1 Temmuz’la birlikte hayatımızda neler değişti?

Hukuk
Dün yürürlüğe giren Borçlar Kanunu günlük yaşantımızı etkileyecek bir çok değişiklik içeriyor. Türk Borçlar Kanunu’nun getireceği en büyük yeniliklerden birisi ev sahibi-kiracı ilişkileri olurke...
EMOJİLE

Dün yürürlüğe giren Borçlar Kanunu günlük yaşantımızı etkileyecek bir çok değişiklik içeriyor.

Türk Borçlar Kanunu’nun getireceği en büyük yeniliklerden birisi ev sahibi-kiracı ilişkileri olurken, yeni kanun, mobbing, kefalet, faiz ve tazminatla ilgili de büyük değişiklikleri beraberinde getiriyor.

EV SAHİBİ – KİRACI İLİŞKİSİNDE NELER DEĞİŞTİ?

Ev sahibi-kiracı ilişkilerini kapsayan düzenlemeye göre, ev sahiplerinin kiracılardan talep edebileceği güvence tutarı üç aylık kira bedelini aşamayacak. güvence olarak verilen para kiracı tarafından, ‘ev sahibinin onayı olmaksızın çekilmemek üzere’ vadeli mevduat olarak bankaya yatırılacak. konut kira artışları, son bir yıllık süre içerisinde ÜFE artış oranını aşamayacak. Aile konutu olarak kullanılan dairelerde kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemeyecek. Kira bedeli yabancı para cinsi üzerinden belirlenmesi gibi durumlarda, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamayacak.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Akkanat, Yeni Borçları Kanunu’nda yer alan temel değişiklikler konusunda THE LİRA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Kira sözleşmesinde, kiraya veren, kiralananı sözleşmede öngörülen kullanma amacına uygun şekilde kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca bu hâlde bulundurmakla yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile birlikte, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin bu yükümlülüğünün sözleşme ile değiştirilemeyeceği; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu yükümlülüğün ortadan kaldırılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır (6098 s. TBK m. 301). Buna göre, söz konusu yasağa aykırı olan sözleşme hükümlerinin geçersiz sayılacağı ifade edilebilir.

Yeni Türk Borçlar Kanunu, kiralananın ayıplı teslim edilmesi hâlinde gündeme gelebilecek sonuçlar bakımından da bir takım değişiklikler içermektedir. Örneğin; kiralanan önemli ayıplar ile kiracıya teslim edilirse, kiracı kendi tercihine göre, borçlu temerrüdüne ilişkin hükümlere veya kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesine ilişkin hükümlere başvurabilecektir (6098 s. TBK m. 304/I). Bu hükmün önemi, kiracının aynı anda hem sözleşmeden dönme hem de sözleşmenin feshi imkânlarını elde etmesidir. Böylelikle ödediği kira parasını geri almak isteyen kiracının, sözleşmeden dönme yolunu kullanabileceği ifade edilebilir; fakat bu takdirde kiracının, kiralananın kullanıldığı döneme ilişkin bir sebepsiz zenginleşme talebi ile karşı karşıya kalabileceği de belirtilmelidir.

818 Borçlar Kanunumuz ise, kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde, kiracının sözleşmeyi fesih veya kira bedelinden indirim haklarından birini kullanabileceğini düzenlemekteydi (BK m. 249/II). Kiralanan teslim edilir iken, önemli olmayan ayıplar ile teslim edilir ise, yeni Türk Borçlar Kanunumuz kiracının, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan sorumluluğa ilişkin hükümlere başvurulabileceğini düzenlemektedir (TBK m. 304/II). Kiralananın teslim edilmesinden sonra ortaya çıkan ayıplar bakımından getirilen düzenlemeler incelendiğinde ise, ayıbın önemli olup olmadığına bakılmaksızın, kiracının öncelikle bu ayıbın giderilmesini isteyebileceği ifade edilmektedir (TBK m. 305/I; 306/II). Bunun yanında sonradan ortaya çıkan ayıp önemli ise, yani kiralananın öngörülen kullanım elverişliliğini ortadan kaldırıyor veya önemli ölçüde engelliyorsa, kiracı TBK m. 306/II öngörülen şekilde sözleşmeyi feshedebilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, sözleşmenin feshedilmesinden önce ödenmiş olan kira paralarının – en azından tamamının – geri istenemeyecek olmasıdır. Kiralanandaki ayıbın, sözleşmenin feshine imkân tanıyacak ölçüde önemli olmaması hâlinde ise, kiracının kiraya verene tanıdığı sürede ayıbın giderilmemesi durumunda, kiracının ayıbı kiraya veren hesabına giderebileceği ve bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebileceği düzenlenmiştir (TBK m. 306/I). Ayrıca kiraya verenin kendisine tanınan süre içerisinde mevcut ayıpları gidermemesi durumunda, kiracı, Türk Borçlar Kanunu’nun kendisine tanıdığı yeni bir seçimlik hak olarak, kiralananın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir (TBK m. 306/I). Bununla beraber kiraya verene de, kiralananın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve kiracının uğradığı zararların tamamını gidererek, kiracının sahip olduğu seçimlik hakları kullanmasını önleme imkânı tanınmıştır (TBK m. 306/III, IV).

Yine belirtmek gerekir ki; kiracının, kiralanandaki ayıp giderilene kadar, kira bedelinden söz konusu ayıp ile orantılı bir indirim yapılmasını isteme hakkı da mevcuttur (TBK m. 307). Kiralanandaki ayıp nedeni ile zarara uğrayan kiracının, kusursuzluğunu ispat edemedikçe kiraya verenden tazminat isteyebilmesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi (BK m. 250/II) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da mevcuttur (TBK m. 308). Kiracının zararlarını gidermek için sahip olduğu tazminat talep etme hakkı, diğer seçimlik haklar ile birlikte de kullanılabilecektir.

Yeni Türk Borçlar Kanunu, kira sözleşmesinin kurulmasından sonra kiralananın el değiştirmesi hâlinde, kiracıyı yeni malike karşı korumak düşüncesi ile, yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı hâline geleceğini düzenlemiştir (TBK m. 310). Buna göre kiralananın el değiştirmesi hâlinde, kira bedeli de artık yeni malike ödenecektir. 818 sayılı Borçlar Kanunumuz ise bu hususta, kiralananın ancak taşınmaz olması halinde, yeni malikin en yakın fesih tarihine kadar kiralananın kullanılmasına katlanmakla yükümlü olduğunu ve bu tarihte fesih yetkisi kullanılmaz ise, kira sözleşmesinin yeni malik tarafından kabul edilmiş olacağını düzenlemekteydi (BK m. 254/II). Bununla birlikte yeni Türk Borçlar Kanunu, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından, yeni malikin kendisinin, eşinin, altsoyunun, üstsoyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle, belirli koşullarla tahliye davası açabilmesine de imkân tanımıştır (TBK m. 351). Buna benzer bir düzenleme 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un m. 7/d hükmünde de yer almaktaydı. Ayrıca belirtmek gerekir ki, kira sözleşmesinin kurulmasından sonra, üçüncü bir kişinin, kiracının hakkını etkileyen başka bir ayni hak sahibi olması durumunda da, kiralananın el değiştirmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır (TBK m. 311).

Özellikle günlük hayatta sıkça karşılaşılabilmesi bakımından yeni Türk Borçlar Kanunu’nun ilgi çekici bir yeniliği de, kiracının kanunen, kiralananın bakımı, satılması veya daha sonra kiraya verilmesi için gerekli olduğu ölçüde, kiralananın gezilmesine izin vermekle yükümlü tutulmuş olmasıdır. Buna karşın kiraya veren de, kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek zorundadır (TBK m. 319).

Burada zikredilebilecek diğer yenilikler ise, kira sözleşmesi süresince, kiralananda kiracı veya kiraya veren tarafından değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemelerdir. Yeni Türk Borçlar Kanunu, kiraya verene kiralanan üzerinde, kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik ve değişiklikleri yapabilme yetkisi verdiği gibi (TBK m. 320); kiracıya da, kiraya verenin yazılı rızasını almak şartıyla kiralananda değişiklikler yapabilme yetkisi tanımaktadır (TBK m. 321).

Yine yeni Türk Borçlar Kanunu’nun kiracıyı koruyan bir başka hükmüne göre, kira sözleşmesinin sona ermesi hâlinde, kiralananın sözleşmeye aykırı kullanılmasından doğan zararların giderimi haricinde, kiracı tarafından başka bir tazminat ödeneceğinin önceden taahhüt edilmiş olması geçersiz sayılmıştır (TBK m. 334/II). Ayrıca kira sözleşmesinde tarafların, sözleşmenin yenilenmesi hâli için, ileriki yıllar için kira bedelini kararlaştırmaları, kararlaştırılan bedelin bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemesi şartıyla geçerli sayılmıştır (TBK m. 344/I). Kira bedelinin yabancı para olarak kararlaştırıldığı durumlarda ise, beş yıl geçmedikçe kira bedelinin değiştirilemeyeceği hükme bağlanmıştır (TBK m. 344/IV). Ayrıca kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda, sonraki kira bedellerinin muaccel sayılacağına dair anlaşmalar geçersiz sayılmıştır (TBK m. 346).

Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşmenin birer yıllık aralıklarla yenilenmesi sonucu uzama süresinin 10 yılı bulması durumunda,  kiraya verenin uzama yılının bitiminden en az üç ay evvel bildirimde bulunması durumunda sebep göstermeksizin kira sözleşmesini sona erdirmesi mümkün hâle gelmiştir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde de, kiraya verene, kiranın başlangıcından 10 yıl sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimi ile sözleşmeyi sona erdirme imkânı tanınmıştır (TBK m. 347).

Kira sözleşmesinin sona ermesi bakımından dikkat çeken bir başka değişiklik ise, artık sadece kiraya verenin kendisi, eşi ve çocuklarının ihtiyacı için değil, kiraya verenin, altsoyu ve üstsoyundaki bütün bireylerin ve kanunen bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin de konut veya işyeri ihtiyacı için, kiralananın tahliyesi istenebilecektir (TBK m. 350).

Yukarıda genel hatları ile açıklanan yenilikler göz önünde bulundurulduğunda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda kiracıyı koruma amacı güden düzenlemelere ağırlıklı olarak yer verildiği ve kiracının hukukî konumunun güçlendirilmek istendiği, bununla beraber bazı hükümlerin ise kiraya veren lehine bir takım değişiklikler içerdiği ifade edilebilir.

FAİZ ORANLARI KARŞISINDA BORÇLU KORUNACAK

Anapara faizi bakımından, TBK m. 88 hükmüne göre, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre (6095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun) belirlenecektir. Anapara faiz oranının sözleşme ile kararlaştırıldığı durumlarda ise, bu faiz oranı, mevzuat hükümlerine göre ödenmesi gereken faiz oranının %50’sini aşamayacaktır. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda, sözleşme ile kararlaştırılan faiz oranları bakımından böyle bir üst sınır öngörülmüş değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun emredici bir hüküm ile getirdiği bu üst sınır sayesinde, borçlunun olağanüstü faiz oranları karşısında korunması sağlanacaktır. Üst sınırı aşan anlaşmalar ise, bütünüyle geçersiz sayılmayıp, sözleşmedeki faiz oranı üst sınır üzerinde kararlaştırılmış kabul edilecektir.

Temerrüt faizi bakımından ise, TBK m. 120 hükmü uyarınca, sözleşmede bir temerrüt faizi oranı kararlaştırılmamış ise, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre temerrüt faizi oranı belirlenecektir. Temerrüt faizi oranının sözleşme ile kararlaştırılması hâlinde ise, bu faiz oranı, mevzuat hükümlerine göre belirlenen yıllık faiz oranının %100 fazlasını aşamayacaktır. 818 sayılı Borçlar Kanunumuzda ise, sözleşme ile kararlaştırılan temerrüt faizi oranı bakımından da bir üst sınır öngörülmüş değildi. 

Anapara ve temerrüt faizinin sözleşme ile kararlaştırılmaması hâlinde uygulanacak olan faiz oranları, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uyarınca belirlenmektedir. Buna karşın ifade etmek gerekir ki; 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu m. 8/I hükmü uyarınca, ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenebileceğinden, ticari işlerde, anapara ve temerrüt faizi bakımından yeni Türk Borçlar Kanunu ile birlikte getirilen sınırlamalar uygulama alanı bulmayacaktır. Buna karşın ticari işlerde, çok yüksek düzeyde kararlaştırılan faiz oranı, kişilik haklarına ve ahlâka aykırılık sebebiyle geçersiz sayılabilir.


İŞÇİSİNİ KORUMAYAN İŞVERENİ NELER BEKLİYOR?

İşçinin işverene hem kişisel hem de ekonomik yönden bağımlı olması, işçinin kişisel ve iktisadi açıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunmasını zorunlu kılmıştır. Sözleşmenin esas unsuru insan emeği ve hizmeti olduğundan, sadece maddi kazanç değil, işçinin kişiliğinin de korunması söz konusudur. Bu nedenle, işçinin sadakat borcunun bir karşılığı olarak, işveren de işçiyi korumak ve gözetmekle yükümlüdür. Söz konusu borç, 818 sayılı Borçlar Kanununun 322. maddesinde yer almaktadır. Buna göre işveren, çalışmadan kaynaklı tehlikelere karşı işçiyi korumak ve gerekli önlemleri almak, işçiye sağlıklı bir yaşam yeri temin etmekle yükümlüdür.

Türk Borçlar Kanunu ise “İşçinin kişiliğinin korunması” başlığını kullanarak, “işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür” hükmünü getirmiştir.

İşçinin kişiliğinin korunması, onun yaşamının, sağlığının, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün, şeref ve haysiyetinin, ahlaki değerlerinin ve genel olarak özgürlüğünün korunması anlamına gelmekte olup, hakkında kanuni düzenleme bulunmasa dahi işverenin işçiyi gözetme borcunun bir gereği olduğu için, bütün iş ilişkilerinde işverenin borçları arasında yer alır. Zira işverenin işçinin kişiliğini koruma borcu, Medeni Kanun 23 vd maddeleri ile Türk Borçlar Kanunu m. 58’de (818 sayılı kanun m. 49) genel olarak düzenlenmiş bulunan kişiliğin korunması hükümlerin hizmet sözleşmesine yansımasıdır. Dolayısıyla, işçinin kişiliğini koruma ve bu kapsamda tacize karşı önlem alma yükümlülüğü halihazırda bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu bu nedenle 818 sayılı kanundan farklı bir yükümlülük getirmemekte, sadece iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alma borcu ile işverenin işçiyi gözetme borcunu tek bir madde altında ve daha ayrıntılı bir şekilde düzenlemektedir. Belirtmek gerekir ki, psikolojik taciz (mobbing) kavramı hukukumuzda ilk defa Türk Borçlar Kanunu ile kullanılmıştır. Son dönemlerde mahkeme kararlarında da işçiyi gözetme borcunun bir görünümü olarak yer bulan psikolojik taciz böylece kanunda yer bulmuştur.

İşçinin kişiliğinin korunması ve bu bağlamda tacizin önlenmesi için gerekli önlemin alınmaması ve bu nedenle işçinin ölmesi, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlali halinde, TBK m. 417/3 uyarınca işveren, sözleşmeye aykırılıktan dolayı sorumlu tutulacaktır. Söz konusu ihlalin hizmet sözleşmesine yansıması ise, işçinin derhal fesih hakkını kullanabilmesi olacaktır. Zira işçinin kişilik hakları ihlaline karşı önlem alınmaması, hizmet ilişkisinin sürdürülmesinin beklenemeyeceği bir durumdur ve derhal fesih için haklı neden oluşturur. Bu halde işçi, herhangi bir ihbar öneli olmaksızın hizmet sözleşmesini TBK m. 435 uyarınca feshedebilecektir. Haklı sebeple feshin bir sonucu olarak işveren, sebep olduğu zararı tamamen gidermekle sorumlu olacaktır.

Söz konusu taciz cinsel taciz kapsamında ise, cezai sorumluluğun da ayrıca takdir edileceği şüphesizdir.

YILLIK İZİN

818 sayılı kanun istirahat zamanları başlığı altında sadece hafta tatili ve iş arama iznini düzenlemişken, Türk Borçlar Kanunu bunlara ilave olarak yıllık izni de açıkça ve 4 madde ile hüküm altına almıştır. Yıllık izne dair söz konusu hükümler, İsviçre Borçlar Kanunu’nun çevirisi niteliğindedir.

Hafta tatili ve iş arama izni: 818 sayılı Borçlar Kanunu hafta tatilinin mutad gün ve saatlerde kullanılacağını, iş arama izninin ise sadece münasip bir zaman olacağını belirtmiştir. Türk Borçlar Kanunu ile ise hafta tatilinin kural olarak Pazar günü olacağı, sadece Pazar günü olmasına koşullar imkân vermezse başka bir gün olarak belirlenebileceği hükmü getirilmiştir. İş arama izni ise günde iki saat olarak belirlenmiştir. Böylece bu iki iznin kullanımına ilişkin koşullar netleştirilmiştir ve İş Kanunu’nda belirtilen iş arama izninin günde en az iki saat olabileceği hükmü ile uyum sağlanmıştır. Ayrıca 818 sayılı kanunda izin gün ve saatleri belirlenirken işverenin menfaatlerinin gözetileceği hükmü yerine, saatler ve günler belirlenirken hem işverenin hem de işçinin haklı menfaatlerinin göz önüne alınacağı belirtilmektedir.

Yıllık izin: 818 sayılı kanunun yer vermediği yıllık izni Türk Borçlar Kanunu süresi, indirimi, kullanılması ve ücreti şeklinde dört hükümle düzenlemiştir.

TBK yıllık izin süresini belirlerken İş Kanununda öngörülen kıdeme göre izin süresi sistemini benimsememiş, en az bir yıl çalışan işçiye en az iki hafta yıllık izin verilmesini öngörmüştür. 18 yaşından küçük işçiler ile 50 yaşından büyük işçilerin yıllık izni ise en az 3 hafta olacaktır. (Bu süre İş Kanunu’nda 20 gün olarak belirlenmiştir). Kısaca belirtecek olursak, yıllık izne hak kazanmanın şartları TBK’ya tabi bir hizmet sözleşmesi ile çalışmak ve en az bir yıldan beri çalışıyor olmaktır.

İşçinin bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun süreyle hizmeti yerine getirememesi halinde, işveren yıllık izin süresinden bir ay için bir gün indirim yapabilecektir. Kanun ayrıca, yıllık izinden indirim yapılamayacak halleri de belirtmiştir. Buna göre, işçinin kusuru olmaksızın hizmet göremediği durumlarda en çok üç aya kadarki devamsızlık için işveren yıllık izinden indirim yapamaz. Bu durumlara örnek olarak hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün ya da kamu görevinin yerine getirilmesi halleri gösterilmiştir. Gebelik ve doğum sebebiyle en çok üç ay iş göremeyen kadın işçi için de yıllık izinden indirim yasağı geçerlidir. Belirtmek gerekir ki, yıllık izinden indirim yapılamayacak halleri belirten bu iki fıkra emredicidir. Hizmet sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle aksine hüküm konulamaz. Böylece TBK, mevcut İş Kanunu’nda da yer bulmayan yıllık izinden indirim yapılması kurumunu getirmiş olmaktadır.

Yıllık iznin aralıksız kullanılacağı esası benimsenmiş, tarafların anlaşması halinde ise ikiye bölünebileceği öngörülmüştür. Böylece İş Kanunundaki genel kural benimsenmiş olsa da, İş Kanunu’nda öngörülen yıllık iznin her bölümü 10 günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebileceği hükmünden ayrılınmıştır. İlgili maddeye göre işveren, yıllık iznin zamanını belirlerken, işçinin isteklerini işyeri menfaatiyle bağdaştığı ölçüde dikkate alır.

TBK m. 425’te ise, yıllık izinden hizmet sözleşmesi devam ederken alınacak para veya menfaatler karşılığı feragat edilemeyeceği, sadece hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin için son ücreti üzerinden hesaplanacak tutarın kendisine iade edileceği düzenlenmiştir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı ise sözleşmenin sona ermesi ile başlayacaktır, yoksa izne hak kazanılmasıyla değil. Bu madde ile İş Kanununun yıllık iznin ücretine ilişkin 59. maddesi ile uyum sağlanmıştır.

The Lira

Yorumla

FİKRİNİ BELİRT TARTIŞMAYA KATIL

Bu Yazıya İlk Yorumu Siz Yapın!
nem kurutmakoku giderme