Terörist de başbakana itimat ediyor

Olaylar
Röportaj: Nil Gülsüm ‘Türkiye’de teröristin bile itimat ettiği bir Başbakan var. Bu meseleyi şimdi çözmeyeceksek ne zaman çözeceğiz? Ayrıca en fazla muhalif pozisyonda olacak isimlerden Mu...
EMOJİLE

Röportaj: Nil Gülsüm

‘Türkiye’de teröristin bile itimat ettiği bir Başbakan var. Bu meseleyi şimdi çözmeyeceksek ne zaman çözeceğiz? Ayrıca en fazla muhalif pozisyonda olacak isimlerden Murat Karayılan, Leyla Zana ve Sırrı Sakık da, Başbakana itimat ettiklerini söylüyorlar. Bizimki hala duruyor. Daha ne diye bekleyebilirsin ki?’

Gazeteci-yazar Avni Özgürel:

ÖCALAN’LA ÇÖZMEK KOLAY

Türkiye’nin son 30 yılına damgasını vuran Kürt sorunu, artık hem toplumsal, hem de siyasal açıdan çok farklı bir aşamaya girmiş görünüyor. Bir yandan şiddet sarmalı, diğer yandan bu sarmala son verme yönünde girişilen çabalar hızlı ve değişken bir seyir izlemekte. Bir zamana kadar Türkiye’nin iç işi olarak görülebilecek olan Kürt meselesinin uluslar arası ve bölgesel bir boyut kazanması da son dönemde yükselen şiddetin gerekçeleri arasında sayılabilir. Şiddet ve söylemlerde yaygınlaşan sertlik dışında bir yöntemle sorunu anlamaya çalışan kişi ve gruplar da yok değil. Bu yolu tutan, sağduyulu bir üslupla konuyu anlama yönünde çaba sarfeden aydınlardan birisi de Avni Özgürel. Hem konuya olan derin vukufu, hem de sorunu kuşatacak bir soğukkanlılıkla hareket etmesi dolayısıyla Kürt meselesinin önemli ve güncel başlıklarını gazeteci-yazar Avni Özgürel ile konuştuk. Özgürel’in sorularımıza verdiği cevaplar, uzun vadeyi hesaba katarak düşünülmesi gereken günümüz ortamında önemli ipuçları veriyor.

Kürt meselesinin başlangıç zamanı ile ilgili çeşitli görüşler mevcut. Ne oldu da barış içinde yaşanan uzun yıllardan sonra bu sorunlar ortaya çıktı?

Biz, asırlarca sorunsuz yaşadık. Kürtler, Çerkesler, Hıristiyanlar, Ermeniler, Rumlar, Ortodokslar, Yahudiler hep beraber yaşadık. Cumhuriyet döneminin başlangıcında, Milli Mücadele döneminde de bir problem yoktu.  Bu ülkenin savunmasının her aşamasında da beraber olunmuştur. Şeyh Sait isyanı bahane edilerek Takrir-i Sükun dönemi ve sonrasında yapılan Türkçülük düzenlemeleri ve Türkçülük siyaseti ortaya böyle bir tablo çıkardı. Bu sadece Kürtlerle alakalı değildi; ama bu politikaların muhatapları arasında en büyük grubu Kürtler oluşturuyordu. Bir asimilasyon politikası, “Kendini Türk’ten saymayanın hakkı köleliktir. Bu ülkede yaşayan herkes Türk’tür” anlayışı devlete hakim oldu.  Tek parti döneminde insanlar şiddetle susturuldular.

Tek Parti dönemini biraz açar mısınız?

Tek parti dönemi deyince sadece İnönü dönemini kastetmiyorum. Buna Atatürk yönetimi de dahildir. İdamlar, İstiklal Mahkemeleri, hep tek parti dönemi uygulamalarıdır. Bu dönemde insanlar susturuldular, zihinlerinde ne varsa içlerine attılar. Sadece Kürtler değil, inançlı insanlar da seslerini çıkaramadı. Dolayısı ile sorun o gün doğdu.

KORKU TÜNELİNDEN GEÇİLİYOR

Kürt meselesinin çözümü için AK Parti döneminde yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef Türkiye’deki diğer siyasi partilerde olduğu gibi AK Parti’de de geçmişe demir atma durumu söz konusu. “Acaba şu mu olur, parçalanır mıyız?” düşünceleriyle bir korku tünelinden geçiliyor. Biz bin yıl beraber yaşadık. Bin yıl beraber yaşadığın insanların dilinden neden korkarsın ki? TRT Şeş kuruldu mesela. Yıkıldık mı?

Yapılan tüm bu yenilikler AK Parti döneminde oldu neticede. Genele bakıldığında çok cesur adımlar atılmadı mı?

Rahmetli Özal “Şunu da yaptım, bunu da yaptım, buna rağmen niye oylarımız düşüyor?” diye,  Nilüfer Göle Hanımı çağırıp sormuştu. Nilüfer Hanım da “İkide bir bunu söylemeyin. Habire başımıza kakıyorsunuz” demişti. Türkiye’nin gündemindeki öncelikli problem bu. 11 yıldır ülkeyi yönetiyorlar, elbette yapacaklar. Çok iyi ve güzel şeyler yapıldı, bunu inkar eden de yok. Ama yetmez. Biz ayağımıza takılan sorunları perakende çözüyoruz. Kürt meselesinin çözümü bu mu?

Çözümün önünde hangi engeller var?

Kürt meselesinin çözümünde önümüzde şiddet engeli var; ortada duruyor. Öcalan cezaevinde. Bir yığın mesele var aslında.

Başbakan’ın “Gerekirse Öcalan’la görüşülür” sözlerini çözümün neresinde görüyorsunuz?

Türkiye’de teröristin bile itimat ettiği bir Başbakan var.  Bu meseleyi şimdi çözmeyeceksek ne zaman çözeceğiz? Ayrıca en fazla muhalif pozisyonda olacak isimlerden Murat Karayılan, Leyla Zana ve Sırrı Sakık da, Başbakana itimat ettiklerini söylüyorlar. Bizimki hala duruyor. Daha ne diye bekleyebilirsin ki?

Açlık grevlerinin son bulmasıyla ilgili durumu hükümetin kendisine muhatap olarak Öcalan’ı seçtiği ve örgüt ile BDP üzerinde etkisini yitirmiş Öcalan’ın gücünü arttırmak için yapılan bir operasyon olarak değerlendirilmesi görüşüne ne dersiniz?

İnşallah öyledir.

Öcalan’a Ankara’dan gelen bir telefondan söz ediliyor…

İnşallah tesadüf değildir. Öyle bir devlet aklı vardır.

OPERASYONSA HÜKÜMET YAPMIŞTIR

Bu operasyonun farklı bir yerden yapılmış olması mümkün mü? Öcalan’ı hükümetin karşısına muhatap olarak getirmek isteyen başka odaklar mesela?

Eğer bu bir operasyon ise, herhalde hükümet yapmıştır. Başka türlü olamaz. Buna muhtemelen Öcalan da ‘evet’ demiştir. Burada gerileyen, geri adım atan da Kandil olur.

Kandil ile İmralı arasında barışa bakış noktasında ne gibi farklılıklar var?

Öcalan, ekseninde kendisinin olduğu bir çözüm projesinin peşinde. Her iki taraf açısından içerik olarak farklı şeyler yok. Ama Öcalan’ın projesinde kendisi var. Eğer üzerinde konuşulan 100 tane madde varsa, bunun 100. maddesi Öcalan ise ve bu 100. maddeye hayır denildiyse, hiçbir şey çözülmez. Bu maddeye ‘evet’ denilir ve ‘diğer maddeler üzerinde konuşalım’ denilirse, o zaman konuşur. Bu çok önemlidir.

Peki Kandil?

Kandil için diğer 99 madde önemli.

Öcalan Kandil’dekiler için ne kadar önemli?

Öcalan onlar için şöyle önemli, “Bu da arkadaşımız” diyorlar yani.

Daha çok vefa ve gönül borcu üzerinden mi bakıyorlar?

Büyük ölçüde öyle. Kürt siyasi hareketi kendilerini geçmişte Öcalan’a o kadar endekslediler, bağladılar ki geri dönemiyorlar. Geçmişte Öcalan’ın saçı fazla kesilmiş diye 40 bin kişilik miting yapmışlardı.

ÇÖZÜMÜN EŞİĞİNDEYİZ

Kürt meselesinin çözümüne ne kadar yakınız?

Eşiğindeyiz.

Adım atılmalı diyorsunuz. İlk yapılması gereken ne?

PKK silahı bırakacak. Bu kadar basit.

Bu meselenin çözüme kavuşmasını kim istemiyor?

Şu anda sözümona herkes istiyor.

Süreç zaman zaman kesintiye uğruyor ama…

Şimdi burada sadece Ergenekon deyip işin içinden çıkmak yetmez. Bunu PKK’nın içinde de istemeyen bir grup var. Hazır dağda yaşıyorsunuz; uyuşturucuysa uyuşturucu işi; paranın pulun, karının kızın hesabını soran yok. Ne olacak yani? “Niye bu düzen değişsin ki” diye düşünenler var. Ayrıca Avrupa’da sadece PKK’dan geçinen hukuk büroları, basın organları var.

Çok büyük bir rant dönüyor yani…

Tabi canım. Çok büyük paralardan söz ediyoruz.

Karayılan durumun bu boyutunun farkında mı?

Bilmez olur mu? Hepsi biliyor.

BÖYLE GİTMEYECEĞİNİ BİLİYORLAR

Kendilerinin dava olarak gördükleri şeyin birilerinin rant kapısına döndüğünü gördükleri için yüzlerini barışa dönüyor olabilirler mi?

Hiç şüpheniz olmasın.  Bunun böyle gitmeyeceğini biliyorlar. Düşünün; Mesela Murat Karayılan Kandil’de randevu veriyor ve sizin bulunduğunuz yere gelmesi en erken günü buluyor. 60 yaşında birinin 30 senedir dağda olması, oradan oraya gitmesi kolay bir şey değil.

Karayılan’la yaptığınız röportajda barış istediği açıkça görülüyor. Bir taraftan barış isteği, öte yandan PKK’nın giderek dozu artan eylemleri. Kandil, barışı isteyen liderler PKK’yı kontrol edemiyorlar mı yoksa ifadelerinde mi samimi değiller?

Bu ikisini birbirine karıştırmamak lazım. Ortada bir örgüt var. Bu örgüt terör örgütü. Ortada örgüt varsa, bu eylemler de olacaktır. Ayrıca arabanın frenine basıldığında bile bir fren mesafesi vardır.  Sosyal, siyasi hareketlerde de motor gücü yok. Hiçbir şey bir anda duramaz. Kontrol edilmesi zaman alır. Kaldı ki, Türkiye asla PKK’yı da, terörü de sıfırlamak gibi bir hevesin içinde olamaz, olmamalı.

Neden?

Terör örgütü marjinal bir noktaya gerileyecek. Karayılan herkesi esir alıp teslim edecek değil ya. Bazısı var ki, onu da dinlemez.  Türkiye’den bölünüp bağımsız olmayı dileyen bir Kürt hareketi olacaktır. Ama mücadele edilebilir, göğüslenebilir seviyeye inecektir.

AF ÇIKMAK ZORUNDA

Göğüslenebilir seviyeye nasıl gelecek?

Kapsamlı bir af çıkaracağız. Buna mecburuz. Biz, “Eline silah almamış, suça karışmamış insanları affedeceğiz” diyoruz.  Böyle bir şeyi affetmeye ne hacet. Adam elini kolunu sallaya sallaya gelir. Eline silah almamış, hiçbir suça karışmamış kişilerin zaten affedilecek durumları yok. Af, suça bulaşmış kişileri kapsar.  İkinci olarak, sen bir şey yapıp, yaptığın şeyin yanlış olduğunu düşünüp, “Keşke bir imkan, bir fırsat olsa ve buradan geri dönsek” diyebilirsin. Ama sorulduğunda alenen herkesin ortasında “Pişmanım, özür dilerim” diyemeyebilirsin. Bu meseleyi çözerken insanların kişiliklerini hırpalamayalım.

Habur olayının ardından epey uzun süren tartışmalar oldu. Yapılan bir hata oldu mu orada?

Habur olayında hükümetin acemiliği, hazırlıksızlığı vardı. Öbür taraftan bir medya kepazeliği de var. Bir takım insanlar silahları bırakmışlar, Türkiye’ye gelmiş teslim olmuşlar. Gelirken de el sallamışlar, sevinç göstermişler. Ne var bunda? Bundan dolayı battık mı? Habur’da yapılan bir hata yok. Devlet dediğin bunu yapar. Hata oraya gazetecileri taşımak, gazetelerin de birinci sayfalarında tam sayfa, yarım sayfa verilmesidir. Medya planlamasını yapamamaktır.

Kürt meselesinin çözümünde devlet içinde iki farklı irade mi var?

Şu anda çok az.

CEMAAT MESELESİ ABARTILIYOR

Hükümet-cemaat farklılaşmasının meseleye etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz?

Cemaat meselesi bu konuda gereksiz yere abartılıyor. Bir şey yapıyorsanız kendiniz yapacaksınız. Eskiden ordu mâniydi, şimdi de cemaat mi mani yani?

Oslo sürecinin deşifre olması hangi odakların işi?

Orada başka bir şeyler var. Açıkçası onun üstünde konuşmak istemiyorum. MİT’in içinde çekememezlik falan vardı orada.

Sürecin deşifre olmasının sebebi kişisel hesaplaşmalar mı?

Hakan Fidan’dan rahatsızlıklar MİT’in içinde de var. Bu iş sadece cemaat işi olamaz. Böyle bir değerlendirme yapmak o kadar da inandırıcı değil; bana göre biraz iftira.

Şimdiye kadarki ve bundan sonraki süreçte Hakan Fidan’ın ve MİT’in konumu nedir?

Çok başarılı. Uzun yılardır ilk defa -bundan önceki MİT müsteşarı Emre Taner’ in çizdiği bir doğrultuda-  MİT hafiye teşkilatı olmaktan çıktı. Bu çok önemli bir şeydir. Bunu sağlayan Emre Taner’dir. Taner, MİT’i devlet analizi kurumu haline getirdi. Bunu eyleme dönüştüren, kurumsallaştıran, içselleştirmeye çalışan kişi Hakan Fidan. Hakan Fidan şu anda, -ki abartılı bir laf edeceğim- Öcalan Karayılan’a ne kadar itimat ediyorsa, herhalde Hakan Fidan’a da o kadar itimat ediyor, güveniyor.

Nasıl?

Bu adam söz veriyorsa, bir şeyi yapar; yapamayacağını bir şeyi söylemez. Söz veriyorsa, ‘tamam’ diyorsa, mutlaka siyasi iradenin mutabakatını almıştır. “Beni kandırmaz” anlamında söylüyorum. Güveniyor derken, tabi ki“Bu benim adamım” anlamında değil.

Öcalan’ın MİT ile bağı olduğu zaman zaman gündeme gelir. Sizin de MİT tarafından desteklenen bir kurumda onu gördüğünüz şeklinde ifadeniz vardı. Şu anda ne düşünüyorsunuz?

Onlar geçmişte kaldı.  Öcalan’ın ‘Erkeği Öldürmek’ adlı kitabında bu konuda da bilgi de var. MİT ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu anlatır. Öcalan, Kürtçülük hareketlerine katılmadan önce Büyük Doğu’nun gençlerinden biriydi. Herkesin geçmiş hayatında böyle şeyler var. Başlangıçta onlar var, bir çok insanda var. Bu gün ne olduğuna bakmak lazım.

Bugün için nedir?

Bugün Türkiye ile 30-35 senedir kavga haline olan bir örgüt var ve onun başında bu adam var. Bizim orada tayin ettiğimiz komutanlar, valiler iki sene görev yapıp oradan ayrılıyorlar.  Siyasetçisi bile o kadar dayanmıyor. Dolayısı ile bu meseleyi bazılarımız onun kadar bilmez. O yüzden bu sorunu Öcalan ile çözmek bizim için kolaydır. Dünyada terör örgütü liderini yakalayıp da terörü sona erdirememiş tek ülkeyiz.

Mehmet Ali Birand son günlerde yayımladığı bir yazısında Kürt meselesinin varacağı nokta ile ilgili bazı tespitlerde bulundu.  Ne dersiniz?

Mehmet Ali Birand söylediği için fazla yankı yapmadı. Keşke daha ciddi bir adam söyleseydi.

Öcalan’ın ileride siyasi parti lideri olmasından bahsediliyor yazıda. Siz ne dersiniz?

Yok, öyle olacağını düşünmüyorum. Kendisinin de bunu istediğini zannetmiyorum.

Kürt meselesi çözümü Birand’ın dediği gibi 2015 sonrasına mı kalacak?

O kadar beklenirse, yandı gülüm keten helva. Bunun çözülmesi için artık hiçbir engel kalmadı. Ne yapılması gerektiğini de herkes biliyor.  Sadece ‘tamam’ denecek, o kadar.

ARTIK ÇÖZME ZAMANI

2012 yılında bu mesele çözülebilir demiştiniz. Bu mümkün gözüküyor mu hala?

İradeniz varsa olur tabi. Ama bunu açıklayacak bir siyasi irade lazım. Dikkat edin, Başbakan her seferinde bir adım daha ileri atıyor. Önce “Ben görüşmem devlet görüşür”  dedi.  Şimdi, “Öcalan ile de görüşülür” diyor. “Gerekirse, silahı bırakıp Avrupa ülkelerine gitsinler” diyor. Zaten silahı bırakmadan Avrupa ülkelerine gidecek halleri yok. Her seferinde bir adım daha ileri gidiyoruz. Artık bunu bir defada oturup çözme zamanı geldi.

Satır başları: Kapsamlı bir af çıkaracağız. Buna mecburuz. Biz, “Eline silah almamış, suça karışmamış insanları affedeceğiz” diyoruz.  Böyle bir şeyi affetmeye ne hacet. Adam elini sallaya sallaya gelir. Eline silah almamış, hiçbir suça karışmamış kişilerin zaten affedilecek durumları yok. Af, suça bulaşmış kişileri kapsar.

2: Barışı PKK’nın içinde de istemeyen bir grup var. Hazır dağda yaşıyorsunuz; uyuşturucuysa uyuşturucu işi; paranın pulun, karının kızın hesabını soran yok. Ne olacak yani? “Niye bu düzen değişsin ki” diye düşünenler var. Ayrıca Avrupa’da sadece PKK’dan geçinen hukuk büroları, basın organları var.

Milat