktidarlar döneminde İstanbul’un silüeti daha çok bozuldu. Değişeme tabi oldu.  Zira kapitalist ve liberal anlayış üzerinden gelişigüzel gelişmeye izin verdiler. En çok da muhafazakar iktidarlar gölgesinde İstanbul’un silüeti bozuldu. Tarihi doku tahrif ve tahrip edildi. Bu, gelişmeci bir kompleksinin ürünüdür. Bu da muhafazakar iktidarların gelişmeyi yanlış okuduklarını gösteriyor.  İşin teorik kısmına gelecek olursak; gerçekten de İslam büyük binaların yapılmasını tecviz eder mi? Hazreti Osman(R.A.) döneminde sahabe nesli arasında en fazla tartışmaya medar olan hususların başında çok katlı bina yani o dönemin şartlarında mini gökdelenler yapılması geliyordu. Tarihi rivayetlere göre, o dönemde 6 katlı bina yapılmasına itirazlar gelmişti.  Bugün baktığımız zaman Körfez ülkelerinde mimari yapının ve dokunun yatay olarak değil dikey olarak büyüdüğünü görebiliyoruz. İslam dünyasında en fazla küreselleşme bu bölgede yaşanıyor ve küreselleşmenin göstergelerinden birisi de gökdelenlerin artmasıdır. Zaten eşratu’s saa yani kıyamet hadislerinde çobanların büyük ve yüksek binalar yapacakları haber veriliyor mu?  Buna rağmen neden yüksek binalar yapılıyor? Bu hususta İslam’da sınırlayıcı kurallar yok mu?  Dikey mimari yeni sosyal münasebetleri veya kuralsızlıkları beraberinde getirmez mi? Yabancılaşma ve insani ve komşuluk ilişkilerinin yozlaşması ve deforme olması gibi!  Öyleyse muhafazakar iktidarlar neden böyle bir yapılaşmaya sıcak bakıyorlar?
*

Dini dönemlerde sadece Hazreti Süleyman döneminde cesametli binalar yapılıyor. Onun dışında Kur’an’da cesametli yapılara atıf bulunmuyor.  Bu anlamda bazı karşılaştırmalarla meseleyi somutlaştırmak gerekir.  Seyyid Kutup ‘İslam, medeniyetin ta kendisidir’ diye bir tez ve kaziye ortaya atıyor.  Malik Binnebi de gelişmiş bir hayata özlem duymakla birlikte Seyyid Kutup’un tezine karşı çıkmıştır.  Binnebi, medeniyeti madde ve üretim olarak görmüştür. Malik Binnebi, şer-i şerifin tatbiki meselesinden ziyade Müslümanların maddi kalkınmasına daha fazla önem atfetmiştir. Yazar Abdulaziz Kehil, Malik Binnebi’nin vefatı yıldönümünde onun bir mütefekkir olduğunu ama birçok mütefekkirin hilafına İslam devletini önemsediğini ve öncelediğini hatırlatılor. Bununla birlikte, Malik Binnebi aç bir toplumda İslami kuralların tatbikinin çok anlamlı olmadığını düşünmüştür. Esasında Hazreti Ömer’in açlık döneminde hırsızın elinin kesilmesini o şartlarda askıya alması da bu yönde Malik Binnebi’nin elini güçlendirir.  Lakin Allah’tan kopuk maddi medeniyetinin de bir karşı uç ve sapma olduğunu düşünür. Allah’tan uzak bir medeniyet maksut bizzat değildir.  O medeniyetle manevi değerlerin mezcedilmesi ve buluşturulması taraftarıdır. Onun hayal ettiği zülcenaheyn( iki kanatlı) yapı şudur: Güçlü bir medeniyet ve tam bir İslami hakimiyet. Bunu da şöyle bir benzetmeyle izah eder: Takvaya dayalı olarak kurulan bir gökdelen! İşte bu benzetme sorunlu bir benzetme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda Celaleddin Ökten Hoca’nın mahdumu Sadettin Ökten şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır:” İnsanoğlu Allah’ın çizdiği sınırlara riayet edecek. Gökdelen yaparak fıtratı tağyir etmeyecek.  Neden gökdelen yapmayacak? Zira nispet (dolayısıyla varlıklar arasında uyum ve ahenk)  bozuluyor.  Allah’ın koyduğu bir nispet var. İnsanın ortalama bir boyu var. Nispeti belli. Yine hayvanların, ağaçların bir nispeti var. İşte bu nispeti insandan başka hiçbir canlı bozma kabiliyetine sahip değildir. İşte o, gökdelen yapıp nispeti bozduğu için Kur’an ifadesiyle zalim ve cahil oluyor. Şehri ve ortamı yaşanmaz hale getiriyor. Her insanın semaya bakma, göğsünü rüzgara açma ihtiyacı var. Bütün bunlar, üst üste koyduğunuzda evet, bahçeler, binalar bunların hepsi bir nispet meselesidir.

Kabe’nin karşısında yedi yıldızlı Zemzem Tower yaparsınız. Ama muhabbetinizi kaybedersiniz. Kriter şudur: Madde hakim oldukça mana daralır ve zafiyete uğrar.  Gökdelen bir Batı medeniyeti ürünüdür. Vahşi bir yapıdır. Vahşi Batı’nın uzantısıdır. ABD de Wild (vahşi) America’dır (Şefkat dergisi: Temmuz 2011).”İslami kesim teoriyi pratize edemeyince pratiği teorize etmeye başladı. ‘Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız nasıl yaşarsanız da öyle inanmaya başlarsınız’sırrı tecelli etti.

Son sıralarda site bağlamında Mustafa Özel ‘ site bizi bozar’ dedi ve bir tartışma başlattı. Keza  Edebiyatçı-yazar Belkıs İbrahimhakkıoğlu ve Ayla Ağabegüm, İstanbul siluetini bozan gökdelen inşaatlarını protesto etmek için bir imza kampanyası başlattılar. İslami kesimlerin İslam adına yanlışlara değil doğrulara sahip çıkmalarının vakti gelmiştir.  Fizik ile metafizik arasında bir ilişki var bu ilişki ancak uyumla sağlıklı bir yapıya kavuşur. Bunu savunmak ve icra etmek evvelemirde fıtrata yabancılaşmayan ve fıtratı bozulmayan İslami kesimlere düşer.