• İstanbul °
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyonkarahisar
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkâri
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • istanbul
    • izmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • Kahramanmaraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce
  • İMSAK'A 02:00

  • HABER GÖNDER

Yazarların gündeminde bugün ne var?

Star Gazetesi’nden Ahmet Taşgetiren, Yalçın Akdoğan; Yeni Şafak’tan Abdulkadir Selvi, Yusuf Kaplan, Yaşar Taçkın Koç, Hilal Kaplan; Sabah’tan Hasan Celal Güzel, Haşmet Babaoğlu; Vatan’dan Ruşen Çakır; Akşam’dan Kurtuluş Tayiz, Emin Pazarcı, Murat Kelkitlioğlu ve Türkiye Gazetesi’nden Melih Altınok bugünkü yazılarında önemli konulara değiniyor. İşte yazarların bugünkü yazılarından öne çıkan başlıklar…

Ahmet Taşgetiren: Tayyip Erdoğan’ı bitiremezseniz…

Hizmet medyasında köşe yazan adam “Türkiye muz cumhuriyetidir” diye bitiriyor yazısını.

Böyle bir cümle Avrupa’da herhangi bir politikacı tarafından söylense “Türkiye düşmanı” diye okunacağını bile bile.

O medyada, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AB gezisinden eli boş dönmesi, AB çevrelerini “ikna edememiş” oyması adeta temenni ediliyor ve geziden o tarz bir haber çıkarmak için adeta çaba sarfediliyor.

MİT TIR’ları Türkiye’nin son zamanlarında kimin nerede durduğunu test eden adeta bir turnusol haline geliyor. Bir ana muhalefet lideri “MİT’in silah kaçakçılığı yaptığı” imasında bulunuyor. MİT ve TIR haberleri, Hizmet medyasında adeta sahip çıkılan bir operasyon niteliğinde takdim ediliyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bütün bunlar Tayyip Erdoğan düşmanlığı ile mi ilgilidir?

Tayyip Erdoğan düşmanlığı adına Türkiye’nin çıkarlarını vurmak da mücadelenin yöntemleri arasında mıdır?

Ve bu mücadelenin nihayetinde beklendiği gibi Tayyip Erdoğan’a diz çöktürülemezse ne yapılacaktır? Mücadele, göğüs göğüse savaş halinde kaç yıl sürdürülecektir? Bu mücadele sürecinde Camianın ödeyeceği bedel, göze alınmış mıdır?

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Abdulkadir Selvi:  Hocaefendi’nin Wall Street Journal tercihi kime mesaj?

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, Wall Street Journal’de yayınlanan röportajını Başbakan’ın temaslarını izlemek üzere bulunduğumuz Brüksel’de okumuştum.

Röportajda Hocaefendi’nin, CHP ile yakınlaşma sorusunu reddetmemesi ya da alternatif oluşuma sıcak bakan ifadeleri dikkatimi çekti ama herhangi bir rahatsızlık hissetmedim.

Hem malumun ilanı olması açısından rahatsız etmedi beni. Hem de Cemaat-CHP işbirliğini Mısır’daki sağır sultan bile duydu. CHP’nin İstanbul ve Ankara adaylarının belirlenmesi sürecinde Kılıçdaroğlu’ndan daha fazla gayret gösterdikleri herkesin malumu.

AK Parti’ye karşı alternatif hazırlanmasını ise 17 Aralık darbe girişiminin siyasi sonucu olarak görmeli. Cemaatin talimatıyla istifa eden milletvekilleri, Meclis’te süs bitkisi olarak durmayacaklar. Bir süredir arka bahçe olarak kullandıkları BBP’ye ya da başka bir oluşuma geçip, 28 Şubat ara rejiminin DTP’si görevini üstlenecekler.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Yusuf Kaplan: On Emir

1-ZORBALARDAN DEĞİL, ALLAH’TAN KORKACAKSINIZ!

Zorbalardan değil, sadece Allah’tan medet umacaksınız!

Zorbaların, zalimlerin, insanlık ve hakikat düşmanlarının değil, yalnızca Allah’ın ‘mevlâ’nız (dostunuz, sığınağınız, dayanağınız) olduğunu aslâ unutmayacaksınız!

Allah’tan başkasını mevlâ edinenlerin, belâsını bulacağını iyi bileceksiniz!

Bugün önünüzü açan küresel zorbaların, yarın, ipinizi çekmekten çekinmeyeceklerini aslâ gözardı etmeyeceksiniz!

2-TAKİYYE’YE DEĞİL, TAKVA’YA SARILACAKSINIZ!

Takiyyeciliğin ikiyüzlülük; Takva’nın ise ikiyüzlülükle yüzleşmek, ikiyüzlülüğü yenmek, yalnızca Allah’a yönelmek olduğunu idrak edeceksiniz!

Takiyyeciliğin, insanın kimliğini, niyetini ve hedefini gizlediğini ama sonunda, kişinin kalbini körleştireceğini, kişiliğini bitireceğini bileceksiniz!

İhtirasın değil, ihlasın peşinde koşturacaksınız!

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Hasan Celal Güzel: Esad’ı destekleyenler şimdi hiç utanmıyorlar mı?

Üç gündür gazetelere ve televizyon ekranlarına bakamıyorum. Anadolu Ajansı’nın çok başarılı bir gazetecilik örneği vererek ele geçirdiği fotoğrafları görünce içim sızlıyor; insanlığımdan utanıyorum.

Fotoğrafların Esad’ın işkencecilerinden elde edildiği anlaşılıyor. Eli kanlı katil diktatörün Dışişleri Bakanı ne kadar inkâr ederse etsin, uzmanlar fotoğrafların tamamının da tahrif edilmemiş gerçek çekimler olduğunu tespit etmiş bulunuyorlar. 

2. Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi Soykırımı’ndan ve Bosna’daki Srebrenitza soykırımından sonra, insanlıktan nasibi olmayan Suriye kasabı Esad’ın ve BAAS’ın yamyamlarının işkenceyle katlettiği 11 binden fazla Suriyeli şehide ait olduğu anlaşılan 55 bin fotoğraf, Cenevre-2 Toplantısı’ndan önce bomba gibi patladı. Bu gerçeklere rağmen Rusya, İran, Çin gibi ülkelerin sırf kendi çıkarları için hâlâ Esad yönetiminin yanında yer almaları ve BM’nin bu konuda tesirsiz kalması, bence 21. asrın yüzkarası olarak tarihe geçecektir.

Ben, özellikle Türkiye’deki başta CHP yönetimi olmak üzere bazı siyasîlerin ve medya bülbüllerinin bu fotoğraflara ne yüzle bakabildiğini merak ediyorum.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Haşmet Babaoğlu:  TÜSİAD için en hayırlısı!

Öyle karmaşık izahlara gerek yok. Akademik jargonu da boş verin!

Ben en yalın haliyle söyleyeyim size…

Bürokratik devlet itibar ve otoriteyi tekelleştirir. 

Kapitalist oligarşinin ne olduğu da herkesçe malum: Para ilişkilerinin esas belirleyicileri kimlerse, iktidarı da onlar belirler; “Hasan almaz, parayı basan alır” durumu yani…

Bizim demokrasi çabalarımız bu iki yapının ittifakıyla; yani bürokratik- sermaye oligarşisi tarafından yıllar boyu kötü bir “tiyatro”ya çevrildi.

Fakat her şeyin bir sonu var.

Adına meşrebinize göre, ister halk deyin ister millet; siyasetin sosyolojik zemini olan sessiz çoğunluk 2002’de kesinkes siyaset sahnesine çıktığından beri iş değişti.

Orada artık dışarıdan “oyun” kurmak zor.

Parayla pulla, fonladığın medyayla, sana yaltaklanan bürokratlarla eskisi gibi siyasete müdahale etmen, hele hele sessiz çoğunluğu etkilemen imkânsız. 

Galiba bir TÜSİAD anlamıyor bunu! 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Yalçın Akdoğan: AK Parti’nin önündeki yol

İç ve dış dinamiklerin şimdiye kadar olmadık şekilde ilişkili olduğu, iç ve dış siyasetin her zamankinden daha fazla birbirini etkilediği bir dönemden geçiyoruz. Son yaşanan olayların da içerde ve dışarda yaşanan olay kümelerinden bağımsız olmadığı düşünülebilir. Klasik/geleneksel ittifak ilişkileriyle değil de, olay bazlı ittifaklarla yürüyen bölgesel dış politika da birçok meseleyi farklı nazarlarla ve yeni perspektiflerle değerlendirmeyi gerektiriyor.

Türk dış politikasının aktif ve dinamik boyutu da aslında yeni dönemin OLAY BAZLI ittifak ilişkilerine çok uygun. Suriye, Irak, İran veya Filistin meselelerinde birbirine tenakuz gibi görülebilecek farklı ittifak ilişkileri oluşuyor.

Türkiye’nin bazen karşılıklı eleştirilerle dalgalı görünse de TABİİ MÜTTEFİK İLİŞKİLERİ bulunuyor. Bunlardan en önemlisi Avrupa Birliği üyeliğidir.

Bu süreçte AB ile ilişkilerin yeniden canlanması büyük önem taşıyor. Başbakan Erdoğan’ın Brüksel ziyareti güven tazelemek ve üyelik sürecini canlandırmak açısından çok iyi oldu. Bunu rutin bir durum olarak görmemek gerekir. Önümüzdeki günlerde Fransa Devlet Başkanı Türkiye’ye gelecek. Ardından Cumhurbaşkanımız Gül İtalya’ya, Başbakanımız Erdoğan Almanya’ya gidecek. İspanya Başbakanı ise Ankara’ya gelecek. Bu arada Dışişleri ve AB Bakanlarımız farklı AB ülkelerinde programlar yapacak. AB’nin temel taşı olan ülkelerle yürütülen diplomasiyi bu süreçte önemli bir açılım olarak görmek mümkün.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Hilal Kaplan: Dink cinayetinde paralel kuşkular

Hrant Dink cinayeti işlenmeden çok önce Erhan Tuncel adını duymuştuk. Trabzon’daki McDonald’s bombalamasının faili Yasin Hayal, saldırının polis muhbiri olduğunu söylediği Erhan Tuncel tarafından planlandığını iddia etmişti. Bu ikiliyle yıllar sonra, ne yazık ki Dink suikasti vesilesiyle tekrar karşılaşacaktık.

Tuncel, dava boyunca büyük çoğunlukla sessiz kalmayı tercih etmişti. Ne var ki kamuoyuna en geniş açıklamayı, Ocak 2012’de, tam da beraat ettiği karar duruşmasının ertesinde, Zaman Gazetesi’ne gönderdiği bir mektupla yapacaktı. Mektupta cinayeti örtbas edenin Trabzon Jandarma ayağı olduğunu vurgulayan Tuncel, iki polis müdürünü ise âdeta kahramanlaştırıyordu. Okuyalım:

‘O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler. Akyürek’in, Trabzon’da görev yapmasına bağlıyorlar. Görevini hassasiyetle yapan biri. Ancak cinayetin işlendiği dönemde daire başkanı olması onu bu paydaya dahil etti.’

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Yaşar Taşkın Koç: “Ey cemaat hepinizi tutuklayacaklar”

Bu ülkenin kaderidir zaten cevabı bulunamayan ya da en azından zamanında bulunamayan sorularla yaşamak.

Yine öyle bir sorunun yanıtının peşindeyiz.

Siyasetle, ülkede olup bitenlerle biraz ilgilenen kim varsa aynı soruyu soruyor birbirine:

‘Cemaat bu işe neden kalkıştı?’

Sonra başka sorular sökün ediyor…

‘Bu cesareti nereden aldı?’

Ya da bir başkası; ‘Kaybedeceği, en azından ağır hasar göreceği belli bir savaşa neden girdi?’

‘Böyle bir iktidara karşı bu kadar kanlı bir saldırının anlamı ne?’

Soru çok…

Ama net, herkesin üzerinde ittifak edeceği, tatminkâr bir cevap yok.

Ankara’da gazeteci, akademisyen, siyasi, vatandaş… kim yan yana gelirse konu sonunda bu soruya gelip dayanıyor.

Şu ana kadar bulunabilmiş en önemli cevap, aslında baştan beri söylenenin doğal sonucu.

Olup bitenlerin bütün cemaat gönüllülerinin, bağlılarının hep birlikte onayladığı, desteklediği bir şey olmadığı biliniyor. Hatta onların arasında ciddi bir kafa karışıklığı olduğu da.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Ruşen Çakır: SP Tırmanan gerginlikten rahatsız!

Nitekim Esmerer konuşmasının ilk bölümünü bu iktidar savaşına ayırdı. “30 Mart’a çok az süre kalmasına rağmen medya bu seçimleri çok fazla gündeme getirmiyor. Bunun nedeni yaşanan kutuplaşama ve gerilim. Dosyalar, operasyonlar havalarda uçuşuyor. Adeta hava kurşun gibi ağır. Ve bu ortamın cumhurbaşkanlığı seçimine kadar süreceği belirtiliyor” diyen Esmerer, SP olarak bu ortamdan çıkılmasını savunduklarını vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepimiz aynı gemideyiz. Eğer gemi karaya oturursa neyse, bir yolunu bulup yeniden yüzdürebiliriz. Ancak batırırsak hep birlikte batarız. Bu yüzden başta Başbakan, iktidar, ana muhalefet, siyasi partiler ve medyamıza büyük görev düşüyor. Bu ülke hepimizin. Gerilim üzerinden iktidar ve muhalefet bu işi götürürse bundan millet olarak zarar görürüz.”

Mevcutlar içerisinde AKP’yi yolsuzluk iddiaları konusunda en kolay ve en etkili biçimde zorlayabilecek partinin SP olduğunu söyleyebiliriz. Fakat gördüğüm kadarıyla SP’liler iktidar partisi hakkındaki yolsuzluk/rüşvet iddialarını bu seçim kampanyasında pek fazla dillendirmeyecekler. Çünkü, her ne kadar yollar uzun süre önce ayrılmış olsa bile AKP ile belli bir kardeşlik hukukunun korunduğu anlaşılıyor. Öte yandan Gülen cemaatine ve onun uluslararası ilişkilerine yönelik geleneksel kuşkulu yaklaşımın esnediğine dair ortada herhangi bir işaret de yok.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ….

Kurtuluş Tayiz: Cemaat ile liberallerin ittifakı

Aklına en çok güvenip itibar ettiğimiz çoğu yazar, profesör veya aydının aklından şüphe etmeye başladığımız günleri yaşıyoruz. Haksızlık olmasın diye haklarında defalarca ölçüp biçerek bir kanıya varmaya çalışıyorum. Derdim sadece onları anlamak değil elbet. Karşımızdakileri anlamaya uğraşırken aslında kendimizi bilmeye çalışırız. 

17 Aralık’tan sonra siyaset arenası adeta karıştı. İktidar ve yargı ile bürokrasi içinde örgütlenen “paralel devlet” arasındaki savaş kızıştı. Bu gerginlik tepeden alta doğru bütün topluma yayıldı. Fakat bu gerilim, en çok siyasetle aktif olarak ilgilenen ve taraflardan birine aidiyet duyan ya da doğrudan taraf olan uzman ve yazarları etkiledi. 

Türkiye’de “siyaset uzmanı” diye bir sınıfın varlığından bahsedilir mi bilmem ama bahsettiğim kesimler, medyada sağlam kariyer yapmış, birkaç başbakan, cumhurbaşkanı eskitmiş, darbeler atlatmış, yediden yetmişe toplumun yakından tanıdığı, bildiği, düşünce ve görüşlerine büyük önem atfettiği isimlerden oluşuyor. İktidarının ilk yıllarında AK Parti’ye verdikleri destekle övünen, bugün ise AK Parti’ye karşı Cemaat’le ittifak yapan kimi eski liberal ve solcu yazarlar bunlar. 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Emin Pazarcı: O TIR’lardaki silahlar

Yeni değil, 2011 Yılı’ndan beri Suriye’ye gidip geliyorlar. Üstelik olayın gizli bir tarafı da kalmadı. Türk TIR’larının Suriye’ye gittiğini bölgede bilmeyen yok. 

Kimi zaman konvoylar halinde hareket ediyorlar. Sınırdan geçiyorlar, malzemelerini boşaltıp geri geliyorlar. 

Bu bilinmesine rağmen, yakın zamana kadar kimse mesele etmedi. Şimdi ise, TIR kovalamaya başladılar. Çünkü TIR meselesi yürüttükleri “savaşın bir parçası” haline geldi. 

Hedef belli: Türkiye’yi sıkıntıya sokmak! 

Bunu da o kadar açık yapıyorlar ki. O derece çirkin bir tezgâh içindeler ki. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gizleyemiyorlar. Sırıtıyor, bağırıyor… 

Savunmaları da “Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” türünden. Biri yazı yazmış, diyor ki: 

“Camiaya yakın isimlerin Hükümet’i sıkıntıya sokmak için MİT’e ait TIR’ları ihbar ettiği iddiası doğru değildir.”             

Sonra da yazısını şu cümleyle bitiriyor: 

“MİT aracılığıyla Suriye’ye silah gönderildiğini herkes biliyor.” 

Ne yaptığının, nasıl açığa düştüğünün farkında bile değil. Milletle alay etmeye çalışırken kendisini komik duruma sokuyor! 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Melih Altınok: Deve hendekten bir gün atlar da…

Avrupa sağının oryantalist liderlerinin Türkiye karşıtı tutumlarının ve Abdülkadir Selvi’nin tabiri ile “AB’ye savaş açan bir AB bakanlığı” döneminin ardından ilişkilerde çiçek açtı.

AB Bakanlığı’na Mevlüt Çavuşoğlu’nun getirilmesinin ardından Başbakan Erdoğan 5 yıl sonra Brüksel’e gitti. Yoğun temasların ardından her iki taraftan da son derece olumlu açıklamalar geldi.

Temaslarda yer alan tüm hükümet üyeleri, yeni fasılların açılmasına, reformların devam etmesine ve nihai hedef olan tam üyeliğe dair son yılların en kararlı açıklamalarını yaptılar.

Avrupa Birliği’ni bürokratik ve siyasi açıdan temsil kabiliyeti olan isimler de, Türkiye ile  “daha hızlı” bir iş birliği sürecinin başladığını müjdelediler. 

Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy “2014’te umarım daha fazla ilerleyeceğiz. Nihai hedef tam üyelik” dedi.

Geri kabul ve vizeler için imzaların atıldığını kaydeden Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da HSYK gibi tartışma konusu olan maddelerle ilgili olarak “Erdoğan’la konuştum ve bu sohbet sonucunda memnun oldum. Başbakan bize güvence verdi” diye konuştu.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

Murat Kelkitlioğlu: Bunlar ne Sayın Gülen?

Beddua’dan sonra pek açıklama yapmayan, sesini telefon konuşmalarından duyduğumuz Fethullah Gülen, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada, Başbakan Erdoğan’ın reform yolundan ayrıldığını iddia etti. Gülen, “Türk halkının, son iki yıldır demokratik sürecin tersine dönmüş olmasından dolayı üzüntülü” olduğunu ileri sürdü. Hizmet hareketinin AKP’ye siyasi bir alternatifin oluşmasına sıcak baktığını da vurgulayan Gülen, CHP’ye destek verebileceği söylentilerini de yalanlamadı. 

Gülen’in açıklamalarının tamamını okuduğunuzda 17 Aralık operasyonunun ardından ortaya çıkan ‘paralel yapı’nın itirafı olduğunu açıkça görüyorsunuz. 

Benim takıldığım ise son 2 yıldır Başbakan Erdoğan’ın reform yolundan ayrıldığı iddiası. 

Gelin bakalım!  

Başbakan, 30 Eylül 2013’te Demokratikleşme Paketi’ni açıkladı. Pakette kimsenin bahsini bile etmeye cesaret edemediği reformlar açıklandı.  Bunlar neler mi?

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Paralel dinlemeyi işte böyle yapmışlar!..

Gençlik Haber Sitesi | On5yirmi5.Com'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Gençlik Haber Sitesi | On5yirmi5.Com'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Haber gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 470