Olaylar Almanya, Rusya ve işbirlikçilerinin işi

Engin Dinç’in haberi 

 

Taksim Gezi Parkı’ndaki olaylar kısmen yatışsa da, halen devam ediyor. Gezi Parkı olaylarının yankıları ise sürüyor. Özellikle dış basında Gezi Parkı olayların abartılı bir şekilde verilmesi dikkat çekti. Bununla birlikte Suriye’de yaşanan çatışmaların da Türkiye’deki olaylar üzerinde etkili olduğu yorumları yapılıyordu. Bunların üzerine KESK’in aldığı grev kararı da 28 Şubat’ı hatırlatan bir şekilde hükümeti yıpratma amacını güdüldüğü düşüncesini pekiştirdi. Tüm bu yorumları Star yazarı Cemil Ertem’e sorduk.  
 

Gezi Parkı olaylarının ilk olarak ağaçların kesilmesine tepki olarak, çevreci bir eylem şeklinde başladığını belirten Cemil Ertem, kendisinin de ağaçların kesilmesine ve bu bölgeye bir AVM yapılmasına karşı olduğunu vurguladı. Olayların bu şekilde başlamasına rağmen sonradan aldığı şeklin masum olmadığının altını çizen Cemil Ertem, bugün yaşananların 28 Şubat sürecinde yaşananları andırdığını söyledi. Erbakan Hükümeti’nin uyguladığı havuz sisteminin faiz lobisini rahatsız ettiğini ve 28 Şubat’ta bunun çok önemli olduğunu belirten Cemil Ertem, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki AK Parti hükümetinin de faiz lobisini kızdıracak politikalar izlemesinin bugün yaşanan olaylarda büyük bir rolü olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin izlediği enerji politikasının da uluslararası güçlerin çıkarlarına aykırı olduğu için bugün yaşanan olayların ardında bu güçlerin, özellikle de Rusya ve Almanya’nın olduğuna inandığını kaydeden Cemil Ertem, şunları söyledi: 
 

“Türkiye Almanya ile rekabet ediyor. Sanayi anlamında Rusya’yı zorlayacak bir Güney gaz koridorunu harekete geçirdi. Kuzey Irak’ta bizim barış sürecimize paralel ilişkilerimiz düzeldi ve oradaki enerji kaynaklarımızı Ceyhan Limanı’na getirip dünyaya ulaştırmaya başladık. Bütün bunlar Rusya ve Almanya’yı çok rahatsız etti. Esasında bu kalkışmalara baktığımızda Rusya ve Almanya’nın baş aktör olduğunu düşünüyorum. Öte taraftan Almanya ve Rusya ile işbirliği içerisinde olan Türkiye’deki işbirlikçileri ve ortakları var. Örneğin tam bugünlerde Alman medyasına baktığımız zaman Türkiye’deki bu protestoları çok abartan, adeta bir iç savaş görüntüsü ile verdiğini görüyoruz. Böyle olunca bu kalkışmalar Türkiye’de basit bir demokratikleşme ve demokratik tepki içerisinde olarak algılayamayız. Ama böyle olmasını da arzu ederiz. Çünkü Türkiye’de yurttaşların yaşadıkları bölgeyle, yaşadıkları şehirle ilgili görüşlerini anlatması, bunlara yön vermesi çok önemli. Hükümetlerin de bunları dinlemesi lazım. Kim olursa olsun, bugün AK Parti hükümeti, yarın başka bir hükümet, yurttaşların günlük tepki ve taleplerini dikkate alması lazım. Artık öyle bir zamanda yaşıyoruz. Dolayısıyla böyle tepkiler olduğu zaman hükümetlerin bunları polis zoruyla bastırmaması ve dinlemesi lazım. Ama burada sorun tam bu değil. Sorun, bu insanların temiz demokratik tepkilerini kullanan iç ve dış çevreler olduğunu görmektir. Piyasaların şu andaki durumuna, dış basında çıkan haberlere bakarak gelinen noktada olayları; öteden beri hem Türkiye’nin yapmak istediği şeyleri, hem de elde ettiği gücü üstlenmesini engellemek isteyen çevreler tarafından bu yönde yürütülen politikaların bir sonucu olarak görüyoruz.” 
 

Olayların başlamasının ardından borsanın düşmesi ve ardından KESK’in grev kararı almasının etkilerini sorduğumuz Cemil Erten, şu cevabı verdi:

“Bunlar olabilir. Bunlar demokraside olabilecek olağan girişimler. Piyasa Türkiye’de çalışıyor, borsa düşer piyasadan çıkış olur; yarın yine yükselebilir, bunlar normal. Bugün baktığımızda Avrupa borsaları Avrupa’daki krizle paralel olarak 3 yıldır düşüp duruyor, yerlerde sürünüyor. Daha geçen gün Türkiye’de Gezi olayları başlamadan önce, -Avrupa finansının başkenti Frankfurt’un Alman Merkez Bankası’nın merkez ofisleri oradadır-, Frankfurt’taki Merkez Bankası’nın önünde krizi protesto eden göstericilere Alman polisi çok sert müdahale etti. Biber gazıyla müdahale etti ve döverek göz altına aldı. Bunlar demokrasilerde olur. Yarın öbür gün Avrupa’da da olacak. Çünkü Avrupa’da işsizlik yüzde 50’ye çıktı. Türkiye’de böyle bir durum yok. Şimdi öte taraftan bir işçi konfederasyonu, bu KESK olabilir, DİSK olabilir, Türk-İş olabilir; grev kararı alabilir, grev olabilir, grev yasal haktır. Dolayısıyla bunların olması Türkiye’nin normal bir ülke olduğunu gösterir. Bugün Suriye’de grev olabiliyor mu? Olamıyor değil mi? Türkiye’de grev olabiliyorsa bu iyi bir şeydir. KESK grev kararı alsın ve bunu da yapsın gücü varsa.” 

 

KESK’in aldığı grev kararının ’28 Şubat’ta Beşli Çete’nin yaptıklarını anımsattığı yönündeki değerlendirmeleri sorduğumuz Cemil Erten, şöyle konuştu:
 

“Çok benziyor, onun da altını çiziyorum. Türkiye’de değil, dünyanın herhangi bir ülkesinde seçimle işbaşına gelmiş bir hükümeti siz ancak seçimle yollayabilirsiniz. Onun dışında bu tür kalkışma ve bu kalkışma sonucunda gelebilecek terör ve bu teröre bağlı ekonomideki tahribatın sonucunda birtakım demagoji dışı güçleri göreve çağırarak seçilmiş bir hükümeti işbaşından götürmeye kalktığınız zaman bunun adı faşizm olur. Bu Türkiye’de yapıldı, 12 Mart’ta yapıldı, 12 Eylül’de yapıldı, 27 Mayıs 1960’ta yapıldı. Adnan Menderes’i astılar, 28 Şubat’ta tankları yürüttüler ama Türkiye’de artık bunları yapabilecek ortam yok. Türkiye’de demokrasinin kurumları eksik de olsa yerinde. Türkiye’de demokrasi geleneği yavaş yavaş, istikrarın demokrasiyle sağlanması çerçevesinde oturuyor. Kaldı ki dünya konjonktürü de buna uygun değil. Türkiye Ortadoğu’da belirleyici bir güç olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla hiç kimse adeta demokrasi dışı bir çağrı yapan bu güçleri, dünyada da demokratik bir tepki olarak dikkate almaz. Bugün dünya basınında bütün bu işler demokratik bir tepki olarak görülüyor, tabi bir noktada öyledir, demokratik tepkidir. Bu demokratik tepkiyi kullanan güçleri, insanları sokağa salan güçlerin planlarını dünya öğrendiği zaman onların esasında ne olduğunu da öğrenmiş olacak ve bu değişikliği de çekecek. Çünkü bugün Suriye’nin nasıl bir iç savaşla yıkıma uğradığını, orada piyasaların hiçbir şekilde çalışmadığını görüyoruz. Bugün tüm Türkiye’de bu olsa ne olacak diye soruyorsunuz. Demokrasi olmayan bir ülkede bu olsa olur mu?  Demokrasi olan bir ülkede borsa iner, çıkar. Demokrasi olmayan bir ülkede borsa inmez, çıkmaz. Tüm Türkiye’de bu olsa ne olur biliyor musunuz siz? Var mı Suriye’de borsa? Faşizm dönemlerinde Latin Amerika ülkelerinde borsa ne durumdaydı hatırlıyor musunuz? Ya da 12 Eylül’de borsa ne durumdaydı, Türkiye ekonomisi dış basın tarafından takip ediliyor muydu? Çünkü Türkiye’ye yabancı sermaye gelmiyordu, askerler vardı, faşizm vardı. Şimdi Suriye merak ediyor, ne oldu acaba diye soruyor. Bunlar normal şeyler. Olur da, olacak da. Almanya’da olmuyor mu? Frankfurt dünya kapitalizminin finansal başkentlerinden bir tanesidir. Polis adeta sürüklercesine krizi protesto eden genç insanları gözaltına aldı, biber gazı sıktı, coplarla dövdü. Ne oldu? Almanya’yı kim konuşuyor Frankfurt’taki bu eylemden sonra? Türkiye’deki bazı şeylerin abartılması aşırıdır, bunun da altını çizmek lazım. Bir de şunu ilave etmek istiyorum; Türkiye’ye çok büyük yatırımlar geliyor, Türkiye dışa açılıyor, artık doğrudan yabancı sermaye yatırımı dediğimiz iş ve aş yaratacak, teknoloji getirecek yatırımlar geliyor. O zaman Türkiye’de devletle büyümüş devletleşen sermaye; Türkiye’nin tabiat varlıklarına, doğal varlıklarını yağmalamış sermaye. İşte Başbakan söylüyor Koç Üniversitesi’nin nasıl kurulduğunu. Demokratik bir ülkede Koç Üniversitesi milletin, ülkenin ormanlarını yağmalayarak kurulabilir miydi? Kurulamazdı. Şimdi bunların elinden bu güç alınıyor. Türkiye’de bugün kaç tane büyük rafineri var? Bir tane değil mi, Tüpraş.  Türkiye’de 5 yıl sonra 5 tane daha Tüpraş gibi rafineri olacak, bunu Koç ister mi? İstemiyor, istemediği için bu tür Türkiye’yi karıştıracak, Türkiye’yi aşağı çekecek, Türkiye’yi eski Türkiye yapacak eylemleri ne yazık ki bu sermaye grupları destekliyor. Bunun da altını çiziyorum.” 
 

Son olarak Suriye ve İran’ın bu olaylarda rolü olup olamayacağını sorduğumuz Cemil Erten, sözlerini  şöyle tamamladı:
 

Suriye ve İran, Almanya ve Rusya’nın oyuncağı ve kuklasıdır. İran bir İslam ülkesi değildir. İran şeytandır, İran bugün Almanya ve Rusya’nın oyuncağı ve kuklasıdır. İran’daki Mollalar Rusya ve Almanya’nın oyuncaklarıdır, kuklalarıdır. Onun için İran bugün Türkiye üzerindeki bu emellerini ve Türkiye üzerindeki bu kirli oyunlarını bıraksın. İran istihbaratı Türkiye’de göstericiler arasında da vardır, oradan da çekilsin. Aynı şekilde Reyhanlı katliamını yapan Suriye istihbaratı El Muhaberat’tır ve İran’la birlikte yapmışlardır. Türkiye bütün bunları görüyor. Dolayısıyla İran’ın Türkiye’den elini çekmesi lazım ve çekecektir de.”

on5yirmi5.com