Özel Yetkili Mahkemeler Kaldırılıyor mu?

Abdulkadir Selvi’nin yazısı

"Özel yetkili mahkemeleri kaldırırız"

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildiği günden bu yana birçok yasa onayladı. Ancak 4 saat içerisinde imza attığı tek yasa; MİT’le ilgili düzenleme oldu.

Cumhurbaşkanı Gül, pekçok kabuller yaptı; siyasetin gerildiği dönemlerde liderler zirvesi topladı, yuvarlak masa toplantıları yaptı. Her hafta Genelkurmay Başkanı ve Başbakan’ı kabul etti. Ancak ilk kez ifadeye çağrıldığı gün Hakan Fidan’ı Çankaya Köşkü’nde kabul ederek, sürece ağırlığını koydu.

Başbakan Erdoğan ise süreci tersine çevirecek kadar kararlı bir tutum takındı. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklu yargılanmasına gönlü razı değildi Başbakan Erdoğan’ın. Bunu açıkladı da. Ancak bir yasal düzenleme için düğmeye basma gereği duymadı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan hariç.

Bu süreç içerisinde Hakan Fidan’ın AK Parti kadroları açısından ne kadar önemli olduğuna dair değerlendirmeler yapıldı.

Ama burada Hakan Fidan’a duyulan sevgi ve güvenden öte bir durum söz konusu.

Hakan Fidan’ın ve Kürt sorununun çözümü için ortaya konulan, "demokratik açılım " iradesinin Başbakan Erdoğan açısından ne anlam taşıdığını en iyi bilmesi gereken KCK savcılarının, MİT yöneticilerini ifadeye çağırmaları bir tavırdı.

1-Kime tavır? Askerin ve İsrail’in açıkça karşı koymasına rağmen, Hakan Fidan’ı MİT Müsteşarlığı’na getiren Başbakan’a karşı bir tavırdı.

Ayrıca cumhuriyet tarihi boyunca askerin, kendi tekelinde tuttuğu Kürt sorununa el atan ve demokratik çözüm iradesini ortaya koyan bir kadroya, misillemede bulunmaktı.

7 Şubat günkü karar böyle algılandı.

Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan, bu müdahaleye karşı MİT Müsteşarı’nın arkasında durup, ifadeye çağrıldığı gün kendisiyle görüşerek, sahiplendiklerini ortaya koydular.

2-Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın verdiği mesaja rağmen, mahkemenin, "yakalama kararı" çıkarması ise, bir meydan okuma olarak algılandı.

İşi, devleti biz mi yöneteceğiz, polis ve savcılar mı noktasına getirdi. Siviller iradesine sahip çıktı.

3-Yasa değişikliği için düğmeye basılmasına rağmen, ifadeye çağrılma aşamasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nı ve Adalet Bakanlığı’nı devre dışı bırakan Fikret Seçen’in üstüne üstlük bir de açıklama yaparak, "Bazı devlet görevlilerinin kendilerine yürütme organı tarafından verilen görevin dışına çıkarak hareket ettikleri, örgütün eylemlerini gerçekleştirmesine yardım ettikleri şüphesini doğuracak deliller elde edilmiştir" demesi, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a yönelik, "Savunduğunuz adamlar bunlar" şeklinde bir ders verme olarak algılandı. Meydan okumanın ötesine geçilip, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamları bir savcı tarafından, "tedip edilmeye" kalkışıldı.

4-Bunlar eski HSYK döneminde yaşanan ama Anayasa değişikliği ile geçmişte kaldığı düşünülen tavırlardı. O nedenle müthiş bir rahatsızlık verdi. Sanki bunlar yaşanmamış gibi, henüz Seçen’in açıklamasının mürekkebi kurumadan bu kez de savcı Sadrettin Sarıkaya’nın gazeteci Mehmet Ali Birand’la görüşmesi, "Biz bu işi bilerek, taammüden, planlayarak yaptık deniliyor" şeklinde algılandı.

Peki bundan sonra ne olur?

Herkes Başbakan Erdoğan’ın kararını bekliyor.

Ama hem Başbakan Erdoğan’ın hem de MİT Müsteşarı Fidan’ın, bir hatadan dolayı, olaya bir intikam hissiyle yaklaşıp, iktidar gücünü üstlerine sevk etmeyeceği biliniyor.

Ayrıca yaşananlardan rahatsız olan, "Akil isimler" devreye girmeye başladı.

Ama ilişkilerin test edileceği, taşların yerine oturtulacağı bir sürece girildiği de gözden kaçırılmamalı.

Hiçbir şey, 7 Şubat öncesindeki gibi olmayacak.

Çünkü güven duygusu sarsıldı.

Ama bu bir süreç.

Nasıl bir süreç.

AK Parti’nin etkili bir isminin ağzından aktarmak istiyorum bunu.

"Görüldü ki, bu dönem operasyonlara açık bir dönem."

Sonra bir ekleme: "Bu iş burada kalmayacak. Farklı noktalardan bize başka operasyonlar çekilecek."

AK Parti bunun farkında. Daha ötesinde bilgilere sahip olduklarını düşünüyorum.

Peki bu durumda ne yapacaklar?

Vazoyu kırmamaya özen gösterecekler.

Müslüman merhametiyle hareket edecekler.

Ama Başbakan Erdoğan’ın Ankara’ya dönüşü bu kez biraz farklı olacak. Hasta yatağından yönettiği sürece bizzat el koyacak.

Başbakan’ın bu tür kriz anlarında ne kadar kararlı olduğu biliniyor. Dünyada dik duruşuyla ünlü bir lider Recep Tayyip Erdoğan.

Şu satırlara dikkatinizi çekmek istiyorum.

"Önümüze 367 engeli çıkarıldı, aştık. Anayasa’yı değiştirip, Cumhurbaşkanı’nın halkın seçtiği bir sistem getirdik. 27 Nisan muhtırası verildi. 28 Nisan’da sivil muhtıra ile yanıtını verdik. Partimiz hakkında kapatma davası açıldı, kapattırmadık. HSYK krizi çıkarıldı, HSYK’yı değiştiren Anayasa değişikliği gerçekleştirdik. Şimdiye kadar önümüze çıkarılan engelleri tersine çevirdik. Hiçbirine boyun eğmedik."

Aktaracaklarım burada bitmiyor tabii ki. Devamı var: "Bu kez önümüze özel yetkili mahkemeler krizi çıkarıldı. Ülkemiz terör ve çetelerle mücadele ettiği sürece bu tür mahkemelere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ama bunu bizimle bir hesaplaşmaya çevirmek isterlerse, 1 maddelik bir yasa çıkarır ve özel yetkili mahkemeleri kaldırırız."

Nokta…

Bir şey eklemeye gerek var mı?

Yeni Şafak