Umran Hareketi’nden İstanbul Sözleşmesi Hakkında Basın Açıklaması

Kamu Deneticileri Kurumu (KDK) Başdeneticisi Şeref Malkoç, 17.11.2019 tarihli Türkiye Gazetesine İstanbul Sözleşmesi ile ilgili verdiği röportajda; “İstanbul Sözleşmesi konusunda bize müracaat geldiği takdirde incelemeye alırız. Resen incelemeye yetkimiz yok ama vatandaş istediğinde müdahil olabiliyoruz. Çok konuşuldu ama bize başvuru gelmedi. Bir değişiklik yapılması gerekirse partilere ve TBMM’ye öneride bulunabiliriz. İstanbul sözleşmesi netice itibarıyla bir sözleşmedir. Burada ki problem sözleşme imzalanırken veya bununla ilgili yasa düzenlenirken toplumda yeterince tartışılmaması. Meclisin gündemine geldi ve geçti. O dönem TBMM’de bile yeterince konuşulmadı. Aileyi, çoluk çocuğu yani milyonları etkiliyor. Bulgaristan, Macaristan gibi ülkeler imzalamadı. İyice tartışıp mahkemelere bile gittiler. Biz bunları yapmadığımız için acıları ve sıkıntıları ortaya çıkınca konuşur olduk. Sağlıklı bir tartışma ortamı da halen yok. ‘Uluslararası bir sözleşmedir tartışılamaz’ deniliyor. Tamam da bu toplumun yararına mı, değil mi? Bunu irdelememiz lazım. Evet, yeniden ele alınması gerekir mi? Gerekir… 50-100 şikâyet geldiği takdirde gerekli çalıştayları yaparız. Bu konuda ciddi bir raporlama bile yok. Sözlü kültüre sahibiz ama bunu yazıya aktarmamız lazım.” tarzında yaptığı tespit, çok önemli ve yerinde olup Umran Kültür ve Medeniyeti Hareketi olarak bu tespitleri onaylıyor ve destekliyoruz. Şeref Malkoç’u bu tutum ve tavrından dolayı kutluyor ve kendisine başarılar diliyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nin amacı, sözleşmenin giriş bölümünde; “Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetten arınmış bir Avrupa yaratma” olarak ifade edilmektedir. Avrupa, bizim değer sistemimizle, kültür ve medeniyet kodlarımızla, aile sistemimizle, ahlâk yapımızla uyuşmayan, hatta çatışan bir kültür ve medeniyetin ürünüdür.

Hukuk; toplumun benimseyip içselleştirdiği bir değer sistemi, bir kimlik ve bir kültür ve medeniyetin, sağlıklı yaşanabilir olması için ferdin kendisi, yaratıcısı, ailesi, komşusu, akrabası, toplumu, devleti ve diğer toplumlarla olan ilişkilerini, toplumsal kimliğe, değer sistemine, kültür ve medeniyet kodlarına göre düzenleyen güçle donanmış bir kurallar ve normlar bütünüdür.

“Kanunlaştırma hareketleri”, her ülke ve millet için gereklidir, hatta zorunludur. Önemli olan, kanunlaştırmanın nasıl, hangi temel unsurlara, hangi değer sistemine, kültür ve medeniyet kodlarına göre yapılacağı ve nasıl bir dil ve kavramlar kullanılacağıdır.

Bugüne kadar ki uygulama ve tecrübeler, “Kanunlaştırmaların üç farklı şekilde yapıldığı”nı göstermektedir:

“1-Islah/ Rehabilitasyon: Mevcut hukuk kurallarının yeniden tanzimi ve yeni ihtiyaçları karşılar hale getirilmesi.

2- Resepsiyon: Yabancı bir hukuk sisteminin ülke hukuk sistemi olarak kabul edilmesi ve düzenlenmesi.

3-Ekspansiyon: Sömürgeci devletlerin kendi hukuklarını, sömürgelerine gerektiğinde zor kullanarak taşımaları.”

Türkiye 7 Mayıs 2004 Tarihinde “Uluslararası Anlaşmaların Bağlayıcılığı Kararı”nı aldığı için İstanbul Sözleşmesi, bir resepsiyon vak’asıdır.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi’nin 80. Maddesi (*)’ne göre İstanbul Sözleşmesi feshedilmelidir.

Hukukun kullandığı dil ve kavramlar, toplumsal kimlik, değer sistemi ve kültür ve medeniyet kodlarının öngördüğü dil ve kavramlar olmalıdır. Bu şekilde yapılanan bir hukuk sistemi, toplumun kimliğini, değer sistemini, kültür ve medeniyet kodlarını kuvvetlendirir; hukuk sistemine olan toplumsal güveni sağlar. Bu ilişki, hukuk sistemi ile ahlâk sisteminin birbirini desteklemesini ve kuvvetlendirmesini temin eder. Değer sistemi, ahlâk sistemi ve hukuk sisteminin bütünleşmesi, birbirine destek olması, suç ve ceza oranlarının azalmasına sebebiyet verir; fert ve toplum korunur. Kendisi, ailesi, akrabası, komşusu, toplumu, devleti, geçmiş ve gelecek nesillerle barışık şahsiyetli bir insan unsuru ortaya çıkar. Aksi durum; ferdî, toplumsal ve sistemsel bunalım ve krizdir.

İstanbul Sözleşmesinde ve bunu referans alarak çıkarılan tüm yasa ve uygulama yönetmeliklerinde kullanılan dil ve kavramlara yüklenen anlamlar, yapılan vurgular, çizilen çerçeveler bir Psikolojik Savaş Mantığının ürünüdür. Özellikle şiddet kavramının tanımı ve gerekse kapsam alanında; Fiziksel Şiddet, Ekonomik Şiddet, Psikolojik Şiddet, Sözlü Şiddet Ve Cinsel Şiddet olarak ifade edilen şiddet türlerinin tanımlamalarında ciddi belirsizlikler vardır. Şiddet kavramında eşik seviye çok aşağıya çekildiği için günlük hayatta doğal olarak karşılanan birçok davranış ve söz şiddet kavramının kapsam alanına kolaylıkla sokulabilmektedir ve sokulabilecektir de. Ahlâk sistemimizin kullandığı müeyyideler sözlü ve psikolojik boyutludur. İstanbul Sözleşmesi’nde geçen sözlü ve psikolojik şiddet kavramları, ahlâk sistemimizin günlük hayatta uygulanmasına mâni olmaktadır ve de olacaktır. Bu durum, yargıda yığılmaya neden olacak, hukuk sitemi kilitlenecek ve adaletin gerçekleşmesi gecikecektir.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesinin 80. Maddesine göre İstanbul Sözleşmesi feshedilmelidir.

İstanbul Sözleşmesi’nde şiddetle ilgili kullanılan kavramlar, cümleler ve bunların aşırı tekrarlanmasından dolayı sözleşmeyi okuyan biri, ailenin bir savaş ortamı olduğu hissiyatına kapılmaktadır. Bir savaş ortamında “delil ve ya belge aranmaz” mantığı genellikle öne çıkmaktadır. Nitekim İstanbul Sözleşmesini referans alarak hazırlanan 6284 sayılı yasanın Madde 8-3’ünde ve 6284 Sayılı Yasanın uygulama Yönetmeliğinin: Madde 6-1, 12-1, 30-3’ünde bu “yargısız infaz mantığı” görülebilmektedir.

İstanbul Sözleşmesi ve bunu referans alarak hazırlanan yasa ve yönetmeliklerde aile yapımıza, toplumsal yapımıza, değer sistemimize, kültür ve medeniyet kodlarımıza ve ahlâk sistemimize adı konmamış bir savaş ilânı vardır.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesinin 80. Maddesine göre İstanbul Sözleşmesi feshedilmelidir.

Kamu Deneticileri Kurumu (KDK) Başdeneticisi Şeref Malkoç, “İstanbul Sözleşmesi konusunda bize müracaat geldiği takdirde incelemeye alırız. Resen incelemeye yetkimiz yok ama vatandaş istediğinde müdahil oluyoruz… 50-100 şikâyet geldiği takdirde gerekli çalıştayları yaparız.” çağrısına UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ olarak iştirak ediyor, tüm gönüllü kuruluşları, STK’ları ve milletimizin her bir ferdini İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi konusunda Kamu Deneticileri Kurumu’na müracaat etmeye davet ediyoruz.

HENÜZ VAKİT VARKEN, YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!

UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ

(*) “Madde 80 – Sözleşmenin feshi:

Taraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, herhangi bir zaman bu Sözleşmeyi feshedebilir.
Sözleşmenin feshi, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekretere ulaştırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.”