Çocuk

Çocuklar ‘Nasıl’ Sorumluluk Alır?

Sorumluluk her insanın çocukluğunda aile ortamında edinmesi gereken, gelecekte yetişkinlik döneminde hayatta başarılı olmayı sağlayan başlıca değerlerden birisidir. Sorumluluk ne demektir? Sorumluluk, başkalarına saygı göstermek ve kendi davranışlarının sonuçlarına sahip..

Çocuklar ‘Nasıl’ Sorumluluk Alır?

Sorumluluk her insanın çocukluğunda aile ortamında edinmesi gereken, gelecekte yetişkinlik döneminde hayatta başarılı olmayı sağlayan başlıca değerlerden birisidir.

Sorumluluk ne demektir?
Sorumluluk, başkalarına saygı göstermek ve kendi davranışlarının sonuçlarına sahip çıkmaktır. Bu değere uygun olarak yaşamak, duygusal açıdan olgunlaşmayı da beraberinde getirir.
Sorumluluk sahibi çocukların ortak özellikleri nelerdir? Bu tür çocuklar
· Kendi kararlarını alabilen,
· Karar alırken ellerindeki kaynakları etkin bir biçimde kullanabilen,
· Değer yargılarını gözetebilen,
· Bağımsız hareket edebilen,
· Özgüven duygusu gelişmiş,
· Başkalarının haklarını çiğnemeden, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen çocuklardır.
Sorumluluğun farklı türleri neleri kapsar? Sorumluluk kavramı;
1. Kurallara uyabilmeyi,
2. Sağduyulu olabilmeyi,
3. Başkalarına ve sahip olduklarına karşı saygı, özen ve merhamet gösterebilmeyi,
4. Dürüst olabilmeyi,
5. Değerlerimize uygun olarak cesaret gösterebilmeyi ve kendini kontrol edebilmeyi,
6. Benlik saygısı geliştirebilmeyi içerir.

1. Kurallara uyabilme; Çocuklar doğdukları andan itibaren aile ortamında anne – babalarının koyduğu sınırlar ve anaokula başladıklarında ise öğretmenleriyle birlikte sınıf ve okul kurallarıyla tanışırlar. Küçük yaştan itibaren belirli sınırlar ve kurallarla büyütülmüş çocuklar gelecekte çevresine ve içinde yaşadıkları topluma uyumlu bireyler olarak büyürler. Bu durumun aksi bir biçimde büyütülmüş çocuklar ise, özellikle okul çağında davranış sorunları göstererek, kendilerine sınırlar konulmasını beklediklerini ifade etmeye ve bu yolla anne – babalarının dikkatini çekmeye çalışırlar.
2. Sağduyulu olabilme: Küçük yaştan itibaren ister kardeşleriyle olsun, ister akranlarıyla yaşadıkları çatışma durumlarında çocuklar, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilme ve düşüncelerine uygun bir karar alabilme zorunluluğu ile baş başa kalırlar. Yaşadığı herhangi bir sorunda, kendi kendine karar almakta özgür bırakılmış bir çocuk gelecekte de aynı beceriyi sergileyebilecektir. Oysa ki, aşırı korumacı bir ailede büyütülmüş olan bir çocuk, kendi doğrusu ve yanlışını belirlemekte ve sonrasında ise bunlara bağlı olarak çatışma yaşadığında mantıklı kararlar almakta zorlanacaktır.
3. Başkalarına ve sahip olduklarına karşı saygı, özen ve merhamet gösterebilme: Okul öncesi dönemdeki çocuklar, olayları kendi algıları ve önceliklerine gore yorumlarlar. 10 yaşından itibaren çocuklar, "empati" olarak ta ifade edilen; olayları başkalarının bakış açısıyla algılayabilmeyi başarırlar. Bu durum çocuklarda duygudaşlığa yani diğer insanların duygularının, kendi hissettiklerine benzer olduğunu fark etmelerine yol açar. Burada önemli bir nokta, anne – babalar olarak bizimle aynı inançları ya da zevkleri paylaşmayanlara karşı hoşgörülü davranarak çocuklarımıza bu konuda örnek olmaktır. Bunu da ancak herkese din, dil, ırk, cinsiyet ve etnik köken ayrımı yapmadan eşit davranarak gerçekleştirebiliriz.
4. Dürüst olabilme: Dürüstlük çocuklarımıza aşılayabileceğimiz en önemli değerlerden biridir. Bu değer; sadece doğruyu söylemeyi değil, bunun yanında hayatta önemli kararları somut kanıtlara dayandırarak almayı, kendimize karşı dürüst olmayı ve öz – eleştiri yapabilmeyi; kendi hatalarımız ve önyargılarımızla yüzleşebilmeyi, hatalarımızdan ders çıkarmayı ve onları düzeltmek için elimizden geleni yapabilmeyi de kapsar. Özellikle ikili ilişkilerde birlikte yaşamanın ve ilişkiyi sürdürebilmenin öncelikli olarak bireysel açıdan dürüstlük ve karşılıklı güvene bağlı olduğunu hatırladığımızda, dürüstlük değerini içeren tavırları anne – baba olarak sergilememizin, çocuklarımıza iyi bir rol model olma adına ne kadar önem taşıdığı bir kez daha anlaşılır.
5. Değerlerimize uygun olarak cesaret gösterebilme ve kendini kontrol edebilme: Burada kastedilen cesaret; hem önemli kararları kanıta dayandırarak almayı içeren zihinsel cesareti, hem fiziksel cesareti, hem de değerlerimize sahip çıktığımız ahlaki cesareti içerir. Burada üzerinde özellikle durmak istediğim birkaç önemli nokta var. Öncelikli olarak cesur olmak hiçbir olaydan ya da nesneden korkmamak anlamına gelmez. Dolayısıyla anne – babalar olarak once kendi korkularımızla yüzleşebilmeli ve bunlarla başa çıkmayı becerebilmeliyiz ki, çocuklarımıza kendi korkularının üstesinden gelirken etkin bir biçimde onlara destek olabilelim. Bunun dışında hayattaki sorumluluklarımızın bilincinde olma ve sonunda bazı kişisel zararlar yaşamamız söz konusu olsa dahi, bir duruşa sahip olarak ahlaki açıdan doğru olanı yapmak ta yine burada anlatılmaya çalışılan cesaret değeri ile ilgilidir. Ayrıca anne – baba olarak değerlerimze ters gelen durumlarda hayır diyebilmek cesaretini göstermek; çocuklarımızın bizi örnek alarak özellikle ergenlik döneminde karşılarına çıkabilecek yanlış alışkanlıklara (örn. Sigara vb.) karşı koyabilmelerine olanak tanıyacaktır. Bir başka önemli nokta ise, anne – baba olarak uzun sureli taahhütlere uyabilmek; böylece kararlı olabilmektir. Kızgınlık duygusuyla etkin bir biçimde başa çıkabilen, sabırlı olmayı başarabilen anne – babalar da bu tutumlarıyla çocuklarına çok değerli bir miras bırakmış olurlar.
6. Benlik saygısı geliştirebilme: Kendi tutum ve davranışlarımızdan ayrıca zor kazanılmış başarılarımızdan memnun olabilme, fiziksel – ruhsal sağlığımızı ve güvenliğimizi önemseme, başka insanlar tarafından kötü davranılmaya ve fikren yönlendirilmeye izin vermeme anlamlarını taşır. Anne – babalar olarak özel – iş hayatımızda elimizden geleni yaptığımızda başarısız olsak dahi bu durumdan utanç duymamalıyız. Böylece çocuklarımıza zaman zaman hayatta takılıp düşseler bile yeniden başlama şansları olduğu umudunu aşılamış oluruz.
 

Sabah

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL