Yeni Bir Devri Başlatan Savcı: Zekeriya Öz

Büşra Erdal’in Haber Portresi

Öz’ün 12 Haziran 2007’de başlattığı Ergenekon soruşturması, ‘dokunulamayanların’ yargı önüne çıkarılmasıyla demokraside büyük bir adım oldu. Soruşturma sürecinde, suikast ve eylem planları, cephanelikler, millete yönelik komplo belgeleri ele geçirildi.

Türkiye’nin gündemine oturan Öz’ün hukuk serüveni ise babasına kızmasıyla başlamış. İşlettikleri markette yardım ettiği babasıyla tartışan Öz, yarıda bıraktığı eğitimine devam kararı almış. Üniversite sınavını kazanıp, İstanbul Hukuk Fakültesi’nin yolunu tutmuş.

1968 yılında Bursa’da dünyaya gelen Zekeriya Öz, ilköğretim ve liseyi burada okudu.

İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanınca İstanbul’a geldi. Zekâsıyla dikkat çeken Öz, inatçılığıyla da ön plana çıktı. Yenilgiyi kabul etmiyordu. Bu özelliği sebebiyle arkadaşları tarafından ‘Yavuz’ diye çağrılıyordu. 1986 yılında girdiği hukuk fakültesinden 1991 yılında mezun oldu. Bursa’da avukatlığa başladı. 1994’te ise savcı oldu. İlk görev yeri Aydın Çine’ydi. Dört yıl sonra Mutki’ye atandı. Balıkesir Bigadiç’te de görev yaptı. 2004 yılında ise İstanbul’a geldi. 1 yıl Ümraniye savcılığı yaptı. 2005’te özel yetkili savcı yapılarak Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde görevlendirildi.

Çete ve terör soruşturmalarını yürütürken, ismi ilk 15-20 Kasım 2003’te yaşanan El Kaide saldırılarında gündeme gelen Louai Sakka’yı operasyonla yakalattı. Eski Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’in kardeşinin gözaltına alındığı çete soruşturmasını yaptıktan sonra 2007’de Adalet Bakanlığı’nın Öz’ün başka bir ile başsavcı olarak atanması talebin dönemin HSYK’sı tarafından reddedilmişti. Daha sonra ise Ergenekon operasyonları nedeniyle görevinden alınması için korsan kararnamelerde adı geçen Öz, yerinde kalmayı sürdürdü. Öz, son olarak 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan 27 el bombası olayı soruşturmasına verildi. Ümraniye soruşturması diye başlayan süreç ‘Ergenekon’ terör örgütüne uzandı. Ergenekon sürecinde ‘derin devlet’ bir ucundan tutularak su yüzüne çıkarılmaya başlandı. Bunda şüphesiz Savcı Öz’ün cesareti kadar işlediği hukuki taktik de çok önemli. Zaman zaman yasaları çok geniş uygulamakla eleştirildi. ‘Türkiye savcısı oldu’ şeklinde tepkiler de aldı. Ancak o, Ergenekon diye bir soruşturmayı tek merkezden yürütmeyi ve gövdeyi parçalamadan sonuca ulaşmayı amaçladı. Ergenekon soruşturmasına sıradan bir çete soruşturması muamelesi yapmadı ve bu nedenle de başarıya ulaştı. CMK’da verilen bütün yetkileri sonuna kadar kullandı. Gizli tanıkları dinledi. İhbarları ciddiye alarak her ayrıntıyı araştırdı. Daha ilk günden itibaren, soruşturma Ergenekon adını almamışken ‘delilden sanığa gitme’ taktiğini uyguladı. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) önemli kuralını uygulayan Öz, Ümraniye’de 27 el bombası bulunmasından başlayarak Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik bombalı eylemleri birleştirdi. Önce delilleri bulup sonra sanıklara ulaştı.

Zekeriya Öz, 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de 27 el bombasının bulunmasıyla ilgili olayda görevlendirildi. Ümraniye’deki operasyondan hemen sonra 26 Haziran 2007’de Eskişehir’de özel kuvvetlerden emekli Binbaşı Fikret Emek’in annesinin evinde yapılan aramada da patlayıcılar ve silahlar bulundu. Bu arada Öz’e yönelik baskılar da arttı. Ocak 2008’e gelindiğinde kamuoyunda o aşamada biteceği intibaı uyandırılan soruşturmayı büyük bir hızla derinleştirdi. Ergenekon soruşturmasına birçok savcı ve hakimin katkısı oldu. Ancak Öz, soruşturmayı başlatan ve önemli aşamaları cesaretle davalara dönüştürerek Türk siyaset ve hukuk tarihine önemli katkıda bulundu. 2007 yılında başlattığı soruşturmayı bir an bile ortada bırakmadı. Ergenekon sanıkları ve avukatlarının, HSYK’nın baskılarına direndi. Ergenekon soruşturmasının en kritik aşamasında ‘hücre eylemlerini’ çözmeye yönelik kritik kararları alıp uygulamaya başladı.

‘DERİN DEVLET’LE MÜCADELENİN SİMGESİ OLDU

Derin devlet yapılanmalarının üstüne gidilebileceğinin en önemli simgesi haline geldi. Öz’ün rütbesine, makamına bakmadan herkese dokunulabileceğini gösteren azmi halen görevdeki savcılara da örnek oldu. Balyoz darbe planı, Diyarbakır’da faili meçhuller soruşturma ve davaları da bu sürecin sonucu olarak açıldı. Öz, daha dördüncü yılını doldurmadan, Ergenekon soruşturmasından alınsa da kendisinden sonra gelecek hukuki gelişmelere de emsal teşkil eden cesur uygulamalar yaptı. Genelkurmay’dan, HSYK’dan emir alan savcılar dönemini kapatıp, tehditlere de boyun eğmeden bir soruşturmada nasıl başarılı olunabileceğini gösterdi. Bundan sonra hiçbir karanlık plan ya da eylem, eskisi gibi dolaplarda kilitli kalamayacak…

Birçok başarılı soruşturmaya imza attı, İşte onlardan bazıları:

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün ismi 3 Kasım 1996’da yaşanan Susurluk kazası sırasında bir efsaneydi. Değil tutuklanıp cezaevine konulmak, TBMM’ye gelip ifade dahi vermemişti. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın derinleştirdiği soruşturmada Küçük, Ergenekon belgeleri kapsamında örgüt kurup yönetmek, darbe teşebbüsü suçlarından tutuklandı.

‘Türban için işlendi’ denilen Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombalı eylemlerin Ergenekon’la bağlantısını tespit etti. Eğer savcılar üzerine gitmese, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet’e bomba atılması eylemleri ‘türban’ gerekçesiyle denilerek Yargıtay’da da onanıp tarihe bir şekilde ‘faili meçhul’ cinayet gibi geçecekti. Ve suç mütedeyyin kesimlerin üzerinde kalacaktı. Öz’ün takibiyle Danıştay’ın güvenlik kameralarının olaydan önce bozulduğu, görüntülerin silindiği tespit edildi.

Üst üste işlenen cinayetler durdu. Türkiye, 2005 yılından itibaren karanlık cinayetlere sahne olmaya başladı. 2005’te Rahip Santoro öldürüldü. Ardından Danıştay saldırısı yaşandı. Hakim Mustafa Yücel Özbilgin, hayatını kaybetti. 2007’nin Ocak ayında namlunun ucunda Hrant Dink vardı. Üç ay sonra ise Zirve katliamı sahneye konuldu. Ergenekon soruşturmasının başladığı 2007 yılının Haziran ayından bu yana Türkiye’de faili meçhul cinayet işlenmiyor.

2003-2004 yıllarında hazırlandığı iddia edilen Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli darbe planları ile ilgili eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’la birlikte çok sayıda isim gözaltına alındı. İddianame hazırlandı. Şahıslar yargı önüne çıkarıldı.

KAFES eylem PLANI deşifre edildi

Ülkeyi kana bulayacak cephanelikleri ortaya çıkarttı. Ankara Gölbaşı’nda bombalar ele geçirildi. Yarbay Mustafa Dönmez’in Sapanca’daki evinde yine 22 el bombası bulundu. Poyrazköy Keçilik mevkiinde yapılan aramada LAW silahları ele geçirildi. Azınlıklara yönelik Kafes planı çıktı. Poyrazköy cephaneliği ile ilgili tutuklanan emekli Binbaşı Levent Bektaş’tan el konulan CD’nin içinde daha sonra azınlıklara yönelik ‘Kafes Planı’ çıktığı açıklandı. Bunun üzerine Kafes planında adı geçen Koramiral Kadir Sağdıç’ın da aralarında bulunduğu askerler Kafes planıyla ilgili iddianamede sanık oldu. Kafes planında Hrant Dink cinayetinden ‘operasyon’ diye bahsediliyordu.

Kaos planını da ortaya çıkardı

‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ kamuoyunu sarsmıştı. Avukat Serdar Öztürk’ün ofisinde çıkan fotokopi belgede, cemaatin evlerinde silah bulunmasının sağlanması isteniyordu. Belgeye göre, cemaat evlerine silahlar yerleştirilecek, sonra aynı silahlar asker marifetiyle bulunacak ve masum insanlar askerî mahkemelerde terör suçlamasıyla hakim karşısına çıkarılacaktı. Belge için Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, "Kâğıt parçası." dedi. Bir meçhul subay, Eylül 2009’da Çiçek’in ıslak imzasını taşıyan orijinal belgeyi İstanbul Başsavcılığı’na gönderdi. Belge, gerçekliğinin tespiti için Adli Tıp Kurumu’na ulaştırıldı. Adli Tıp, imzanın Çiçek’in eli ürünü olduğunu rapor etti. Bunun üzerine Dursun Çiçek tutuklandı. (Zaman]