Olaylar

Cinayetlere Karışmış Birinin CHP’de İşi Ne?

ENGİN DİNÇ’İN RÖPORTAJI İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Star Gazetesi yazarı Cemil Ertem’le yaptığımız röportajın ilk bölümünde 28 Şubat ve sonrasında Türkiye’de yaşanan gelişmeler hakkında konuşmuştuk. Cemil Ertem’le röportajımızın ikinci bölümünü ise..

Cinayetlere Karışmış Birinin CHP’de İşi Ne?

ENGİN DİNÇ’İN RÖPORTAJI

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Star Gazetesi yazarı Cemil Ertem’le yaptığımız röportajın ilk bölümünde 28 Şubat ve sonrasında Türkiye’de yaşanan gelişmeler hakkında konuşmuştuk. Cemil Ertem’le röportajımızın ikinci bölümünü ise bugün yayınlıyoruz. Röportajımızın bugünkü ikinci bölümünde Cemil Ertem’in son MİT krizi ve CHP kurultayı ile Ortadoğu’daki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerini yayınlıyoruz.

MİT KRİZİ YENİ ANAYASA SÜRECİNİ BALTALAMAYA YÖNELİK BİR OPERASYON

MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın özel yetkili savcılıklar tarafından ifadeye çağırılmasının arka planında ne var? Bir de cemaat-AK Parti ayrışmasından bahsediliyor. Siz buna katılıyor musunuz? 
 
Ben bu cemaat-AK Parti ilişkisine girmek istemiyorum. Her iktidar döneminde birtakım çıkar çatışmaları olabilir. Bunlar olağandır. Ama belirleyici mi, değil mi ona bakmak lazım. Bu çatışmaların Türkiye’nin bugünün ve yarınını şekillendirecek toplumsal dinamik oluşturmasında belirleyici olduğunu düşünmüyorum. O anlamda bunun üzerinde durmuyorum. Ama bu MİT çatışmasıyla ortaya çıkan hikaye, çok açık olarak Türkiye’nin yeni anayasa sürecini baltalamaya ve bir şekilde iktidarı şaşırtmaya dönük çok ciddi bir operasyondur. İkincisi MİT gibi çok önemli bur kurumun yeniden yapılanmamasına dönük bir operasyondur. Üçüncüsü de dışarıyla ilgili, Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkinliğini, özellikle Suriye meselesi üzerinden azaltmaya ve Türkiye’nin dış politikasına vurmaya yönelik bir operasyondur. Çünkü MİT’in özellikle bu dönemde Hakan Fidan’ın yürüttüğü politikalar çerçevesinde Türkiye’nin Ortadoğu’da ve Suriye’deki politikasını destekleyen çok önemli operasyonel adımlar attığını biliyoruz.

İhsan Dağı, “savcı İsrail’in adamı mı?” diye yazdı, ben de eleştirdim. Türkiye’deki hiçbir savcı İsrail’in adamı olamaz. Ama bu tür operasyonların, özellikle Ortadoğu bölgesinde birçok çıkar çatışmasına döndüğü bir ortamda Türkiye üzerinden birtakım hesaplara hizmet ettiği de çok açıktır. Yani burada kimsenin, sayın savcının ya da operasyonu yapan emniyet yetkililerinin, devlet kurumlarının bir şeye hizmet ettiğini söylemiyorum. Tam aksine etmedikleri için, bağımsız oldukları için önlerine gelen bir dosyayı değerlendiriyorlar. Ama o dosyanın hangi aşamalardan geçip önlerine geldiği konusunu da sormamız lazım.

KILIÇDAROĞLU VAR OLAN SÜRECİN FARKINDA DEĞİL

Türkiye’nin yeni konjonktüründe, CHP de önemli bir yerde duruyor. Çünkü CHP geçmişte iyi imtihanlar vermedi. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu parti içindeki iktidarını pekiştirdi. CHP bundan sonra farklı bir politika izleyebilir mi?

Kılıçdaroğlu ile izleyemez. Kılıçdaroğlu var olan sürecin çok farkında değil; ama eskiyi tasfiye etmenin kendisi için yararlı olduğunu görüyor. Etrafındakiler ona bunu söylüyor. Ama bütün bu süreci okuyacak bir vizyona ve o bilgiye sahip olduğunu düşünmüyorum. Örneğin Suriye’deki Baas rejimini destekliyor. Türkiye’deki Ergenekon’dan çıkmış birçok “sol” gibi, emperyalizmin bir oyunu falan zannediyor. Türkiye’nin komşularla sıfır sorun politikasını, hala diktatörlerle sıfır sorun zannediyor. Halbuki bu politika, ilgili halklarla sıfır sorun politikasıdır. Dolayısıyla yeni anayasa sürecini ve bunun dinamiklerini göremiyor. Ergenekon’u okuyamıyor. Ergenekon konusunda demokratik bir tavır sergileyemiyor. Ergenekoncuları alıyor partiye, milletvekili yapıyor. Darbeci bir adamın, Meclis’ten umudunu kesmiş, Meclis’i lağvetmeye çalışan bir adamın, geçmişte cinayetlere karışmış, cinayetlerden sorumlu olduğu iddia edilen bir adamın, her nasılsa “saygın tıp adamı” unvanı almış bir adamın, CHP demokrat bir partiyse bu partide işi ne?

YENİDÜNYA DÜZENİNİN MERKEZ ÜLKELERİNDEN BİRİ HER ŞEYE RAĞMEN İRAN’DIR

Dünya da yeni bir noktaya gidiyor. ABD artık süper bir güç değil. Bölgesel güç odakları oluşmaya başladı. Çin, Rusya, Brezilya, Türkiye vb… Dünyanın yeni düzeni nedir? Bu anlamda Arap Baharı’nı nasıl okumak gerekir? Türkiye’nin İran’la ilişkileri bu konjönktürde nerede duruyor?

Bir kere şunu söyleyeyim: Türkiye’nin İran’la ilişkileri çok iyi. Türkiye’yi, şu anda hem konjonktür gereği, hem jeopolitik konumu, hem de jeoekonomik konumuyla birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye belki tarihinin en şanslı dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü krizden çıkışın dinamikleri bu bölgeden olacak. Doğu Avrupa, Afrika, özellikle Kuzey Afrika, Ortadoğu, Ön Asya… Avrupa da, krizden buradan çıkacak. Hazar’dan K. Afrika’ya kadar, oradan Nijerya’ya kadar, Hazar’dan yine Karadeniz’e bütün enerji yatakları, doğalgaz… Artık petrolün yerine doğalgaz geçiyor. Doğalgazdan sonra yenilenebilir enerji olacak. Güneş ve ısı enerjisi de burada. Sahra Çölü’nde çok ciddi güneş enerjisi kaynakları var. Onların taşınabilir hale gelmesi söz konusu. Türkiye yine rüzgar enerjisi anlamında, güneş enerjisi anlamında birçok açıdan çok zengin bir bölge. Dolayısıyla hem gerçekleşen doğalgaz hatlarının, hem de planlanan doğalgaz hatlarının Avrupa’ya taşınmasında çok önemli bir geçiş bölgesi. Aynı zamanda yeniden üretim bölgesi.

Ve genç nüfus, yani beşeri sermayenin yeni teknolojiler sayesinde hızla ivmelendiği ve beşeri sermayenin bilgiyle donandığı, bilginin akışkanlığının hızla arttığı bu dönemde herkes Türkiye’yle iyi olmak ister. Ama Türkiye kimlerle iyi olacağını seçmelidir. Türkiye İsrail’le, özellikle Netenyahu yönetimiyle iyi olamaz. Örneğin Türkiye, Esad’la iyi olamaz. Türkiye CHP gibi düşünüp, Esad’la iyi olmaya kalkarsa bütün bu olumlu taraflarını kaybetmiş olur. Bu şansı yitirmiş olur. Burada çok önemli bir şey var. Çin gelip Türkiye’yle işbirliği yapabilir. Ama Esad yönetimi Türkiye’yle iş yapmazsa bu olmaz.

Dolayısıyla bu yeni dünya düzeni dediğimiz şeyin inşa edilmesinin merkez ülkelerinden bir tanesi Türkiye, bir tanesi Rusya’dır, her şeye rağmen bir tanesi İran’dır. Ortadoğu’daki bütün bu hikâye, bu üç ülkenin eksenleri çerçevesinde gelişecektir ve Ortadoğu’nun sınırları böyle çizilecektir. Musul-Kerkük sorunu hala çözülmüş bir sorun değildir. Bu üç ülkenin temel dinamiklerinin oturmasını beklemektedir. 

KÜRT SORUNU ESAD REJİMİNİN BİTMESİNE BAĞLI

Musul-Kerkük demişken Türkiye’nin Kürt sorunu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aynı, oraya bağlıdır. Kürt sorunu yerel, ulusal bir sorun değildir. Kürt sorunu bölgesel, giderek küresel bir sorundur. Örneğin Musul-Kerkük sorunun çözümüyle Kürt sorunu çözülmez. Musul-Kerkük sorununun çözümü de dediğim gibi Suriye’de Esad rejiminin bitmesine, yeni bir demokrasi hikayesine bağlıdır. Aynı şekilde Putin’in ne yapacağına bağlıdır, yeni bir seçim olacak Rusya’da. Nasıl bir Rusya hikayesi çıkacak orada? Buna bağlıdır…

Son olarak ekonomik kriz sonrası AB’nin durumu ve Türkiye-AB ilişkileri hakkında fikrinizi almak istiyorum…
AB bu haliyle devam edemez, bu haliyle bitmiştir. Ama Avrupa Birliği bitmemiştir.  Avrupa Birliği Türkiye’yi de içine alarak devam etmek zorundadır. Avrupa Birliği’nin krizden çıkmasını ne Yunanistan’ın kurtarılması sağlayacaktır, ne başka bir şey… Avrupa Birliği’nin krizden çıkışı Türkiye’ye bağlıdır.  Avrupa Birliği Türkiye’yi de içine alıp genişlerse Avrupa krizden çıkar.

RÖPORTAJIN İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN: 

DEMİREL, ERGENEKON’UN BİR UNSURU OLARAK AÇIĞA ÇIKTI

on5yirmi5

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL